Kayıtlar

Dijital Çağın Nöral Bedeli: Yapay Zeka, Bilişsel Rezerv ve Beyin Sağlığı

Resim
Yazan: Dr. Öğr. Üyesi Selcen Yetkin Özden -  Bilişsel Evrim mi, Bilişsel Gerileme mi? İnsan beyninin evrimi incelendiğinde, en çarpıcı büyümenin prefrontal korteks (PFC) bölgesinde yaşandığı görülmektedir. Evrimsel süreçte limbik sistem, hayatta kalma güdüleri ve anlık tepkilerle ilgilenirken; PFC, bu dürtüleri denetleme, geleceği planlama ve karmaşık problem çözme gibi üst düzey bilişsel işlevleri üstlenmiştir. İnsanı doğayı dönüştürerek teknoloji üretmeye iten şey, tam da PFC'nin sunduğu "zihinde simülasyon yapma", yani olası senaryoları hesaplama yeteneğidir (Fuster, 2008). Ne var ki bugün bu tablonun tersine dönme riski tartışılmaktadır: Bizi insan yapan nöral yapıyı en çok zorlayan süreçler, yapay zeka ve dijitalleşme tarafından sistematik biçimde devre dışı bırakılıyor olabilir mi? "Kullan ya da Kaybet": Sinaptik Plastisite ve Dijital Çağın Paradoksu Nörobilimin temel ilkelerinden biri olan sinaptik plastisite, beynin deneyimlere bağlı olarak nöronlar aras...

Homofili: Yakın Arkadaşlarımızla Neden Birbirimize Benzeriz?

Resim
Yazan: Şevval Buse Bayram -  Hiç yakın bir arkadaşınızla aynı cümleyi aynı anda kurduğunuz, birbirinize baktığınızda o an ne düşündüğünüzü anladığınız anlar oldu mu? Ya da yaşadığınız bir olaya çok benzer tepkiler verdiğiniz? Sevdiğiniz ve sevmediğiniz şeylerin bu kadar örtüşmesi bir tesadüf mü peki? Çevrenizdeki en yakınlarınızı bir düşünün. Dünyaya karşı bakış açılarınız, ortak zevkleriniz, olayları yorumlama biçiminiz ne kadar da benzer öyle değil mi? Peki bize benzeyen insanları biz mi seçiyoruz, yoksa zamanla birbirimizin birer kopyası haline mi geliyoruz? Yanımızdaki kişiyle aynı şeye aynı anda gülmek, aynı duruma aynı tepkileri vermek hatta sessizken bile aynı şeyi düşünmek… arkadaşlıkların temelinde yatan bu uyum sadece bir tesadüf mü yoksa bilimsel bir karşılığı var mı?

Dead Poets Society

Resim
Yazan: Emirhan Kırkaç -  1989 yapımı olan, Peter Weir yönetmenliğinde çekilmiş Ölü Ozanlar Derneği (Dead Poets Society), kendini bulma, keşfetme ve mevcut sisteme başkaldırı hikayesidir. Film son derece muhafazakar, katı kurallarıyla övünen köklü yatılı okul olan Welton Akademisi’nde geçer. Gelenek, Onur, Disiplin ve Mükemmellik gibi dört sarsılmaz sütun üzerine kurulan okula yeni bir edebiyat öğretmeni John Keating’in dahil olmasıyla düzen değişir. Keating, edebiyatı hayatı hissetmenin ve "Carpe Diem" (Anı Yaşa) felsefesiyle hayatlarımıza anlam katan bir aracı olarak sunar. Film, bu yeni bakış açısıyla hayata farklı gözle bakmaya başlayan gençlerin kendilerinden beklenen kalıplara uymak yerine gerçek potansiyellerini keşfetmeleri ve bunlar arasındaki çatışmayı anlatır.

Bir Ömür Nasıl Yaşanır?

Resim
Yazan: Sude Naz Değirmenci - İlber hocanın anısına...

Bir Aile Meselesi

Resim
Yazan: Ayşe Eda Güler Stres günlük hayatımızdan çıkarabileceğimiz bir olgu değil. Dünya’ya ilk geldiğimiz andan itibaren çeşitli sorunlarla mücadele etmeye başlıyoruz ve farklı gelişim süreçlerine bağlı olarak bu sorunlar değişiyor. Değişmeyen tek şey ise stresin hayatımızda o ya da bu sebepten var olduğu gerçeği.  Stresi tamamen kötü bir şey olarak adlandırmak da doğru değil çünkü harekete geçmemiz için hayatımızda belli bir miktar strese ihtiyacımız var. Öte yandan kaldırabileceğimizden fazla stresin bize birçok açıdan zarar verebileceğini de unutmamız gerekiyor. Psikolojide ‘’Diyatez-Stres Modeli’’ isimli patolojilerin ortaya çıkışını açıklayan bir yaklaşım var. Bu yaklaşıma göre kişi bazı diyatezlerle (yatkınlıklarla) dünyaya gelir ve yüksek stresli durumlarla karşılaşması bu diyatezlerin patolojiye dönmesine sebebiyet verebilir. Fakat her genetik yatkınlığa sahip kişi, ağır stresli bir durumla karşılaştığında otomatik bir şekilde patolojiye sahip olmaz. Çünkü insan robot değil...

Neden Gençlik Şarkıları Bizi Tanımlıyor: Müzikal Hafızanın Bilimi

Resim
Çeviren: Işıl İrem Sönmez -  Özet: Küresel bir araştırma, bizde duygusal olarak en çok yankı uyandıran müziklerin genellikle ergenlik dönemimizden geldiğini ve bu etkilerin genellikle 17 yaş civarında zirveye ulaştığını ortaya koyuyor. Bu “anımsama patlaması” (reminiscence bump)*, gelişmekte olan beyinlerimizin kimliğimizi şekillendirmeye yardımcı olan müziksel anıları en güçlü şekilde kodladığı dönemi işaret ediyor.

