Sesleri Görmek

Yazan: Esra Ece Özdal-

Bir nörolog olan Oliver Sacks, “Sesleri Görmek” adlı kitabında sağırlığı tıbbi bir "eksiklik" ya da patolojik bir "engel" olmaktan çıkarıp insan zihninin plastik yapısına (neuroplasticity) dair bir perspektif sunar. Sacks’a göre sağırlık bir kayıp değil, dilin ve düşüncenin görsel-uzamsal bir zeminde yeniden inşa edildiği özgün bir varoluş biçimidir. Yazar, özellikle erken çocukluk döneminde işaret diliyle tanışmanın önemini vurgulayarak dilin yokluğunu "zihinsel bir hapis" olarak nitelendirir.

“Sağırlık bir illet değildir; illet, iletişimin kesildiği ve dilin yok olduğu yerde başlar. İletişim kurulamazsa, çocuk iyi bir dile ve diyalog olanağına kavuşamazsa, Schlesinger’in sözünü ettiği dilsel, entelektüel, duygusal ve kültürel talihsizlikler ortaya çıkar. Bu talihsizlikler, doğuştan sağırların çoğunu az ya da çok etkiler: Schein’a göre, “Sağır çocukların çoğu kendi evlerinde bir yabancı gibi büyürler.” (Schein, 1984, s.131)” (Sacks, 2022, s. 126-127)

Sacks; doğuştan gelen sağırlığı, doğuştan gelen körlükle kıyaslarken çarpıcı bir tespitte bulunur. Körlük, kişiyi nesnelerden ayırırken; sağırlık potansiyel olarak kişiyi insanlardan ve de kültürden ayırır. Aslında dil, bireyin toplumsal mirasa eklemlendiği ana mekanizmadır. Sacks bu durumu şu sözlerle ifade eder:

“Geç yaşlarda sağır olmanın kör olmaya yeğlenip yeğlenmeyeceği tartışılabilir ama doğuştan sağırlık kesinlikle doğuştan körlükten daha ciddi bir durumdur, en azından potansiyel olarak. Sağır doğanlar, anne-babalarını işitemeyenler, erken ve etkili önlemler alınmazsa, ömürleri boyunca dile hâkim olamama ya da çok az hâkim olma tehlikesiyle karşı karşıyadırlar. Ve dile hâkim olamamak, insan için en büyük felaketlerden biridir çünkü insanoğlunun mirasını ve kültürünü ancak dille anlarız, dostlarımızla ancak dil aracılığıyla ilişki kurar, bilgi alışverişi yaparız. Bunu yapamıyorsak; ne denli gayretli, tutkulu ya da yetenekli olursak olalım, ciddi biçimde sakatız ve yalıtılmış bir dünyada yaşıyoruz demektir.” (Sacks, 2022, s. 21)

Bu perspektiften bakıldığında, sağırlığın kendisi bir engel değildir; asıl engel, iletişimin kesintiye uğradığı ve dilsel girdinin sağlanamadığı o "boşluk" anı ve toplumun konuşulan dili tek geçerli dil olarak kabul etmesinin yarattığı baskıdır.

Ayrıca yazarın Gallaudet Üniversitesi’ndeki gözlemleri, işaret dilinin basit bir jestler bütünü değil, karmaşık bir gramer ve söz dizimine sahip, bilişsel açıdan tam teşekküllü bir dil olduğunu kanıtlar niteliktedir. Nörobiyolojik açıdan en etkileyici olan ise, beynin bu görsel girdiyi nasıl işlediğidir. İşiten bireylerde işitsel korteks (auditory cortex) sesleri işlerken, doğuştan sağır bireylerde bu bölge görsel ve uzamsal bilgiyi işlemek üzere yeniden organize olur.

“Doksan yaşlarında, son derece sağlıklı bir görünümü olan bu bayan zaman zaman aniden düşünceye dalıyor, bu arada elleriyle örgü örer gibi karmaşık hareketler yapıyordu. Kendisi de işaret dilini iyi bilen kızı, annesinin hayali örgüler örmediğini, işaret dilinde düşündüğünü söyledi ve uykusunda bile bazen yorganın üstünde el işaretleri yaptığını ekledi. Yaşlı kadın işaret diliyle rüya görüyordu.” (Sacks, 2022, s. 47)

Bu örnek, beynin sessizliği bir yokluk olarak değil, "görsel bir ses" olarak deneyimlediğinin en somut kanıtıdır.

Kısacası Sacks kitabında bizi sessizliğin içine yerleşmiş o gürültülü ve renkli dünyayı keşfetmeye davet eder. Beynin sessizliğe nasıl uyum sağladığını, bir "sesin" şekil ve uzamla nasıl hayat bulduğunu merak ediyorsanız eğer, bu kitap ilginizi çekecektir.

Kaynakça:
Sacks, O. (2022). Sesleri görmek (O. Yener, Çev.; 5. Bs.). Yapı Kredi Yayınları.
Schein, J. D. (1984). Speaking the language of sign: The art and science of signing. Doubleday.