Empati, İtaat ve Suç Davranışı: Sosyal Psikolojik Bir Değerlendirme
Yazan: Madina İmanlı-
Empati, bireyin bir başkasının duygularını anlayabilme ve bu duygulara karşı duyarlılık gösterebilme kapasitesi olarak tanımlanmaktadır. Psikoloji literatüründe empati, yalnızca duygusal bir tepki olarak değil; bilişsel ve davranışsal boyutları da içeren çok yönlü bir yapı olarak ele alınmaktadır. Davis (1983), empatiyi bilişsel empati ve duygusal empati olmak üzere iki temel bileşen üzerinden açıklamış ve bireyler arası farklılıkların bu boyutlar çerçevesinde değerlendirilebileceğini ileri sürmüştür. Empatik beceriler, sosyal ilişkilerin düzenlenmesinde olduğu kadar, ahlaki karar verme ve sosyal sorumluluk alma süreçlerinde de önemli bir rol oynamaktadır.
Empati kavramı, suç davranışları söz konusu olduğunda daha da kritik bir hal almaktadır. Suç, yalnızca bireysel bir tercih ya da kişilik özelliğinin sonucu olarak değil, aynı zamanda sosyal bağlam içinde şekillenen bir davranış biçimi olarak değerlendirilmektedir. Bu noktada bireyin otoriteye itaat etme eğilimi, sosyal normlara uyum ve grup baskısı gibi faktörler empatiyle birlikte ele alınmalıdır. Milgram’ın (1963) itaat deneyleri, sıradan bireylerin otorite figürlerinin yönlendirmesiyle başkalarına zarar verebilecek davranışlar sergileyebildiğini göstermiştir. Bu bulgular, empatik farkındalığın sosyal bağlam içinde nasıl bastırılabildiğini ortaya koymaktadır.
Milgram’ın çalışması, bireylerin ahlaki sorumluluklarını otoriteye devrettiklerinde empatik tepkilerinin zayıflayabildiğini göstermektedir. Deney sürecinde katılımcıların, karşılarındaki kişinin acı çektiğini bilmelerine rağmen deney talimatlarına uymaya devam etmeleri, empati ile itaat arasındaki çatışmayı açıkça ortaya koymuştur (Milgram, 1963). Bu durum, suç davranışlarının bazı durumlarda bireysel empati eksikliğinden ziyade, sosyal yapıların ve otoritenin etkisiyle şekillenebileceğini düşündürmektedir.
Benzer şekilde Zimbardo’nun (2007) Stanford Hapishane Deneyi üzerinden geliştirdiği “Lucifer Etkisi” kavramı, sıradan bireylerin belirli koşullar altında nasıl zarar verici davranışlar sergileyebileceğini açıklamaktadır. Zimbardo’ya göre bireyleri “kötü” davranışlara yönelten şey çoğu zaman onların kişisel özellikleri değil, içinde bulundukları sosyal roller ve durumlar olmaktadır. Bu süreçte empati, rol beklentileri ve güç ilişkileri tarafından baskılanabilmektedir. Gardiyan rolündeki katılımcıların mahkûmlara karşı empatik tepkiler geliştirememesi, sosyal rollerin empati üzerindeki dönüştürücü etkisini göstermektedir.
Haslam ve Reicher (2012), Milgram ve Zimbardo’nun çalışmalarını yeniden değerlendirerek itaat ve uyum kavramlarının sanıldığı kadar “doğal” ya da kaçınılmaz olmadığını ileri sürmektedir. Araştırmacılara göre bireyler, otoriteye körü körüne itaat etmekten ziyade, kendilerini ait hissettikleri sosyal kimliklerle uyumlu davrandıklarında bu tür davranışları sergilemektedir. Bu bakış açısı, empati eksikliğinin yalnızca bireysel bir yetersizlik olmadığını; sosyal kimlik, aidiyet ve normlar tarafından şekillendirildiğini ortaya koymaktadır. Empati ile suç davranışı arasındaki ilişkiyi doğrudan ele alan çalışmalardan biri Jolliffe ve Farrington’ın (2004) sistematik derlemesidir. Bu çalışmada empati düzeyi düşük bireylerin suç işleme olasılığının daha yüksek olduğu, özellikle şiddet içeren suçlarda empatik becerilerin belirgin biçimde düşük olduğu saptanmıştır. Ancak araştırmacılar, empati eksikliğinin tek başına suç davranışını açıklamak için yeterli olmadığını; sosyal çevre, aile yapısı ve bireysel gelişim öyküsünün de dikkate alınması gerektiğini vurgulamaktadır.