FOMO’dan kurtulup JOMO (joy of missing out)’yu nasıl benimseriz?

Resim
Çeviren: Sümeyye Torpi - Hiç bir partiye çağrılmadığınız, parlak yeni fırsatları veya sosyal medya paylaşımlarını ve influencer trendlerini kaçırdığınız için içten bir sevinç hissettiniz mi? Eğer hissettiyseniz muhtemelen JOMO’yu (yeni bir şeyi kaçırmanın getirdiği mutluluk) deneyimlemişsinizdir. JOMO oldukça sıradışı bir mutluluk biçimidir çünkü olumlu bir olayın varlığından ziyade, bir olayın ya da deneyimin yokluğundan kaynaklanan olumlu duyguları içerir. Ama bu iyi oluş halini(wellbeing) destekleme açısından değerini hiç de azaltmaz. Birçok açıdan JOMO, FOMO’nun-bir şeyleri kaçırma korkusunun-tam tersi olarak değerlendirilir. FOMO; diğer insanların sizden daha çok eğlendiği, daha iyi hayat yaşadığı, daha iyi deneyimlere sahip olduğu hakkında endişeden ötürü anksiyete ve diğer negatif duyguları içerir.

Dilara Ocak Ertekin ile OKB Hakkında

Resim
1. Röportajımıza başlamadan önce kısaca kendinizden bahseder misiniz? Merhaba, ben Klinik Psikolog Dilara Ocak Ertekin. OKB ile yaşamış biri olarak bu konuyu derinlemesine ele almak benim içinde önemli. Son 10 yıldır alanın içinde yer alıyorum ve şu anda Sağlık Bakanlığına bağlı kendi özel sağlık meslek hizmet birimimde hizmet veriyorum. Röportajınız için katkıda bulunmaktan memnuniyet duyarım.

Sahte Anıların Nörobilimi - Hafızanın Yeniden İnşası

Resim
Yazar: Şevval Buse Bayram -  Daha önce hiçbir şeyi yaptığınızdan yüzde yüz emin olduğunuz halde o şeyi aslında hiç yapmadığınızı fark ettiğiniz oldu mu? Ya da çocukluğunuza dair kesin olarak hatırladığınız o anının gerçek olmama ihtimalini düşündünüz mü hiç? Çoğu zaman hafızamızdaki bilgilerin gerçekliğini sorgulamayız ve onlara kesin bir şekilde itibar ederiz, ancak hafızamız düşündüğümüz kadar kusursuz olmayabilir. Hafızamız olayları ve çevreyi tüm netliğiyle kaydeden bir kamera değildir, dışarıdan gelen müdahalelere ve içsel yanılgılara açık halde sürekli kendini yeniden yazar. Yaşanan bu durum anıları unutmakla ilgili değil, beynimizin bilgiyi kodlama, depolama ve geri çağırma sırasındaki aksaklıklardan meydana gelen bir yanılgıdır.

Otorite ve İtaat: Deneysel Bulgular Işığında Psikolojik Mekanizmalar

Resim
Yazan: Madina İmanlı İnsanlar neden otoriteye itaat eder? Daha da önemlisi, neden bazen kendi ahlaki değerlerine aykırı olsa bile verilen emirlere uyarlar? Bu soru, sosyal psikolojinin en dikkat çekici ve tartışmalı konularından biridir. İtaat, toplumsal düzenin sağlanmasında önemli bir rol oynasa da, kontrolsüz ve sorgulanmadan gerçekleştiğinde ciddi etik sorunlara yol açabilir. Günlük yaşamda bir çalışanın yöneticisinin talimatlarını sorgulamadan yerine getirmesi ya da bir öğrencinin öğretmenin otoritesine uyum göstermesi, itaatin ne kadar yaygın bir davranış olduğunu göstermektedir. Bu makalede, itaatin psikolojik mekanizmaları klasik ve modern deneysel çalışmalar ışığında ele alınacak, ayrıca bireylerin hangi koşullarda itaatsizlik gösterebildiği tartışılacaktır.

Anlarlıktan gelmek

Resim
Yazan: Dr. İbrahim Gökşin Başer | |  Bu yazıyı, aslında son birkaç yıldır öğrencilerimle hakkında konuştuğumuzu fark etmeden hakkında konuştuğumuz bir tutum üzerine yazıyorum. İçerisinde psikoloji alanına ait bazı fikirlere dolaylı göndermeler mevcut olsa da bu yazı akademik bir bilgi katmayı öngörmüyor, tamamen yeni ve benzersiz olduğu iddiasına da sahip değil, sadece okuyanlarda bir rahatsızlık uyandırmayı amaçlıyor. Böyle bir bakış açısının kendilerini gerçekten de huzursuz ettiğine dair uzun zamandır öğrencilerimden geri bildirimler alıyorum ancak bunu söylerken çoğunlukla gerekli olduğunu da ifade etmekten geri durmuyorlar. Yazının geri kalanında bahsedeceğim tuzağa düşmüyor olduğumuzu umarak konuya geçiyorum.

Sevme Sanatı

Resim
Yazan: Sude Naz Değirmenci Sevgi gerçekten bir duygu mu yoksa öğrenilebilen bir sanat mı? Erich Fromm, Sevme Sanatı adlı eserinde sevgiyi romantik bir tesadüf ya da yalnızca güçlü bir duygu olarak değil, insanın geliştirmesi gereken bir yaşam pratiği olarak ele alır. Fromm’a göre modern insanın en büyük problemi sevmeyi bilmemesi değil, sevgiyi yanlış yerde aramasıdır. İnsanlar çoğu zaman “nasıl sevilirim?” sorusuna odaklanırken, asıl sorulması gereken soru “nasıl severim?”dir.

