FOMO’dan kurtulup JOMO (joy of missing out)’yu nasıl benimseriz?
Çeviren: Sümeyye Torpi -
Hiç bir partiye çağrılmadığınız, parlak yeni fırsatları veya sosyal medya paylaşımlarını ve influencer trendlerini kaçırdığınız için içten bir sevinç hissettiniz mi? Eğer hissettiyseniz muhtemelen JOMO’yu (yeni bir şeyi kaçırmanın getirdiği mutluluk) deneyimlemişsinizdir. JOMO oldukça sıradışı bir mutluluk biçimidir çünkü olumlu bir olayın varlığından ziyade, bir olayın ya da deneyimin yokluğundan kaynaklanan olumlu duyguları içerir. Ama bu iyi oluş halini(wellbeing) destekleme açısından değerini hiç de azaltmaz. Birçok açıdan JOMO, FOMO’nun-bir şeyleri kaçırma korkusunun-tam tersi olarak değerlendirilir. FOMO; diğer insanların sizden daha çok eğlendiği, daha iyi hayat yaşadığı, daha iyi deneyimlere sahip olduğu hakkında endişeden ötürü anksiyete ve diğer negatif duyguları içerir.
FOMO, sadece teknolojiye ve sosyal medyaya takıntılı olmak ya da bağımlı olmakla ilgili değildir. Bunlar, bazı kişilerde “kaçırma korkusu”nu (FOMO) tetikleyebilecek araçlardan ibarettir. FOMO, kim olduğumuzu ve dünyadaki yerimizi anlamaya çalışırken kendimizi başkalarıyla kıyaslama konusundaki doğuştan eğilimimize dayanır.
Bizden daha iyi kişisel özelliklere, deneyimlere veya kabiliyetlere sahip görünen insanlarla kendimizi kıyaslamak, kişisel gelişimimizi teşvik edecek umut ve ilhamın kaynağı olabilir. Ancak bazı insanlar için bu yukarı doğru çıkaran sosyal karşılaştırmalar, eksikliklerimizi öne çıkararak FOMO hissini körükleyebilir ve ruh sağlığını olumsuz etkileyen olumsuz öz değerlendirmelere yol açabilir. Buna karşılık, sahip olduklarımızı ve kim olduğumuzu kabul edip memnun olduğumuzda, sağlıksız sosyal karşılaştırmalar yapma olasılığımız azalır ve JOMO yaşama olasılığımız artar.
Kapatmak:
Bugüne kadar yapılan araştırmaların çoğu FOMO ve bunun iyi oluş hali üzerindeki risklerine odaklanmış olsa da JOMO’nun faydalarına dair kanıtlar birikmeye başlıyor ve bu kanıtların bir kısmı tesadüfen ortaya çıktı.
4 Ekim 2021’de Meta’nın yaşadığı teknik arıza nedeniyle Facebook, Instagram ve WhatsApp altı saat boyunca hizmet veremedi ve milyarlarca kişi sosyal medya hesaplarından “kopuk” kaldı. Araştırmacılar, sonraki iki gün boyunca sosyal medya kullanıcılarına duygusal deneyimleri hakkında anket yaptılar ve pek de şaşırtıcı olmayan bir şekilde, birçok kişinin sosyal medyaya erişimin kaybından ötürü stres yaşadığını tespit ettiler. Ancak aynı zamanda bazı insanlar için bağlantı kuramamanın rahatlama hissi ve hatta olumlu hisler, başka deyişle JOMO, getirdiğini de tespit ettiler.
Sosyal medyadan bilinçli olarak uzaklaşan kişilerin deneyimlerine ilişkin diğer araştırmalar, JOMO’nun kişinin hayatının kontrolünü yeniden ele geçirme hissini de içerdiğini bulmuştur. Onlar için, jomo’yu yaşamak amacıyla dijital dünyadan kopmak, öz bakım veya sağlıklı alışkanlıkları benimsemek gibi bir yaşam tarzı seçimiydi. Katılımcılar bağlantısızken daha bilinçli yaşadıklarını, daha yaratıcı ve daha üretken olduklarını hissettiklerini belirttiler; bir katılımcı araştırmacılara şöyle dedi:
“Kaçırma korkusundan kaçırma keyfini yaşamaya. Her yerde olmak zorunda değilim, herkesle olmak zorunda değilim ve her şeyi bilmek zorunda değilim. Sosyal medya bazen kafamı karıştırabiliyor; çünkü karşılaştırmak ve beni burada değil başka bir yerlerde olmam ve daha iyi şeyler yapmam gerektiğine ikna etmek istiyor.
JOMO’yu geliştirmek:
JOMO’yu geliştirmek için her zaman dijital dünyadan kopmak gerekmeyebilir. Bazı araştırmacılar, sosyal medyayı tamamen terk etmeden daha bilinçli sosyal medya kullanım alışkanlıklarını benimsemenin FOMO’yu JOMO’ya dönüştürmeye yardımcı olabileceğini öneriyor. Bunun için öncelikle sosyal medya alışkanlıklarınızı daha çok farkına varmanız gerekiyor.
