Dead Poets Society
Yazan: Emirhan Kırkaç -
1989 yapımı olan, Peter Weir yönetmenliğinde çekilmiş Ölü Ozanlar Derneği (Dead Poets Society), kendini bulma, keşfetme ve mevcut sisteme başkaldırı hikayesidir. Film son derece muhafazakar, katı kurallarıyla övünen köklü yatılı okul olan Welton Akademisi’nde geçer. Gelenek, Onur, Disiplin ve Mükemmellik gibi dört sarsılmaz sütun üzerine kurulan okula yeni bir edebiyat öğretmeni John Keating’in dahil olmasıyla düzen değişir. Keating, edebiyatı hayatı hissetmenin ve "Carpe Diem" (Anı Yaşa) felsefesiyle hayatlarımıza anlam katan bir aracı olarak sunar. Film, bu yeni bakış açısıyla hayata farklı gözle bakmaya başlayan gençlerin kendilerinden beklenen kalıplara uymak yerine gerçek potansiyellerini keşfetmeleri ve bunlar arasındaki çatışmayı anlatır.
Filmin karşımıza ilk olarak ergenlik döneminin temel krizlerinden biri olan kimlik inşası ve otoriteyle çatışma ile başlar. Hem Welton Akademisi hem de öğrencilerin aileleri, gençlere "Geleceğin doktorları, bankacıları" gibi hazır kimliklere yönelterek onları erken bağlanmaya zorlamaktadır. Öğretmen Keating’in dersleri ise bu yönteme karşı bir sistemdir. Örneğin, Keating’in öğrencilerden ders kitabındaki o meşhur giriş sayfasını yırtmalarını istemesi, aslında onlara dayatılan katı bilişsel şemaları yırtıp atmalarını sembolize eder. Aynı zamanda okulun avlusunda öğrencilere yürüyüş yaptırdığı ve bir süre sonra hepsinin aynı ritimde yürümeye başladığı o sahne ise, insanların grup içinde uyma davranışına ne kadar kolay teslim olduğunu gösteriyor. Keating, o sahnede öğrencilere kendi adımlarını bulmalarını söylemesi onlara bağımsız düşünmeyi öğretmeye çalışmasıdır.
1989 yapımı olan, Peter Weir yönetmenliğinde çekilmiş Ölü Ozanlar Derneği (Dead Poets Society), kendini bulma, keşfetme ve mevcut sisteme başkaldırı hikayesidir. Film son derece muhafazakar, katı kurallarıyla övünen köklü yatılı okul olan Welton Akademisi’nde geçer. Gelenek, Onur, Disiplin ve Mükemmellik gibi dört sarsılmaz sütun üzerine kurulan okula yeni bir edebiyat öğretmeni John Keating’in dahil olmasıyla düzen değişir. Keating, edebiyatı hayatı hissetmenin ve "Carpe Diem" (Anı Yaşa) felsefesiyle hayatlarımıza anlam katan bir aracı olarak sunar. Film, bu yeni bakış açısıyla hayata farklı gözle bakmaya başlayan gençlerin kendilerinden beklenen kalıplara uymak yerine gerçek potansiyellerini keşfetmeleri ve bunlar arasındaki çatışmayı anlatır.
Filmin karşımıza ilk olarak ergenlik döneminin temel krizlerinden biri olan kimlik inşası ve otoriteyle çatışma ile başlar. Hem Welton Akademisi hem de öğrencilerin aileleri, gençlere "Geleceğin doktorları, bankacıları" gibi hazır kimliklere yönelterek onları erken bağlanmaya zorlamaktadır. Öğretmen Keating’in dersleri ise bu yönteme karşı bir sistemdir. Örneğin, Keating’in öğrencilerden ders kitabındaki o meşhur giriş sayfasını yırtmalarını istemesi, aslında onlara dayatılan katı bilişsel şemaları yırtıp atmalarını sembolize eder. Aynı zamanda okulun avlusunda öğrencilere yürüyüş yaptırdığı ve bir süre sonra hepsinin aynı ritimde yürümeye başladığı o sahne ise, insanların grup içinde uyma davranışına ne kadar kolay teslim olduğunu gösteriyor. Keating, o sahnede öğrencilere kendi adımlarını bulmalarını söylemesi onlara bağımsız düşünmeyi öğretmeye çalışmasıdır.