Çocuklar için Beş Sevgi Dili

Resim
Yazan: Ayşe Eda Güler -  Hangi sevgi diline sahip olduğunuzu biliyor musunuz? Chapman’a göre her bireyin sevgiyi algılama ve ifade etme biçimi farklıdır. Toplamda beş sevgi dili kategorisi vardır. Bunlar; fiziksel temas, olumlama sözleri, hizmet eylemleri, hediyeler ve kaliteli zamandır.

Özgül Öğrenme Güçlükleri

Resim
Yazan: Dilay Yenidoğan İstanbul Medipol Üniversitesi  Türkçe Psikoloji 3. sınıf -  Her sınıfta, her evde, her ödev masasının başında aynı cümle yankılanır: “Aslında anlıyor ama yapamıyor.” Çocukların defterlerindeki yarım kalmış cevaplar, karışan harfler, yer değiştiren rakamlar çoğu zaman tembellik ya da ilgisizlikle açıklanır. Oysa bazı çocuklar için asıl sorun çaba değil; bilgiyi alma, işleme ve ifade etme yollarının yaşıtlarından farklı olmasıdır. Öğrenme güçlükleri tam da bu görünmeyen farklılığın adıdır. Çocuk elinden geleni yaparken zorlanır, tekrar tekrar dener ama aynı noktada takılı kalır. Zaman geçtikçe yalnızca akademik başarısı değil, özgüveni de sarsılmaya başlar. Üstelik bu süreç çoğu zaman geç fark edilir, çünkü dışarıdan bakıldığında “biraz daha çalışsa olur” gibi görünür. Bu yazıda, öğrenme güçlüklerini etiketlerin dar çerçevesinden çıkarıp bilimsel tanımlarla ve belirtilerle öğreneceğiz. Tanı ve tedavisi hakkında bilgilere yer vereceğiz.

Psikolojide Etiketleme, Damgalama ve Anlam Arayışı

Resim
Yazan: Ayşe Deniz Başçılar -  Ruh sağlığı alanında çalışan uzmanlar, tanı koyma sürecinde bireyin yaşadığı psikolojik problemleri sınıflandırarak anlamlandırmayı ve uygun müdahaleyi planlamayı amaçlar. Bununla birlikte tanı yalnızca klinik bir araç değil aynı zamanda toplumsal anlamlar taşıyan bir kategoridir. Ruhsal hastalıklara yönelik tarihsel ve güncel tutumlar incelendiğinde bu kategorilerin çoğu zaman küçümseyici, dışlayıcı ve korku temelli anlamlarla yüklendiği görülmektedir. Konuyu tarihi gelişimde incelediğimizde eski dönemlerde ruhsal bir zorluk yaşadığı düşünülen bireylere sıklıkla şeytan çıkarma ritüelleri, cadı avları ve akıl hastanesi hapishaneleri gibi insani olmayan uygulamalarla yaklaşıldığını görmekteyiz. Tarihi gelişimde gördüğümüz gibi bu durumlarda tanı bireyin yaşantısını açıklayan bir çerçeve sunmanın ötesinde onu toplumsal olarak konumlandıran bir işlev üstlenmesine yol açmaktadır.

Bağ Kurma İhtiyacı ve Yalnızlık: Sosyal Bir Tür Olarak İnsanın Psikolojik Dinamikleri

Resim
Yazar: Arzu Eylül Coşkunkan, Lefke Avrupa Üniversitesi psikoloji 2. Sınıf - Özet İnsan sosyal bağlar kurmaya yönelimli bir türdür ve bu eğilim psikolojik işleyişin temel belirleyicilerinden biridir. Bağ kurma ihtiyacı yalnızca sosyal bir tercih değil, motivasyonel ve evrimsel temellere dayanan bir gereksinim olarak ele alınmaktadır. Buna karşılık yalnızlık, bireyin sosyal ilişkilerinin niceliğinden çok niteliğine ilişkin öznel bir değerlendirmeyi ifade eder. Bu çalışmada bağ kurma ihtiyacının kuramsal temelleri ve yalnızlık deneyiminin psikolojik sonuçları literatür ışığında incelenmiştir. Bulgular, sosyal bağlılığın psikolojik iyi oluşla yakından ilişkili olduğunu göstermekte ve kişilerarası ilişkilerin niteliğinin önemine işaret etmektedir.

Tuğba Doğan ile Dinamik Psikoterapi

Resim
1. Röportajımıza başlamadan önce biraz kendinizden bahseder misiniz? Doğuş Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunuyum. Mezuniyetimin ardından psikolojik çalışmalar alanında çeşitli eğitimler aldım. İstanbul Kadıköy’de bulunan ve kurucusu olduğum Yugen Psikoloji’de yetişkin bireylerle bireysel çalışmalar yürütüyorum. Çalışmalarımda dinamik ve bütüncül bir yaklaşımı benimsiyor; kişilerin ruhsal süreçlerini geçmiş deneyimleri, ilişki örüntüleri ve bilinçdışı dinamikler üzerinden ele alıyorum. Bu süreci, kişinin kendisiyle ve yaşadıklarıyla daha derin bir temas kurabildiği bir alan olarak görüyorum.

Eternity and A Day

Resim
Zehra Yılmaz | Psikoloji (İngilizce) 2.sınıf - Eternity and a Day, Theo Angelopoulos’un şiirsel sinema diliyle, ölümcül hasta yazar Alexander’ın yaşamının son evresinde deneyimlediği varoluşsal krizi ve içsel çözülmeyi merkezine alır. Film, ölüm farkındalığının tetiklediği varoluşsal anksiyete, anlam arayışı ve yaşamın retrospektif değerlendirilmesi süreçlerini görünür kılar; Alexander’ın geçmişe sürekli geri dönüşleri, bilinç akışı formunda sunularak zaman algısının öznel ve fenomenolojik yapısını yansıtır. Eşinin kaybı sonrası çözümlenmemiş yas süreci, Freud’un “Yas ve Melankoli” ayrımı bağlamında düşünüldüğünde, nesne kaybının benliğe internalize edilmesiyle oluşan melankolik bir yapılanmaya işaret eder; karakterde gözlenen duygusal çekilme, üretkenliğin azalması ve donukluk, komplike yasın depresif belirtileriyle örtüşür.