Zamanla sağlıksız sosyal karşılaştırmaları, mükemmeliyetçi düşünceyi ve FOMO’yu tetikleyebilen sosyal medya kullanımı kademeli olarak azaltılır. Böylece sosyal medya içerikleri daha fazla farkındalıkla, daha az yargılama ve tepkisellikle izlenir, tüm bunlar da JOMO’yu besler. Fırsatları kaçırdığımızdan korktuğumuz anda, hayır demekte zorlanıp zamanımızı aşırı derecede taahhüt etme eğiliminde oluruz. Ancak zaman, diğer değerli kaynaklar gibi, sınırlıdır. Kişi; davetlere, fırsatlara veya aşırı sosyal medya kullanımına “hayır” diyemeyip kendini aşırı yüklediğinde bunun sonucunda ortaya çıkan zaman sıkıntısı psikolojik iyi oluş hallerini zedeleyebilir.
JOMO’nun temel şartı, sınırlı zamanımıza ve bu zamanın nasıl harcandığına değer vermeyi öğrenmektir. Bunu yaparak anın tadını çıkarma fırsatları yaratıyoruz. Kaybedeceğimiz şeyleri dert etmek yerine, sahip olduklarımıza değer veriyoruz. Ayrıca, bizim için değerli olan sorumlulukları yerine getirmenin mutluluğunu yaşayabiliriz; bu da öz saygımızı güçlendirip kişisel özgüvenimizi artırabilir. Örneğin; iş çıkışı içmeye ya da diğer sosyal etkinliklere katılmaya ya da sosyal medyada vakit geçirmeye evet demek yerine akşamınızı bir kitap okumak, banyo yapmak, dil kursuna gitmek ya da lezzetli bir yemek pişirmek için değerlendirebilirsiniz. Daha minnettar bir zihniyet geliştirmek, JOMO duygusunu da besleyebilir. Sahip olmadıklarımız yerine sahip olduklarımıza odaklanmak, hayattaki olumlu yönleri takdir etmeyi kolaylaştırır. Bu FOMO’yu azaltıp JOMO’yu artırabilir; çünkü kaçırdığınız şey, zaten sahip olduğunuz şey kadar değerli değildir.
Çevirdiğim metinde sunulan makalelere bakmanızı öneririm. Bunun dışında kaçırma korkusu üzerine literatürdeki temel çalışmalardan birini okumanız için buraya bırakıyorum:
https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0747563213000800
Kaynakça:
https://theconversation.com/how-to-ditch-fomo-and-foster-jomo-the-joy-of-missing-out-200400
Hiç bir partiye çağrılmadığınız, parlak yeni fırsatları veya sosyal medya paylaşımlarını ve influencer trendlerini kaçırdığınız için içten bir sevinç hissettiniz mi? Eğer hissettiyseniz muhtemelen JOMO’yu (yeni bir şeyi kaçırmanın getirdiği mutluluk) deneyimlemişsinizdir. JOMO oldukça sıradışı bir mutluluk biçimidir çünkü olumlu bir olayın varlığından ziyade, bir olayın ya da deneyimin yokluğundan kaynaklanan olumlu duyguları içerir. Ama bu iyi oluş halini(wellbeing) destekleme açısından değerini hiç de azaltmaz. Birçok açıdan JOMO, FOMO’nun-bir şeyleri kaçırma korkusunun-tam tersi olarak değerlendirilir. FOMO; diğer insanların sizden daha çok eğlendiği, daha iyi hayat yaşadığı, daha iyi deneyimlere sahip olduğu hakkında endişeden ötürü anksiyete ve diğer negatif duyguları içerir.
FOMO, sadece teknolojiye ve sosyal medyaya takıntılı olmak ya da bağımlı olmakla ilgili değildir. Bunlar, bazı kişilerde “kaçırma korkusu”nu (FOMO) tetikleyebilecek araçlardan ibarettir. FOMO, kim olduğumuzu ve dünyadaki yerimizi anlamaya çalışırken kendimizi başkalarıyla kıyaslama konusundaki doğuştan eğilimimize dayanır.
Bizden daha iyi kişisel özelliklere, deneyimlere veya kabiliyetlere sahip görünen insanlarla kendimizi kıyaslamak, kişisel gelişimimizi teşvik edecek umut ve ilhamın kaynağı olabilir. Ancak bazı insanlar için bu yukarı doğru çıkaran sosyal karşılaştırmalar, eksikliklerimizi öne çıkararak FOMO hissini körükleyebilir ve ruh sağlığını olumsuz etkileyen olumsuz öz değerlendirmelere yol açabilir. Buna karşılık, sahip olduklarımızı ve kim olduğumuzu kabul edip memnun olduğumuzda, sağlıksız sosyal karşılaştırmalar yapma olasılığımız azalır ve JOMO yaşama olasılığımız artar.
Kapatmak:
Bugüne kadar yapılan araştırmaların çoğu FOMO ve bunun iyi oluş hali üzerindeki risklerine odaklanmış olsa da JOMO’nun faydalarına dair kanıtlar birikmeye başlıyor ve bu kanıtların bir kısmı tesadüfen ortaya çıktı.