Türkiye bağlamında yapılan çalışmalardan biri olan Sevik Karaman’ın (2012) yüksek lisans tezi, farklı suç tiplerinde empatik beceri düzeylerini karşılaştırması açısından dikkat çekicidir. Çalışmada, şiddet içeren suçları işleyen bireylerin empatik beceri düzeylerinin, şiddet içermeyen suçları işleyen bireylere kıyasla daha düşük olduğu bulunmuştur. Bu bulgu, empati eksikliğinin özellikle doğrudan zarar verme içeren suçlarda daha belirgin bir rol oynadığını göstermektedir. Aynı zamanda araştırma, empatik becerilerin suç tipine göre farklı biçimlerde etkilendiğini ortaya koymaktadır.
Empatik becerilerin gelişimi, erken çocukluk dönemindeki bağlanma ilişkileriyle yakından ilişkilidir. Güvenli bağlanma deneyimi yaşayan bireylerin empatik tepkiler geliştirme olasılığı daha yüksekken, ihmal ve istismar gibi olumsuz yaşantılar empatik gelişimi olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Bu durum, suç davranışının yalnızca yetişkinlik döneminde ortaya çıkan bir sorun olmadığını; gelişimsel süreçlerin bir sonucu olarak değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.
Empati, adli psikoloji alanında yalnızca suçun nedenlerini anlamak için değil, aynı zamanda rehabilitasyon süreçlerinde de önemli bir hedef olarak ele alınmaktadır. Empati geliştirmeye yönelik müdahale programları, bireyin mağdurun yaşadığı duygusal ve psikolojik zararları fark etmesini amaçlamaktadır. Ancak literatür, bu tür programların her birey için aynı etkiyi göstermediğini ve özellikle güçlü antisosyal özelliklere sahip bireylerde sınırlı sonuçlar verdiğini göstermektedir (Jolliffe & Farrington, 2004).
Sonuç olarak empati, suç davranışının anlaşılmasında merkezi ancak tek başına yeterli olmayan bir değişkendir. Milgram (1963) ve Zimbardo’nun (2007) çalışmaları, empatik bireylerin bile belirli sosyal koşullar altında zarar verici davranışlar sergileyebileceğini göstermektedir. Haslam ve Reicher’in (2012) yaklaşımı ise bu davranışların sosyal kimlik ve aidiyet duygusuyla yakından ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda empati, bireysel bir özellik olmanın ötesinde, sosyal ve durumsal faktörlerle birlikte ele alınması gereken bir kavramdır. Suçla mücadelede empatik becerilerin geliştirilmesi önemli olmakla birlikte, bu süreç çok boyutlu psikososyal müdahalelerle desteklenmelidir.
Kaynakça:
Davis, M. H. (1983). Measuring individual differences in empathy: Evidence for a multidimensional approach. Journal of Personality and Social Psychology, 44(1), 113–126.
Haslam, S. A., & Reicher, S. D. (2012). Contesting the “nature” of conformity: What Milgram and Zimbardo’s studies really show. PLoS Biology, 10(11), e1001426.
Jolliffe, D., & Farrington, D. P. (2004). Empathy and offending: A systematic review and meta-analysis. Aggression and Violent Behavior, 9(5), 441–476.
Milgram, S. (1963). Behavioral study of obedience. Journal of Abnormal and Social Psychology, 67(4), 371–378.
Zimbardo, P. G. (2007). The Lucifer effect: Understanding how good people turn evil. Random House.
Sevik Karaman, A. (2012). Dört farklı suç tipinde empatik beceri düzeylerinin karşılaştırılması (Yüksek lisans tezi). İstanbul Üniversitesi, Adli Tıp Enstitüsü, Sosyal
Bilimler Anabilim Dalı. Yükseköğretim Kurulu Ulusal Tez Merkezi.
