Good Will Hunting (1997)

Yazan: Emirhan Kırkaç | Psikoloji (İngilizce) 3.sınıf - 

Gus Van Sant’ın 1997 yapımı Good Will Hunting filmi, sadece üstün zekâlı bir genci değil, onun hayatının önemli bir dönüm noktasını konu almaktadır. Bu hikâye, ana karakter olan Will’in ağır çocukluk travmalarını, güvensiz bağlanma stilini ve bireyin kendi potansiyeline karşı ördüğü savunma duvarlarını içeren klinik bir öykü sunmaktadır. Yetimhanelerde geçen ve fiziksel istismarla dolu çocukluk dönemi, Will’de korkulu-kaçıngan bağlanma stilinin gelişmesine yol açmıştır. Zor bir çocukluk yaşayan Will için yakınlık, kaçınılmaz bir reddedilme ve acı anlamına gelmektedir. Skylar ile olan ilişkisi ilerledikçe Will’in ilişkiyi yıkmaya çalışması, “O beni bırakmadan ben onu bırakmalıyım.” şeklindeki yaklaşımı, onun yaşadığı zor çocukluğun bir sonucudur. Will, dünyayı kaotik, güvensiz ve saldırgan bir yer olarak algılamaktadır.

Will, duygusal bir çatışma yaşadığında ya da köşeye sıkıştığında, durumu soyut akademik tartışmalara, tarihsel verilere veya hukuki argümanlara boğmaktadır. Bu durum, onun üstün zekâsını bir savunma mekanizması olarak kullandığını göstermektedir. Will, filmde işlediği bir suç nedeniyle hapis cezası alacaktır; ancak Profesör Lambeau onun zekâsını fark eder ve onun için kefil olur. Will ile bir anlaşma yaparlar. Bu anlaşmaya göre Will, Profesör Lambeau ile haftada bir kez çalışmalar yapacak ve aynı zamanda terapi almak zorunda olacaktır.


Birçok başarısız terapi seansının ardından Will, yeni terapisti Sean Maguire ile terapiye başlar. Sean ile Will arasındaki ilişki, klasik bir terapi sürecinden ziyade bir dostluğun başlangıcı gibidir. Sean, Will’e karşı kendi yaralarını şeffaf bir şekilde ortaya koyarak güvenli bir liman inşa eder. Aynı zamanda Profesör Lambeau ile yaptığı çalışmalar, Will’in hayatına yeni kapılar açar. Profesör Lambeau, Will’e karşı daha çok başarı odaklı bir yaklaşım sergilerken, terapist Sean Maguire onun zekâsından ziyade insanlığı, geçmiş travmaları ve hayata bakışıyla ilgilenir.

Filmin en önemli sahnelerinden biri olan “It’s not your fault” (Senin suçun değil) sahnesi, bilişsel bir ikna sürecinden çok duygusal bir kırılma anıdır. Will, yıllardır bastırdığı kederi bu sahnede dışa vurur.
Will’in South Boston’daki arkadaş grubuyla olan bağı, onun sosyal kimliğini oluşturmuştur. Will, yeteneğini kullanarak South Boston’dan ayrılmayı, kendi sınıfına ve arkadaşlarına bir ihanet olarak algılar. Bu nedenle mevcut hayatını terk etmek istemez. Yakın arkadaşı Chuckie’nin, “Buradan gitmezsen sana olan saygımı kaybederim.” dediği sahne, Will için adeta bir “gitme izni” niteliği taşır.
Film, değişimin yalnızca bilişsel bir gelişimle değil, ancak derin bir duygusal temasla mümkün olabileceğini savunmaktadır. Will’in filmin sonunda “bir kız için gitmesi”, sadece romantik bir tercih değil; artık dünyayla güvenli bağlar kurabildiğinin bir kanıtıdır. Will’in bu güvenli bağı geliştirerek hayatını değiştirmesi, hem Profesör Lambeau hem de terapist Sean Maguire ile kurduğu ilişkilerin bir sonucudur.