Good Will Hunting (1997)

Resim
Yazan: Emirhan Kırkaç | Psikoloji (İngilizce) 3.sınıf -  Gus Van Sant’ın 1997 yapımı Good Will Hunting filmi, sadece üstün zekâlı bir genci değil, onun hayatının önemli bir dönüm noktasını konu almaktadır. Bu hikâye, ana karakter olan Will’in ağır çocukluk travmalarını, güvensiz bağlanma stilini ve bireyin kendi potansiyeline karşı ördüğü savunma duvarlarını içeren klinik bir öykü sunmaktadır. Yetimhanelerde geçen ve fiziksel istismarla dolu çocukluk dönemi, Will’de korkulu-kaçıngan bağlanma stilinin gelişmesine yol açmıştır. Zor bir çocukluk yaşayan Will için yakınlık, kaçınılmaz bir reddedilme ve acı anlamına gelmektedir. Skylar ile olan ilişkisi ilerledikçe Will’in ilişkiyi yıkmaya çalışması, “O beni bırakmadan ben onu bırakmalıyım.” şeklindeki yaklaşımı, onun yaşadığı zor çocukluğun bir sonucudur. Will, dünyayı kaotik, güvensiz ve saldırgan bir yer olarak algılamaktadır.

Borderline Kişilik Bozukluğu ve Diyalektik Davranış Terapisi (DBT)

Resim
Çeviren: Sümeyye Torpi -  Marsha Linehan, Diyalektik Davranış Terapisi (DBT)’ni 1980’lerin sonlarında geliştirmiştir. DBT, Linehan’ın kronik intihar eğilimi gösteren ve borderline kişilik bozukluğu (BKB) tanısı almış bireylerle yürüttüğü klinik çalışmalardan doğmuştur. Geleneksel bilişsel-davranışçı terapi yaklaşımlarının, bu hasta grubu için çoğu zaman etkisiz kaldığı gözlemlenmiştir.

Müzik Bizi Neden Etkiler? : Ses ve Duygu Arasındaki Bağlantıyı Keşfetmek

Resim
Çeviren: Evrim Gamze Karakuş - Müzik kelimelerin tek başına başaramadığı bir şekilde duygularımızla inanılmaz bir bağ kurar. Eski bir şarkıdan kaynaklanan nostalji, eğlenceli bir kayıttan aldığımız enerji veya melankolik bir şarkıdan duyduğumuz teselli; hepsi ses ve duyguların arasında bağlantıdan kaynaklanır ve kökleri insan psikolojisi ve fizyolojisine dayanır. Ama müzik bizi böylesine derinden neden etkiler? Haydi ses ve duygu bağlantısının arkasındaki bilimi keşfedelim.

Aşık Olmak Beyninize Ne Yapar?

Resim
Çeviren: Işıl İrem Sönmez -  Aşk sadece duygusal bir şey değildir. Beyninizi yeniden yapılandırır. Aşık olmak sadece duygusal bir şey değildir; güçlü bir nörokimyasal olaydır. Beyin taramaları, erken romantik aşkın beynin ödül merkezlerini aktive ettiğini, sistemi dopaminle doldurduğunu ve coşku, motivasyon ve fiziksel uyarılma hissi yarattığını göstermektedir. Aynı zamanda, stres hormonları yükselir ve eleştirel yargılamadan sorumlu bölgeler geçici olarak sessizleşir, bu da partnerlerin kusurları aşırı analiz etmeden bağ kurmalarına yardımcı olur. İlişkiler olgunlaştıkça, beyin tutkuyla hareket eden dopaminden oksitosin ve vazopressin gibi bağ kuran hormonlara geçer ve uzun vadeli bağlılık, istikrar ve bağlılığı teşvik eder.

Konuşulmayan Kayıplarımız

Resim
Yazan: Doç. Dr. Gizem Cesur Soysal | |  Kayıp yaşamak hayatın kaçınılmaz bir parçasıdır. Birini kaybettiğimizde hissettiğimiz üzüntü, özlem, öfke ya da boşluk duygusu, yas olarak adlandırılan doğal bir uyum sürecinin parçasıdır. Yas yalnızca bireyin iç dünyasında yaşanan bir deneyim değildir; içinde yaşanılan toplum, kültür ve sosyal çevre bu süreci doğrudan etkiler. Kişiler kayıplarını anlamlandırırken çoğu zaman farkında olmadan toplumsal normlara ve beklentilere göre hareket eder.

Empati, İtaat ve Suç Davranışı: Sosyal Psikolojik Bir Değerlendirme

Resim
Yazan: Madina İmanlı- Empati, bireyin bir başkasının duygularını anlayabilme ve bu duygulara karşı duyarlılık gösterebilme kapasitesi olarak tanımlanmaktadır. Psikoloji literatüründe empati, yalnızca duygusal bir tepki olarak değil; bilişsel ve davranışsal boyutları da içeren çok yönlü bir yapı olarak ele alınmaktadır. Davis (1983), empatiyi bilişsel empati ve duygusal empati olmak üzere iki temel bileşen üzerinden açıklamış ve bireyler arası farklılıkların bu boyutlar çerçevesinde değerlendirilebileceğini ileri sürmüştür. Empatik beceriler, sosyal ilişkilerin düzenlenmesinde olduğu kadar, ahlaki karar verme ve sosyal sorumluluk alma süreçlerinde de önemli bir rol oynamaktadır.