4 Ekim 2021’de Meta’nın yaşadığı teknik arıza nedeniyle Facebook, Instagram ve WhatsApp altı saat boyunca hizmet veremedi ve milyarlarca kişi sosyal medya hesaplarından “kopuk” kaldı. Araştırmacılar, sonraki iki gün boyunca sosyal medya kullanıcılarına duygusal deneyimleri hakkında anket yaptılar ve pek de şaşırtıcı olmayan bir şekilde, birçok kişinin sosyal medyaya erişimin kaybından ötürü stres yaşadığını tespit ettiler. Ancak aynı zamanda bazı insanlar için bağlantı kuramamanın rahatlama hissi ve hatta olumlu hisler, başka deyişle JOMO, getirdiğini de tespit ettiler.
Sosyal medyadan bilinçli olarak uzaklaşan kişilerin deneyimlerine ilişkin diğer araştırmalar, JOMO’nun kişinin hayatının kontrolünü yeniden ele geçirme hissini de içerdiğini bulmuştur. Onlar için, jomo’yu yaşamak amacıyla dijital dünyadan kopmak, öz bakım veya sağlıklı alışkanlıkları benimsemek gibi bir yaşam tarzı seçimiydi. Katılımcılar bağlantısızken daha bilinçli yaşadıklarını, daha yaratıcı ve daha üretken olduklarını hissettiklerini belirttiler; bir katılımcı araştırmacılara şöyle dedi:
“Kaçırma korkusundan kaçırma keyfini yaşamaya. Her yerde olmak zorunda değilim, herkesle olmak zorunda değilim ve her şeyi bilmek zorunda değilim. Sosyal medya bazen kafamı karıştırabiliyor; çünkü karşılaştırmak ve beni burada değil başka bir yerlerde olmam ve daha iyi şeyler yapmam gerektiğine ikna etmek istiyor.
JOMO’yu geliştirmek:
JOMO’yu geliştirmek için her zaman dijital dünyadan kopmak gerekmeyebilir. Bazı araştırmacılar, sosyal medyayı tamamen terk etmeden daha bilinçli sosyal medya kullanım alışkanlıklarını benimsemenin FOMO’yu JOMO’ya dönüştürmeye yardımcı olabileceğini öneriyor. Bunun için öncelikle sosyal medya alışkanlıklarınızı daha çok farkına varmanız gerekiyor.
Zamanla sağlıksız sosyal karşılaştırmaları, mükemmeliyetçi düşünceyi ve FOMO’yu tetikleyebilen sosyal medya kullanımı kademeli olarak azaltılır. Böylece sosyal medya içerikleri daha fazla farkındalıkla, daha az yargılama ve tepkisellikle izlenir, tüm bunlar da JOMO’yu besler. Fırsatları kaçırdığımızdan korktuğumuz anda, hayır demekte zorlanıp zamanımızı aşırı derecede taahhüt etme eğiliminde oluruz. Ancak zaman, diğer değerli kaynaklar gibi, sınırlıdır. Kişi; davetlere, fırsatlara veya aşırı sosyal medya kullanımına “hayır” diyemeyip kendini aşırı yüklediğinde bunun sonucunda ortaya çıkan zaman sıkıntısı psikolojik iyi oluş hallerini zedeleyebilir.
JOMO’nun temel şartı, sınırlı zamanımıza ve bu zamanın nasıl harcandığına değer vermeyi öğrenmektir. Bunu yaparak anın tadını çıkarma fırsatları yaratıyoruz. Kaybedeceğimiz şeyleri dert etmek yerine, sahip olduklarımıza değer veriyoruz. Ayrıca, bizim için değerli olan sorumlulukları yerine getirmenin mutluluğunu yaşayabiliriz; bu da öz saygımızı güçlendirip kişisel özgüvenimizi artırabilir. Örneğin; iş çıkışı içmeye ya da diğer sosyal etkinliklere katılmaya ya da sosyal medyada vakit geçirmeye evet demek yerine akşamınızı bir kitap okumak, banyo yapmak, dil kursuna gitmek ya da lezzetli bir yemek pişirmek için değerlendirebilirsiniz. Daha minnettar bir zihniyet geliştirmek, JOMO duygusunu da besleyebilir. Sahip olmadıklarımız yerine sahip olduklarımıza odaklanmak, hayattaki olumlu yönleri takdir etmeyi kolaylaştırır. Bu FOMO’yu azaltıp JOMO’yu artırabilir; çünkü kaçırdığınız şey, zaten sahip olduğunuz şey kadar değerli değildir.
Çevirdiğim metinde sunulan makalelere bakmanızı öneririm. Bunun dışında kaçırma korkusu üzerine literatürdeki temel çalışmalardan birini okumanız için buraya bırakıyorum:
https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0747563213000800
Kaynakça:
https://theconversation.com/how-to-ditch-fomo-and-foster-jomo-the-joy-of-missing-out-200400