Bir Aile Meselesi

Yazan: Ayşe Eda Güler

Stres günlük hayatımızdan çıkarabileceğimiz bir olgu değil. Dünya’ya ilk geldiğimiz andan itibaren çeşitli sorunlarla mücadele etmeye başlıyoruz ve farklı gelişim süreçlerine bağlı olarak bu sorunlar değişiyor. Değişmeyen tek şey ise stresin hayatımızda o ya da bu sebepten var olduğu gerçeği. 

Stresi tamamen kötü bir şey olarak adlandırmak da doğru değil çünkü harekete geçmemiz için hayatımızda belli bir miktar strese ihtiyacımız var. Öte yandan kaldırabileceğimizden fazla stresin bize birçok açıdan zarar verebileceğini de unutmamız gerekiyor.

Psikolojide ‘’Diyatez-Stres Modeli’’ isimli patolojilerin ortaya çıkışını açıklayan bir yaklaşım var. Bu yaklaşıma göre kişi bazı diyatezlerle (yatkınlıklarla) dünyaya gelir ve yüksek stresli durumlarla karşılaşması bu diyatezlerin patolojiye dönmesine sebebiyet verebilir. Fakat her genetik yatkınlığa sahip kişi, ağır stresli bir durumla karşılaştığında otomatik bir şekilde patolojiye sahip olmaz. Çünkü insan robot değildir ve matematik işlemlerinde olduğu gibi 2 ile 2’yi topladığınızda her zaman 4’ü elde edemeyebilirsiniz. İnsanların olayları nasıl yorumladığı ve zor bir durumla karşılaştığında aldığı sosyal destek olayın seyrini kökünden değiştirebilir. Sosyal destek ‘’Diyatez-Stres Modeli’’nde olduğu gibi birçok farklı modelde de koruyucu faktör olarak geçer. Bu koruyucu faktörlerin başındaysa ‘’aile’’ gelir.

Bir Aile Meselesi kitabının başlangıç seviyesinde ve yüzeysel bilgilerle yazılmış olmasına rağmen belki de bu kadar insanı etkilemesinin sebebi çok basit gibi görünen ama bir o kadar da karmaşık bir konu olan ‘’aile’’den bahsetmesi. Bireyselliğin ve bencilliğin pompalandığı bu çağda aile kavramının ne kadar önemli olduğunu birilerinin duyurması gerekiyor çünkü insanı ne kadar yalnızlaştırmaya çalışsalarda insanın hayatını idame ettirebilmesi için birilerine ihtiyacı var.
 

Tek sosyal destek kaynağı tabii ki aile değil fakat kişi en savunmasız halindeyken ilk önce onlarla temas kuruyor ve ilişki kurmayı bir nevi onlardan öğreniyor. Sonraki ilişkilerindeyse aile evinde gördüğü kalıpları kullanmaya devam ediyor. Bu kalıplar işlevliyse sağlıklı, işlevsizse sağlıksız ilişkilerinin içinde kendilerini bulmaları genelde kaçınılmaz oluyor. Terapi odalarında sık sık çocukluk zamanlarının çalışılması bu açıdan bir tesadüf değil. Başka bir deyişle, temeli bozuk olan bina, en kaliteli tuğlalardan yapılsa bile deprem karşısında yıkılmaya maalesef ki mahkûm oluyor.

Zeynep ve Serdar Çankaya Bir Aile Meselesi’nde, öncelikle ebeveynlere nasıl bir aileden geldiklerini ve orada kullandıkları işlevsiz mekanizmaları fark etmelerini istiyor. İlerleyen bölümlerdeyse çocuk büyütürken ne yapmaları ve ne yapmamaları gerektiğinden bahsediyorlar. Son kısımda ise kendi seanslarında önerdikleri 40 adet ebeveynlik becerisini paylaşıp kitabı sonlandırıyorlar.

Kitabın ekler kısmında bir ‘’Duygu Kelimeleri Listesi’’ bulunuyor. Bu listeyi, ebeveynlerin çocuklarına ‘’Şu an nasıl hissediyorsun?’’ diye sorduklarında kullanmaları için eklemişler. Sadece çocuklara yönelik ve kısa bir liste olmasına rağmen kitabı okuyanlara tavsiyem listeyi inceleyip günlük hayatta hissettiğiniz duyguların kaç tanesini isimlendirebildiğinizi ya da isimlendiremediğinizi fark etmeniz.


Kaynakça:

Çankaya, Z. C. ve Çankaya, S. (2020). Bir Aile Meselesi. Kronik Kitap.