Katastrofizasyon

Resim
Yazan: Şevval Buse Bayram- Aynı düzeyde bir bel fıtığı tanısı almış ya da benzer bir cerrahi müdahale geçirmiş iki hastay  düşünün. Biri ağrısını yönetip kısa sürede “öz yönetim” aşamasına geçerken; diğeri neden dinmeye  bir acı, artan miktarda ilaç kullanımı ve derin bir çaresizlik döngüsüne sıkışıyor? Aradaki fark he  zaman doku hasarının büyüklüğüyle ilgili değil, merkezi sinir sisteminin ağrı sinyallerini nası  yorumladığıyla ilgilidir.

Sesleri Görmek

Resim
Yazan: Esra Ece Özdal- Bir nörolog olan Oliver Sacks, “Sesleri Görmek” adlı kitabında sağırlığı tıbbi bir "eksiklik" ya da patolojik bir "engel" olmaktan çıkarıp insan zihninin plastik yapısına (neuroplasticity) dair bir perspektif sunar. Sacks’a göre sağırlık bir kayıp değil, dilin ve düşüncenin görsel-uzamsal bir zeminde yeniden inşa edildiği özgün bir varoluş biçimidir. Yazar, özellikle erken çocukluk döneminde işaret diliyle tanışmanın önemini vurgulayarak dilin yokluğunu "zihinsel bir hapis" olarak nitelendirir.

Psikoterapide Refleksivite: Ontolojik ve Epistemolojik Kör Noktalar Üzerine

Resim
Yazan: Hüseyin Özden- Psikoterapi alanında sıkça sorulan bir soru vardır: “İyi bir terapisti iyi yapan nedir?” Bu soru çoğu zaman teknik yeterlilik, yöntem bilgisi ya da klinik deneyim üzerinden yanıtlanır. Eğitim literatüründe ise terapistin kendi duygularının, tepkilerinin ve öznelliğinin farkında olması —yani öz bilgi (self-knowledge) temel bir yeterlilik olarak kabul edilir. Ancak bu vurgu çoğu zaman eksik kalır.

Gerçekten Kadınlar Sol Erkekler Sağ Beyni mi Kullanır?

Resim
Yazan: Sude Naz Değirmenci- Muhtemelen daha önce duydunuz: Kadınlar daha duygusal çünkü beynin sol lobunu kullanırlar, erkekler daha mantıksal çünkü beynin sağ lobunu kullanırlar. Peki bu iddia gerçekten psikoloji ve nörobilim tarafından destekleniyor mu? Yoksa kulağa bilimsel gelen bir efsaneden mi ibaret?

Klinik Psikolog Özkan Yiğit ile Çift Terapisi Üzerine

Resim
1. Röportajımıza başlamadan önce biraz kendinizden bahsedebilir misiniz? Merhaba, ben Klinik Psikolog Özkan Yiğit. Çift terapisi alanında çalışıyorum, bunun yanı sıra çocukluk çağında yaşanan travmalarla ilişkili olarak gelişen borderline kişilik örgütlenmesi ve disosiyatif bozukluklar üzerine de klinik çalışmalar yürütüyorum. Çalışmalarımı İstanbul Nişantaşı’nda, kurucusu olduğum özel sağlık meslek hizmet biriminde sürdürüyorum.

Terapist Koltuğuna Yapay Zeka Oturabilir mi?

Resim
Yazan: Dilay Yenidoğan- Vakit gece yarısı, uyku tutmamış, kafan çok karışık, zihnin susmuyor ve anlatacak çok şeyin var. Anlatabileceğin biri yok ya da var olan kişilere anlatmak istemiyorsun. Yatağın içinde dönüp duruyor ve içindeki konuşma ihtiyacının gittikçe büyüdüğünü hissediyorsun. Birileriyle dertleşme isteğin oldukça fazla ve uzun zamandır ertelenmiş, göz ardı edilmiş sorunlar artık hayatında rahatsız edici bir konuma geliyor. İşte insanlar terapi ihtiyacını bu gibi durumlarda fark ederler. Çünkü bazı şeyler artık ertelenemez ve yaşamında işlevselliği bozmaya başlar. Uykusuzluk, yeme düzeninin bozulması, durdurulamayan düşünceler, sağlıklı alınamayan kararlar, kişiye yardıma ihtiyacı olduğunu gösteren önemli ipuçlardır.

Bağlanma Stillerimiz Aşkı Nasıl Yönetiyor?

Resim
Yazan/Çeviren: Secem Uluğ- Hiç düşündünüz mü; neden bazılarımız ilişkilerinde partnerinin üzerine titrerken, bazılarımız en ufak bir yakınlaşmada köşeye sıkışmış hissedip kaçacak yer arıyor? Ya da neden kimimiz için cinsellik sadece bir haz paylaşımıyken, kimimiz için bir kaygı giderme aracına dönüşüyor? John Bowlby’nin yıllar önce ortaya attığı Bağlanma Teorisi’ne göre, bu soruların cevabı sandığımızdan çok daha eskiye, çocukluğumuza dayanıyor. Bowlby’nin teorisinden sonra yapılan çalışmalarla da gördük ki, cinsel ilişkinin arka planı aslında bambaşka. Örneğin Hazan ve Shaver’ın çalışmaları çocukken ebeveynlerimizle kurduğumuz o ilk bağın, sadece karakterimizi değil, yetişkin olduğumuzda kimin elini tutacağımızı, hatta yatak odamızdaki en mahrem anları bile şekillendirdiğini gösteriyor.

Catch Me If You Can

Resim
Yazan: Emirhan Kırkaç- Steven Spielberg’ün 2002 yapımı ünlü eseri Catch Me If You Can ,"kedi-fare" gibi bir kovalamayı değil, aynı zamanda ayrılmış bir ailenin kurbanı olan bir gencin büyüme hikayesidir. Leonardo DiCaprio tarafından canlandırılan Frank Abagnale Jr. karakteri, aidiyet ihtiyacı, travma sonrası adaptasyon ve baba figürüyle sorunlu özdeşleşme üzerine kurulan kapsamlı bir hikaye sunar.