Empati, bireyin bir başkasının duygularını anlayabilme ve bu duygulara karşı duyarlılık gösterebilme kapasitesi olarak tanımlanmaktadır. Psikoloji literatüründe empati, yalnızca duygusal bir tepki olarak değil; bilişsel ve davranışsal boyutları da içeren çok yönlü bir yapı olarak ele alınmaktadır. Davis (1983), empatiyi bilişsel empati ve duygusal empati olmak üzere iki temel bileşen üzerinden açıklamış ve bireyler arası farklılıkların bu boyutlar çerçevesinde değerlendirilebileceğini ileri sürmüştür. Empatik beceriler, sosyal ilişkilerin düzenlenmesinde olduğu kadar, ahlaki karar verme ve sosyal sorumluluk alma süreçlerinde de önemli bir rol oynamaktadır.
Empati kavramı, suç davranışları söz konusu olduğunda daha da kritik bir hal almaktadır. Suç, yalnızca bireysel bir tercih ya da kişilik özelliğinin sonucu olarak değil, aynı zamanda sosyal bağlam içinde şekillenen bir davranış biçimi olarak değerlendirilmektedir. Bu noktada bireyin otoriteye itaat etme eğilimi, sosyal normlara uyum ve grup baskısı gibi faktörler empatiyle birlikte ele alınmalıdır. Milgram’ın (1963) itaat deneyleri, sıradan bireylerin otorite figürlerinin yönlendirmesiyle başkalarına zarar verebilecek davranışlar sergileyebildiğini göstermiştir. Bu bulgular, empatik farkındalığın sosyal bağlam içinde nasıl bastırılabildiğini ortaya koymaktadır.
Milgram’ın çalışması, bireylerin ahlaki sorumluluklarını otoriteye devrettiklerinde empatik tepkilerinin zayıflayabildiğini göstermektedir. Deney sürecinde katılımcıların, karşılarındaki kişinin acı çektiğini bilmelerine rağmen deney talimatlarına uymaya devam etmeleri, empati ile itaat arasındaki çatışmayı açıkça ortaya koymuştur (Milgram, 1963). Bu durum, suç davranışlarının bazı durumlarda bireysel empati eksikliğinden ziyade, sosyal yapıların ve otoritenin etkisiyle şekillenebileceğini düşündürmektedir.
Benzer şekilde Zimbardo’nun (2007) Stanford Hapishane Deneyi üzerinden geliştirdiği “Lucifer Etkisi” kavramı, sıradan bireylerin belirli koşullar altında nasıl zarar verici davranışlar sergileyebileceğini açıklamaktadır. Zimbardo’ya göre bireyleri “kötü” davranışlara yönelten şey çoğu zaman onların kişisel özellikleri değil, içinde bulundukları sosyal roller ve durumlar olmaktadır. Bu süreçte empati, rol beklentileri ve güç ilişkileri tarafından baskılanabilmektedir. Gardiyan rolündeki katılımcıların mahkûmlara karşı empatik tepkiler geliştirememesi, sosyal rollerin empati üzerindeki dönüştürücü etkisini göstermektedir.
Haslam ve Reicher (2012), Milgram ve Zimbardo’nun çalışmalarını yeniden değerlendirerek itaat ve uyum kavramlarının sanıldığı kadar “doğal” ya da kaçınılmaz olmadığını ileri sürmektedir. Araştırmacılara göre bireyler, otoriteye körü körüne itaat etmekten ziyade, kendilerini ait hissettikleri sosyal kimliklerle uyumlu davrandıklarında bu tür davranışları sergilemektedir. Bu bakış açısı, empati eksikliğinin yalnızca bireysel bir yetersizlik olmadığını; sosyal kimlik, aidiyet ve normlar tarafından şekillendirildiğini ortaya koymaktadır. Empati ile suç davranışı arasındaki ilişkiyi doğrudan ele alan çalışmalardan biri Jolliffe ve Farrington’ın (2004) sistematik derlemesidir. Bu çalışmada empati düzeyi düşük bireylerin suç işleme olasılığının daha yüksek olduğu, özellikle şiddet içeren suçlarda empatik becerilerin belirgin biçimde düşük olduğu saptanmıştır. Ancak araştırmacılar, empati eksikliğinin tek başına suç davranışını açıklamak için yeterli olmadığını; sosyal çevre, aile yapısı ve bireysel gelişim öyküsünün de dikkate alınması gerektiğini vurgulamaktadır.
