Konuşulmayan Kayıplarımız

Yazan: Doç. Dr. Gizem Cesur Soysal | | 

Kayıp yaşamak hayatın kaçınılmaz bir parçasıdır. Birini kaybettiğimizde hissettiğimiz üzüntü, özlem, öfke ya da boşluk duygusu, yas olarak adlandırılan doğal bir uyum sürecinin parçasıdır. Yas yalnızca bireyin iç dünyasında yaşanan bir deneyim değildir; içinde yaşanılan toplum, kültür ve sosyal çevre bu süreci doğrudan etkiler. Kişiler kayıplarını anlamlandırırken çoğu zaman farkında olmadan toplumsal normlara ve beklentilere göre hareket eder.


Ancak her kayıp aynı şekilde tanınmaz ve her yas aynı ölçüde kabul görmez. Bazı kayıplar çevre tarafından küçümsenir, görmezden gelinir ya da hiç konuşulmaz. Bu noktada, psikoloji alanında Kenneth J. Doka tarafından tanımlanan mahrum edilmiş yas kavramı önem kazanır.

Mahrum Edilmiş Yas Nedir?

Mahrum edilmiş yas, kişinin yaşadığı kayıp sonrası yas tutma sürecinin toplum tarafından açıkça onaylanmadığı, tanınmadığı ya da sosyal destek görmediği durumları ifade eder. Bu süreçte kişi yalnızca kaybın acısını değil, aynı zamanda yas tutma hakkının elinden alınmasının yarattığı yalnızlığı da deneyimler. Çevreden gelen “artık toparlanmalısın” ya da “bu kadar üzülmeye gerek yok” gibi ifadeler, yas yaşayan kişinin duygularını geçersiz kılabilir. Dahası bu çerçvede bazı kayıplar “haklı” bir yas nedeni olarak görülürken, bazıları için üzülmek bile gereksiz ya da abartılı kabul edilebilir.

İlişkinin Kabul Görmediği Kayıplar

Bazı durumlarda kaybın kendisinden çok, kaybedilen kişiyle olan ilişkinin niteliği değersiz hale gelir. Toplum tarafından yeterince önemli görülmeyen ilişkilerde yaşanan kayıplar sonrasında yas süreci tanınmayabilir. Eski eşler, eski sevgililer, gizli yaşanan ilişkiler ya da üvey aile bireyleri için tutulan yas çoğu zaman sessiz kalmaya zorlanır. Benzer şekilde sağlık çalışanlarının bakım verdikleri hastaları kaybetmeleri ya da kişinin hiç yüz yüze tanışmadığı birini kaybetmesinin ardından yaşanan duygular ve yas süreci çevre tarafından hafife alınabilir. Oysa ilişkinin resmî ya da geleneksel olup olmaması, kaybın yarattığı duygusal etkiyi ortadan kaldırmaz.

Kaybın Kabul Görmediği Durumlar

Bazı kayıplar toplum tarafından “daha az önemli” olarak değerlendirilir. Gebelik kayıpları, düşükler, yaşlı ya da ağır hasta bireylerin kaybı ve evcil hayvan ölümleri bu duruma örnek verilebilir. Bu tür kayıplarda sıkça “zaten olacağı belliydi” ya da “en azından acı çekmedi” gibi ifadelerle karşılaşılır. Bu söylemler, iyi niyetli görünse bile yas yaşayan kişinin duygularını görünmez kılabilir.

Ölüm İçermeyen Kayıplar ve Yas

Yas her zaman ölümle ilgili değildir. Boşanma, uzun bir ilişkinin bitmesi, iş ya da ev kaybı, hastalık veya yeti yitimi gibi durumlar da güçlü bir yas sürecini beraberinde getirebilir. Ancak ölüm içermeyen bu kayıplar çoğu zaman “gerçek bir kayıp” olarak görülmez. Bu nedenle kişi yaşadığı üzüntüyü bastırabilir, çevresine anlatmaktan kaçınabilir ya da üzülmeye hakkı olmadığını düşünebilir. Oysa bu kayıplar da kişinin hayatında önemli değişimler yaratır.

Yas Tutan Kişinin Kabul Görmediği Durumlar

Bazı durumlarda sorun kayıp ya da ilişki değil, yas tutan kişinin kendisidir. Çocukların, çok yaşlı bireylerin ya da zihinsel engelli kişilerin kaybı anlayamayacağı varsayımıyla onların duyguları dikkate alınmayabilir. Bu kişiler yas sürecinden ve kayıpla ilgili konuşmalardan uzak tutulabilir. Bu yaklaşım, yas yaşayan bireyin yalnızlaşmasına ve duygularının bastırılmasına neden olabilir.

Kendini Yas Sürecinden Mahrum Bırakmak

Mahrum edilmiş yas her zaman dışarıdan gelen tepkilerle sınırlı değildir. Bazen kişi, toplumdan duyduğu mesajları içselleştirerek kendini de yas sürecinden mahrum bırakır. Kendi üzüntüsünü haklı görmemek, yas tutmayı zayıflık olarak algılamak ya da “başkaları daha zor şeyler yaşıyor” düşüncesiyle duygularını bastırmak bu sürecin bir parçası olabilir. Bu durumda yas ertelenebilir, gizli kalabilir ya da hiç yaşanamayabilir.

Neden Bu Konuşulmalı?

Konuşulmayan, tanınmayan ve ertelenen yaslar zamanla daha ağır ve patolojik hale gelebilir. Yas, insan olmanın ortak bir deneyimidir ve bu deneyimin tanınması iyileşmenin en temel adımlarından biridir. Konuşulmayan kayıpları görünür kılmak, bireylerin yalnız olmadıklarını hissetmelerine ve toplumda empati ile anlayışın güçlenmesine katkı sağlar. Ve bazen ilk adım, sadece şunu söyleyebilmektir: “Bu kayıp benim için önemliydi.”

Kaynakça:

Doka, K. (Ed.). (2002). Disenfranchised grief: New directions, challenges,
and strategies for practice. Champaign, IL: Research Press.