Ruh Üzerine

Resim
Yazan: Dr. Hasan G. Bahçekapılı | |  Ruhunuz var mı? Felsefeye, modern bilime ve geleneksel dine göre hayır. Bu yazıda popüler bir felsefe makalesi (Johnson, 2013) eşliğinde neden böyle olduğuna bakacağız. Burada geleneksel ruh anlayışını ele alıyoruz. Buna göre ruhlar maddi olmayan varlıklardır ve bedenden ayrılabilirler. Dolayısıyla ruh inancı bir tür iki tözcülük (substance dualism) inancıdır: Ruhların kütlesi yoktur ve boşlukta yer kaplamazlar. Gene bu görüşe göre ruhun işlevi zihinsel faaliyetleri yürütmektir: Duyular, duygular, anılar, kişilik özellikleri, akıl yürütme ve karar almadan hep ruh sorumludur. Beyindeki faaliyetler ruhu etkiliyor olabilir ama ruh beyin olmadan da iş görebilir. Kişi öldüğü ve beyin çürüdüğü zaman ruh zihinsel faaliyete devam eder. Mesela eski ölmüşlerle karşılaştığı zaman sevinç hissi duyabilir. Geleneksel ruh anlayışı dediğimizde bunu kastediyoruz. Bu anlamda bir ruh olmadığını düşünmek için ne sebep var? En başta felsefi sebepler.

Israr mı, Esneklik mi: Yeni Yıl Hedeflerinin Sürdürülebilirliği Üzerine Bir Değerlendirme

Resim
Yazan: Melek Nisa Türker- Her yıl, milyonlarca insan sürdürebileceklerine inandıkları, değiştirmek istedikleri konular hakkında kendilerine yeni yıl hedefleri koyar çünkü yeni yıl; insanların durup düşünmeleri, geçmiş yılı analiz etmeleri ve önümüzdeki yıl takip etmek istedikleri kararları belirlemek için bir fırsat sunar. Ancak büyük bir heves ve azimle konulan hedefler çoğunlukla haftalar içinde terk edilir. Bu başarısızlık ise çoğu zaman yeterince çabalamamak, hedeflerin sürdürülmesi konusunda ısrarcı olmamak veya yapılması planlanan hedeflerin esnek olmayışı ile açıklanır. Peki gerçekten alınan kararların sürdürülemiyor olmasının arkasındaki nedenler eksik çaba, hedef esnekliğinin olmayışı ve yeterli ısrarı göstermiyor olmak mıdır? Bu yazıda, esnek olabilmenin (hedef esnekliği) ve ısrar etmenin (hedefte sebat) Dickson ve arkadaşlarının 2021 yılında yürütmüş olduğu boylamsal bir araştırma temel alınarak ele alınacaktır. Araştırmada ifade edilen iki kavram olan hedef esnekliği ve he...

Yeni Yıl Kararlarının Arkasındaki Psikolojik Süreçler

Resim
Yazan: Başak Banu Tunç- Takvimdeki bir tarih değişikliğinden ibaret görünse de yeni yıl; geçmişteki benliğimizi geride bırakıp kendimizin daha iyi bir versiyonuna dönüşebileceğimiz umudunu taşır. Değişim motivasyonunun yükseldiği, farkındalıkların arttığı sembolik bir yeniden doğuştur. Çoğumuz için yeni yıl kararları ekran süresini azaltmak, spora başlamak, sağlıklı beslenmek gibi küçük ama anlamlı değişiklikler olabilir. Bazen de bu beklentiler hedefleri olduğundan daha büyük ve ulaşılması zor hâle getirir. Yeni yılda kararları neden sürdürmekte zorlandığımız da bununla ilgilidir. Bu süreçte alınan kararlar motivasyonu arttırabileceği gibi aynı zamanda duygusal baskılar da yaratabilir. Ocak ayının ilk gününde motivasyon yüksek olur; ancak zamanla azalma eğilimindedir ve birçok yılbaşı kararı en sonunda bırakılır. Bunun temel nedenlerinden birisi de belirsiz hedef koymaktan kaynaklanır. Hedefler yeterince net olmadığında kişi ilerleme kaydedemediğini düşünür. Bu düşünce motivasyon eksi...

İntihar Riski Menstrüel Döngünün Belli Fazlarında Daha Yüksek- İşte Bu Bağlantı Konusunda Bildiğimiz Her Şey

Resim
Yazan: Evrim Gamze Karakuş- Kadınlar erkeklere göre iki kat daha fazla intihar girişiminde bulunuyor. Bu farkın ergenlik çağında kendini göstermeye başlaması menstrüel döngünün bu konuda kritik bir rolü olduğunu gösteriyor. Bu bağ uzun zamandır biliniyor olsa da bu konudaki araştırmalar maalesef yetersiz düzeyde. 2023 yılında yapılan bir araştırma bize bu bağ ile ilgili yeni bilgiler veriyor: kadınların intihar sebebiyle ölmeleri menstrüel döngülerinin belirli fazlarında daha çok gerçekleşiyor.

Dışavurumcu Sanat Terapisi-15 Yaratıcı Aktivite ve Teknik

Resim
Yazan: Sümeyye Torpi- Dışavurumcu sanat terapisi yaratıcı ifadeyi zihinsel ve bedensel iyileşmeyi destekleyecek şekilde harekete geçiren çok modlu ve bütüncül bir ruh sağlığı müdahalesidir. Bu, iç dünyasını salt sözcüklerle ifade etmede eksik olan danışanlar için özellikle uygundur. Bu danışanlar kendilerini ifade etmek için yaratıcı sanatların farklı formlarından yararlanabilirler.