Filmin en çarpıcı kısmı Neil Perry ve babası arasındadır. Bay Perry, katı otoriter (authoritarian) ebeveyn modelinin çok net bir örneğidir. Neil, babasının katı kuralları (tıp okumak) ile kendi tutkusu olan tiyatro arasında derin bir sıkışmışlık yaşar. Babasının onun hayallerini kesin bir dille ezip askeri okula göndereceğini söylemesi, Neil'de bir boyun eğme ve kendi hayatı üzerinde kontrol kaybı hissi yaratır. Neil’in en sonunda intihar etmesi ise özgürlüğü tamamen yok sayılan bir ergenin, kendi hayatı üzerindeki kontrolü geri alabilmek için bulabildiği tek, çaresiz ve yıkıcı çıkış yolu olmuştur.
Öte yandan, filmdeki bir diğer karakter gelişimini Todd Anderson üzerinden görüyoruz. Todd abisinin gölgesinde ezilmiş, sosyal anksiyete ve performans kaygısı yaşayan bir öğrencidir, başlangıçta kendi sesini duyurmaktan bile korkar. Ancak Keating’in onun gözlerini kapatarak doğaçlama bir şiir yaratmasını istediği o "barbarca çığlık" sahnesi, Todd için bir cesaretlendirme pratiği olmuştur. Filmin finalinde okul müdürünün baskısına ve Keating’in okuldan kovulmasına rağmen, sıranın üzerine çıkıp "O Captain ! My Captain!" meşhur repliği söyleyen ilk kişinin Todd olması, onun kendini gerçekleştirme yolculuğunda utancını ve kaygısını yendiğinin kanıtıdır.
Kısaca Dead Poets Society, kurumların ve ebeveynlerin kalıplar oluşturması ve dayatmasının insan psikoloji üzerinde özelliklede kimlik oluşturma çağındaki gençler üzerindeki etkisini anlatan bir yapımdır. Keating’in ektiği tohumlar, Neil’in hikayesinde ebeveyn baskısının yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini gösterirken, Todd’un hikayesinde ise bir insanın kendi sesini bulabileceğini ve özgürleşebileceğini kanıtlar. Welton Akademisi her ne kadar düzeni yeniden sağlamış ve Keating’i okuldan atmış olsa bile, Keating’n öğrencileri artık eski boyun eğen gençler değil artık zihinlerindeki duvarları yıkmış ve kendi hikayelerinin yazarı olma cesaretini kazanmış kişilerdir.
Öte yandan, filmdeki bir diğer karakter gelişimini Todd Anderson üzerinden görüyoruz. Todd abisinin gölgesinde ezilmiş, sosyal anksiyete ve performans kaygısı yaşayan bir öğrencidir, başlangıçta kendi sesini duyurmaktan bile korkar. Ancak Keating’in onun gözlerini kapatarak doğaçlama bir şiir yaratmasını istediği o "barbarca çığlık" sahnesi, Todd için bir cesaretlendirme pratiği olmuştur. Filmin finalinde okul müdürünün baskısına ve Keating’in okuldan kovulmasına rağmen, sıranın üzerine çıkıp "O Captain ! My Captain!" meşhur repliği söyleyen ilk kişinin Todd olması, onun kendini gerçekleştirme yolculuğunda utancını ve kaygısını yendiğinin kanıtıdır.
Kısaca Dead Poets Society, kurumların ve ebeveynlerin kalıplar oluşturması ve dayatmasının insan psikoloji üzerinde özelliklede kimlik oluşturma çağındaki gençler üzerindeki etkisini anlatan bir yapımdır. Keating’in ektiği tohumlar, Neil’in hikayesinde ebeveyn baskısının yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini gösterirken, Todd’un hikayesinde ise bir insanın kendi sesini bulabileceğini ve özgürleşebileceğini kanıtlar. Welton Akademisi her ne kadar düzeni yeniden sağlamış ve Keating’i okuldan atmış olsa bile, Keating’n öğrencileri artık eski boyun eğen gençler değil artık zihinlerindeki duvarları yıkmış ve kendi hikayelerinin yazarı olma cesaretini kazanmış kişilerdir.