Klinik Psikolog Özkan Yiğit ile Çift Terapisi Üzerine
1. Röportajımıza başlamadan önce biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?
Merhaba, ben Klinik Psikolog Özkan Yiğit. Çift terapisi alanında çalışıyorum, bunun yanı sıra çocukluk çağında yaşanan travmalarla ilişkili olarak gelişen borderline kişilik örgütlenmesi ve disosiyatif bozukluklar üzerine de klinik çalışmalar yürütüyorum. Çalışmalarımı İstanbul Nişantaşı’nda, kurucusu olduğum özel sağlık meslek hizmet biriminde sürdürüyorum.
Merhaba, ben Klinik Psikolog Özkan Yiğit. Çift terapisi alanında çalışıyorum, bunun yanı sıra çocukluk çağında yaşanan travmalarla ilişkili olarak gelişen borderline kişilik örgütlenmesi ve disosiyatif bozukluklar üzerine de klinik çalışmalar yürütüyorum. Çalışmalarımı İstanbul Nişantaşı’nda, kurucusu olduğum özel sağlık meslek hizmet biriminde sürdürüyorum.
2. Çocukluk bağlanma deneyimleri bugünkü ilişkilerimizi ne kadar belirler?
Erken dönem bağlanma deneyimleri ilişkilerimizi tek başına belirlemez; ancak ilişkiler içinde nasıl davrandığımızı önemli ölçüde etkiler. Yakınlık kurma, ayrılıkla baş etme ve duygusal ihtiyaçlar ortaya çıktığında verilen tepkiler; bu erken deneyimlerle yakından ilişkilidir. Klinik açıdan belirleyici olan nokta, bu kalıpların fark edilebilir ve çalışılabilir olmasıdır. Bağlanma stilleri, kurulan ilişkilerin niteliğine bağlı olarak zaman içinde dönüşebileceği gibi; psikoterapi süreci içinde de yeniden düzenlenebilir.
3. Bir ilişkinin bağlılık temelinde mi yoksa bağımlılık üzerinden mi sürdüğünü değerlendirirken terapist hangi göstergelere bakar?
Bağlılıkta iki ayrı öznenin psikolojik bütünlüğü korunur, ilişki bireysel varoluşun yerine geçmez. Bağımlılıkta ise ilişki, kişinin duygusal düzenleme ve işlevsellik kapasitesinin temel dayanağı haline gelir. Terapist bu ayrımı değerlendirirken; ayrışmaya tahammül edebilme, sınırların korunabilmesi, bireysel ihtiyaçların açıkça ifade edilebilmesi ve kişinin duygusal dengesini yalnızca ilişki üzerinden değil; ilişki dışındaki kaynaklarla da sürdürebilip sürdüremediğine bakar. Eğer birey, kendilik değerini ve duygusal dengesini ilişki üzerinden kuruyorsa; ayrılık ya da mesafe yoğun kaygı yaratıyor ve ilişki daha çok kaybetme korkusuyla sürdürülüyorsa bu yapı bağlılıktan çok kaygı temelli bir bağımlılığa işaret eder. Bağlılık, iki kişinin birbirine tutunması değil; iki ayrı sağlıklı yetişkinin ilişkide kalabilmeyi seçebilmesidir.
4. Çift terapilerinde en sık karşılaştığınız iletişim hataları nelerdir?
En sık karşılaşılan iletişim hatası, duyguların ve psikolojik ihtiyaçların doğrudan ifade edilmesi yerine suçlama ve savunma diliyle konuşulmasıdır. Çiftler çoğu zaman ne hissettiklerini ya da neye ihtiyaç duyduklarını dile getiremediklerinde, eleştirel bir dile yönelir ve karşı tarafın hatalarına odaklanır. Bununla birlikte; ilişkide yeterince onarılmamış kırılganlıklar ve karşılanmamış duygusal ihtiyaçlar, iletişimin bugünde kalmasını zorlaştırabilir. Bu durum; benzer temaların tekrar tekrar gündeme gelmesi ve her yeni konuşmanın ilişki içinde mevcut olan bir hassas noktayı harekete geçirmesi şeklinde kendini gösterebilir. Ayrıca duygusal geri çekilme, dolaylı ya daima yoluyla konuşma, karşı tarafın zihnini okumasını bekleme ve temasın hızla kesilmesi de sık karşılaşılan iletişim güçlükleri arasındadır. Bu nedenle iletişim sorunu gibi görünen pek çok tablo, çoğu zaman ifade edilemeyen ihtiyaçların ve yeterince ele alınmamış ilişkisel kırılganlıkların dolaylı bir yansımasıdır.
5. Partnerlerden birinin değişime istekli, diğerinin daha dirençli olduğu durumlarda terapist bu dengeyi nasıl kurar?
Terapistin görevi taraflardan birini değişime ikna etmek değildir. Direnç çoğu zaman değişime değil, değişimin yaratacağı belirsizliğe yöneliktir. Bu noktada terapötik denge; değişime istekli olan tarafın temposunu yavaşlatmak ve daha dirençli olan taraf için psikolojik güvenliği artırmak üzerinden kurulur. Değişim zorlandığında değil, tolere edilebilir hale geldiğinde mümkün olur.