Olumlu Hayal Etmek Beyni Saniyeler İçinde Değiştiriyor

Resim
Yazan: Işıl İrem Sönmez- Özet: Biriyle olumlu bir etkileşimi canlı bir şekilde hayal etmek, o kişiye olan sevginizi artırabilir ve hatta beyninizin o kişi hakkındaki bilgileri depolama şeklini değiştirebilir. Hayali kurulan karşılaşmalar sırasında, katılımcılar daha güçlü tercihler geliştirdiler ve beyin taramaları, insanların gerçek ödüllendirici deneyimlerden öğrendiklerinde görülenlere benzer aktivite kalıpları ortaya çıkardı.

Dogtooth (2009)

Resim
Yazan: Zehra Yıldız- Yorgos Lanthimos’un yönettiği Dogtooth, aşırı kontrolün ve kapalı aile yapısının birey üzerinde yarattığı travmayı soğuk, mesafeli ve rahatsız edici bir dille gözler önüne serer. Ebeveynler çocukların tüm gerçeklikle temasını keserek totaliter bir mikro-evren kurar. Bu, aşırı korumacılığın psikolojik şiddete dönüşmüş hâlidir. Çocuklar dış dünyanın “tehlikeli” olduğuna koşullandırılır. Bu nedenle çocuklar özerklik geliştiremez, benlik sınırları bulanıklaşır ve bastırılan dürtüler tuhaf, şiddet içeren ya da duygusuz davranışlar olarak ortaya çıkar. Dilin manipülasyonu, onların dünyayı algılama biçimini kökten şekillendirir. Daha sonrasında eve sızan küçük bir dış temas, bu kırılgan sistemde çatlaklar yaratır ve özellikle büyük kızın kendine zarar verme pahasına özgürleşmeye yönelmesi, bireyleşmenin ne kadar sancılı ve yıkıcı olabileceğini gösterir. Bütün bu yönleriyle Dogtooth, aynı zamanda çağdaş otoriterleşmeye yönelik güçlü eleştiriler de barındırmaktadır. Filmde ...

Babam ve Oğlum

Resim
Yazan: Emirhan Kırkaç- Türk sinemasının en önemli eserlerinden biri olan Babam ve Oğlum, sadece bir aile dramı değil ; aynı zamanda 12 Eylül askeri darbesi sonrası Türkiye’nin yaşadığı travmanın aile sistemleri üzerindeki etkilerini yansıtır. Bu dramatik yapı, Murray Bowen’ın Aile Sistemleri Kuramı çerçevesinde ele alınabilir, nesiller boyu aktarılan acıların, suskunlukların ve düşük benlik farklılaşmasının bireyleri nasıl şekillendirdiği daha net bir şekilde görülebilir.

Ölmek İstiyorum ama Tteokbokki de Yemek İstiyorum

Resim
Yazan: Ayşe Eda Güler- Uzun süredir depresyon (distimi) ile mücadele eden Baek Sehee, hayatını özellikle de terapi sürecini şeffaf bir şekilde okurlarıyla paylaşıyor. Kısa bir kitap olmasına karşın yazarın olayları olduğu gibi hem iyi hem de kötü kısımlarını anlatması kitabı etkileyici kılıyor.

Aşırı Seven Kadınlar

Resim
Yazan: Sude Naz Değirmenci- Bu yazımızda Amerikan ilişki terapisti Robin Norwood’un dünyaca ünlü eseri “Aşırı Seven Kadınlar’ı” ele alacağız. Bu kitap psikolojik/kişisel gelişim tarzında yazılmış olup aşk ilişkilerinde “çok sevmek” ile “aşırı bağımlı ilişki kalıpları” arasındaki farkı inceler. Kitap, “aşırı sevmenin” sağlıksız ve bağımlı ilişki kalıplarına yol açtığını; bunun da çoğu zaman kişinin kendine değer vermemesinden, çocukluk deneyimlerinden ve farkında olmadan geliştirdiği davranışlardan kaynaklandığını anlatır. Böylece, “sevgi” ile “bağımlılık” arasındaki farkı görmeyi, kendi iç çelişkilerini analiz etmeyi ve daha sağlıklı ilişkiler kurmayı amaçlar.

Neden Başlamak Yetmez? Alışkanlıkların Beyindeki Hikayesi

Resim
Yazan: Şevval Buse Bayram- Yeni bir yıla girerken çoğumuzun gündeminde yeni hedefler ve alışkanlıklar var. Bir yılı daha geride bırakırkengeçmiş yıllara ait hedeflerinizin çoğunu gerçekleştirdiniz mi yoksa bu yıla da aynı hedefleri mi taşıyorsunuz? Bu yıla da büyük hedeflerle başlayıp birkaç hafta içinde hepsini bir kenara mı koyacaksınız? Buradaki asıl mesele, bazı davranışların kendiliğinden devam ederken, bazılarının neden zorlayıcı kaldığı ve sürekli çaba gerektirdiğidir. Bu yazıda alışkanlıkların psikolojik temelleri ele alınarak; alışkanlık oluşum süreci, davranışların sürdürülebilir halegelmesi ve alışkanlıklar ardındaki biyolojik faktörleri inceleyeceğiz.

Hayali Kitle Sendromu: Görülme Kaygısına Psikolojik ve Sosyolojik Bakış

Resim
Yazan: Şevval Atalay- İnsanlar sosyal varlıklardır. Başkalarının düşünceleri, davranışları ile şekillenirler. Zaman zaman bu farklı bakış açıları gerçeklikten çok daha baskındır. Ergen ve genç yetişkin kitlesi, sürekli izlendiği, değerlendirildiği ve yargılandığı hissine kapılabilir. Psikolojide bu duruma “Hayali Kitle Sendromu” deriz. Hayali Kitle, bireyin çevresindekiler tarafından sürekli gözlemlendiğine ve davranışlarını değerlendirildiğine yönelik pek de gerçekçi olmayan bir inançtır. Hayali kitle sendromunun, gelişimsel - sosyolojik bağlamlar üzerinden ve benlik algısı üzerinden ele alırsak modern toplumda bu durumun giderek arttığını da gözlemleyebiliriz.