Türkiye bağlamında yapılan çalışmalardan biri olan Sevik Karaman’ın (2012) yüksek lisans tezi, farklı suç tiplerinde empatik beceri düzeylerini karşılaştırması açısından dikkat çekicidir. Çalışmada, şiddet içeren suçları işleyen bireylerin empatik beceri düzeylerinin, şiddet içermeyen suçları işleyen bireylere kıyasla daha düşük olduğu bulunmuştur. Bu bulgu, empati eksikliğinin özellikle doğrudan zarar verme içeren suçlarda daha belirgin bir rol oynadığını göstermektedir. Aynı zamanda araştırma, empatik becerilerin suç tipine göre farklı biçimlerde etkilendiğini ortaya koymaktadır.
Empatik becerilerin gelişimi, erken çocukluk dönemindeki bağlanma ilişkileriyle yakından ilişkilidir. Güvenli bağlanma deneyimi yaşayan bireylerin empatik tepkiler geliştirme olasılığı daha yüksekken, ihmal ve istismar gibi olumsuz yaşantılar empatik gelişimi olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Bu durum, suç davranışının yalnızca yetişkinlik döneminde ortaya çıkan bir sorun olmadığını; gelişimsel süreçlerin bir sonucu olarak değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.
Empati, adli psikoloji alanında yalnızca suçun nedenlerini anlamak için değil, aynı zamanda rehabilitasyon süreçlerinde de önemli bir hedef olarak ele alınmaktadır. Empati geliştirmeye yönelik müdahale programları, bireyin mağdurun yaşadığı duygusal ve psikolojik zararları fark etmesini amaçlamaktadır. Ancak literatür, bu tür programların her birey için aynı etkiyi göstermediğini ve özellikle güçlü antisosyal özelliklere sahip bireylerde sınırlı sonuçlar verdiğini göstermektedir (Jolliffe & Farrington, 2004).
Sonuç olarak empati, suç davranışının anlaşılmasında merkezi ancak tek başına yeterli olmayan bir değişkendir. Milgram (1963) ve Zimbardo’nun (2007) çalışmaları, empatik bireylerin bile belirli sosyal koşullar altında zarar verici davranışlar sergileyebileceğini göstermektedir. Haslam ve Reicher’in (2012) yaklaşımı ise bu davranışların sosyal kimlik ve aidiyet duygusuyla yakından ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda empati, bireysel bir özellik olmanın ötesinde, sosyal ve durumsal faktörlerle birlikte ele alınması gereken bir kavramdır. Suçla mücadelede empatik becerilerin geliştirilmesi önemli olmakla birlikte, bu süreç çok boyutlu psikososyal müdahalelerle desteklenmelidir.
Kaynakça:
Davis, M. H. (1983). Measuring individual differences in empathy: Evidence for a multidimensional approach. Journal of Personality and Social Psychology, 44(1), 113–126.
Haslam, S. A., & Reicher, S. D. (2012). Contesting the “nature” of conformity: What Milgram and Zimbardo’s studies really show. PLoS Biology, 10(11), e1001426.
Jolliffe, D., & Farrington, D. P. (2004). Empathy and offending: A systematic review and meta-analysis. Aggression and Violent Behavior, 9(5), 441–476.
Milgram, S. (1963). Behavioral study of obedience. Journal of Abnormal and Social Psychology, 67(4), 371–378.
Zimbardo, P. G. (2007). The Lucifer effect: Understanding how good people turn evil. Random House.
Sevik Karaman, A. (2012). Dört farklı suç tipinde empatik beceri düzeylerinin karşılaştırılması (Yüksek lisans tezi). İstanbul Üniversitesi, Adli Tıp Enstitüsü, Sosyal
Bilimler Anabilim Dalı. Yükseköğretim Kurulu Ulusal Tez Merkezi.