Beden Dili Gerçekten Doğru Okunabilir mi?

Resim
Yazan: Madina İmanlı- Beden dili, popüler kültürde çoğu zaman “insanın gizli gerçeklerini ortaya çıkaran” bir araç olarak sunulmaktadır. Kitaplarda, videolarda ve günlük sohbetlerde beden dilinin doğru okunması halinde insanların yalanlarının, gerçek duygularının ve niyetlerinin kolayca anlaşılabileceği iddia edilir. Ancak psikoloji literatürü incelendiğinde, bu iddiaların büyük ölçüde abartılı olduğu görülmektedir. Bu nedenle beden dilinin gerçekten doğru okunup okunamayacağı sorusu, yalnızca “okunur” ya da “okunmaz” şeklinde yanıtlanamayacak kadar karmaşıktır.

Anda Kalmak: Günlük Hayatın İçinde Fark Etmek

Resim
Yazan: Dilay Yenidoğan- Uzun zamandır zihnimi kurcalayan, üzerinde çabaladığım, gözlemlediğim ve sevdiğim bir konuydu anda kalmak. Belki de çoğumuzun farkında olduğu ancak üzerinde durmadığı bir şey. Sadece farkındalık aşamasında kalıp işin çabalama ve değişim boyutuna geçmeyi düşünmüyoruzdur. Belki de alışkanlıklar artık konfor haline gelmiştir, gelişim ve değişim için enerji harcamak gereksiz geliyordur. Peki her konfor alanı bir tercih midir yoksa kaçınma mıdır? Doğrusunu söylemem gerekirse zevk veren ve keyif aldığımız bazı şeyleri bir zaman sonra aynı amaçla yapmadığımızı düşünmeye başladım. Tabii ki bu her zaman amacının dışına çıktığımız anlamına gelmiyor ancak bazı alışkanlıkları durup neden yaptığımızı sorguladığımızda; eski anlamının, değerinin, amacının uçup gittiğini görebiliriz. Konuya bu şekilde giriş yapıp aklınızda soru işaretleri oluşturmak istedim. Şimdi anlatmak istediklerime daha detaylı ve derin bakalım.

Korsakoff Sendromu

Resim
Yazan: Deniz Başçılar- Bellek, insan davranışının sürekliliğini sağlayan en temel bilişsel süreçlerden biridir. Öğrenme, kimlik gelişimi, kişilerarası ilişkiler ve günlük yaşamın sürdürülmesi büyük ölçüde belleğin sağlıklı işleyişine bağlıdır. Bu nedenle bellek işlevlerinde ortaya çıkan bozulmalar, bireyin yalnızca bilişsel kapasitesini değil, psikososyal uyumunu ve yaşam kalitesini de derinden etkiler. Korsakoff Sendromu (KS), bellek bozukluklarının en ağır ve klinik açıdan en çarpıcı örneklerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Beynimizin Koruma İçgüdüsü ve Anksiyete

Resim
Yazan:   Tuğse Dönmez- İnsan beyni, kendi içindeki görev dağılımı ve vücudumuzun hemen hemen tüm işlevlerini kontrol etmesi nedeniyle karmaşık bir yapıya sahip olduğunu kanıtlar niteliktedir. Aslında beynimiz anatomik olarak hiyerarşiktir de. Sol beyin bilişsel görevleri yerine getirirken sağ beyin kendimizi ifade etme yeteneğinden sözsüz iletişime kadar olan rolleri üstlenir. Beynin bu şahane yapısına rağmen bazen düzenin bozulduğu da olmuyor değil. Beynimizin de kendi içindeki görev dağılımını düzgünce yerine getiremediği olabiliyor. Anksiyete ise bu durumlardan bir tanesi denebilmektedir. APA, anksiyete bozukluğunu tekrarlayan müdahaleci düşüncelere veya endişelere sahip birey olarak tanımlar. Bilimsel tanım olarak da beynin duygusal ve inhibitör kısımları arasındaki dengesizlik diyebiliriz. 

Açlığın Bilinçsizliği

Resim
Yazan: Feyza Genç- Aç olmak… İnsan neye açtır? Niçin açtır? Bu zamanda çoğumuz hızlı yaşıyoruz. Hep bir yerlere yetişme endişesi içerisinde buluyoruz kendimizi. Yaptığımız konuşmalar hızlı, yaptığımız yemekler dahi hızlı. Çoğunlukla bir şeylerin hazır olmasını yeğliyoruz. Hızı arıyoruz. Mesela hızlı olan otomobil, hızlı olan internet gibi. Bu durumda ise hızlı tüketme başlıyor. Bir şeyleri tam olarak sindiremiyoruz. Bulunduğumuz konumu, sevgiyi, edindiğimiz bilgiyi hatta yediğimiz yemeği sindiremiyoruz. Aklımızı, kalbimizi hızlı bir biçimde doyurmak bir sorun aslında. Sanki atıştırmalık ile geçiştirmek gibi. Açlığı ortaya çıkaran da tam olarak bu.

Beyin Senin Hikayen – David Eagleman

Resim
Yazan: Betül Aktaş- Yaşamımız boyunca kazandığımız bütün deneyimler beynimizdeki küçük ayrıntıları biçimlendirir. Deneyimlerimiz sayesinde edindiklerimiz beynimizdeki nöral ağ miktarını ve çeşidini artırır. Bu durum ‘beynin plastisitesi ‘dediğimiz durumdur. Peki biz olaylar yaşarken, başarılı ya da başarısız olurken ve çözüm yolları öğrenirken beynimizde nasıl değişiklikler meydana geliyor? Tüm bunları bu kitapta görebilmek mümkün.