6. Güven kırılmasının ardından, terapötik süreçte onarım (repair) nasıl yapılandırılmalıdır?
Onarım yalnızca özür dilemekle sınırlı değildir. Yaşanan kırılmanın açık biçimde adlandırılması ve sorumluluğun savunmaya geçmeden alınması gerekir. Bir özrün onarıcı olabilmesi, karşı tarafta benzer bir durumun yeniden yaşanmayacağına dair güven oluşturabilmesine bağlıdır. Bu güven, sözlerden çok zaman içinde sergilenen tutarlı ve öngörülebilir tutumlarla kurulur. Terapötik süreç ise bu tutumun sürdürülebilir olup olmadığını görünür kılar.
7. Duygusal ihmal ile duygusal istismar arasındaki sınırı klinikte nasıl ayırt ediyorsunuz?
Duygusal ihmal çoğu zaman “olmayan” üzerinden tanımlanır; görülmemek, duyulmamak, yok sayılmak, duygusal karşılık alamamak, ilişkide partner için öncelikli olamamak… Duygusal istismarda ise aktif bir zarar verme, küçümseme, kısıtlama, kontrol etme ya da değersizleştirme söz konusudur. Klinik açıdan ayırt edici olan; bu davranışların sürekliliği, yönelimi ve bireyin psikolojik işlevselliği üzerindeki etkisidir.
8. Güncel araştırmalar, ilişki doyumunu en güçlü biçimde hangi değişkenlerin yordadığını gösteriyor?
Araştırmalar; ilişki doyumunu en güçlü biçimde yordayan değişkenlerin duygusal güvenlik, çatışma anında duyguların yönetilebilmesi ve onarım becerisi olduğunu gösteriyor. İlişkide hiç çatışma yaşanmaması değil, çatışma sonrasında ilişkinin nasıl yeniden kurulduğu belirleyici oluyor.
9. Bir terapist, çiftlerden birine duygusal olarak daha yakın hissettiğini fark ettiğinde bunu klinik olarak nasıl ele alır?
Erken dönem bağlanma deneyimleri ilişkilerimizi tek başına belirlemez; ancak ilişkiler içinde nasıl davrandığımızı önemli ölçüde etkiler. Yakınlık kurma, ayrılıkla baş etme ve duygusal ihtiyaçlar ortaya çıktığında verilen tepkiler; bu erken deneyimlerle yakından ilişkilidir. Klinik açıdan belirleyici olan nokta, bu kalıpların fark edilebilir ve çalışılabilir olmasıdır. Bağlanma stilleri, kurulan ilişkilerin niteliğine bağlı olarak zaman içinde dönüşebileceği gibi; psikoterapi süreci içinde de yeniden düzenlenebilir.
3. Bir ilişkinin bağlılık temelinde mi yoksa bağımlılık üzerinden mi sürdüğünü değerlendirirken terapist hangi göstergelere bakar?
Bağlılıkta iki ayrı öznenin psikolojik bütünlüğü korunur, ilişki bireysel varoluşun yerine geçmez. Bağımlılıkta ise ilişki, kişinin duygusal düzenleme ve işlevsellik kapasitesinin temel dayanağı haline gelir. Terapist bu ayrımı değerlendirirken; ayrışmaya tahammül edebilme, sınırların korunabilmesi, bireysel ihtiyaçların açıkça ifade edilebilmesi ve kişinin duygusal dengesini yalnızca ilişki üzerinden değil; ilişki dışındaki kaynaklarla da sürdürebilip sürdüremediğine bakar. Eğer birey, kendilik değerini ve duygusal dengesini ilişki üzerinden kuruyorsa; ayrılık ya da mesafe yoğun kaygı yaratıyor ve ilişki daha çok kaybetme korkusuyla sürdürülüyorsa bu yapı bağlılıktan çok kaygı temelli bir bağımlılığa işaret eder. Bağlılık, iki kişinin birbirine tutunması değil; iki ayrı sağlıklı yetişkinin ilişkide kalabilmeyi seçebilmesidir.
4. Çift terapilerinde en sık karşılaştığınız iletişim hataları nelerdir?
En sık karşılaşılan iletişim hatası, duyguların ve psikolojik ihtiyaçların doğrudan ifade edilmesi yerine suçlama ve savunma diliyle konuşulmasıdır. Çiftler çoğu zaman ne hissettiklerini ya da neye ihtiyaç duyduklarını dile getiremediklerinde, eleştirel bir dile yönelir ve karşı tarafın hatalarına odaklanır. Bununla birlikte; ilişkide yeterince onarılmamış kırılganlıklar ve karşılanmamış duygusal ihtiyaçlar, iletişimin bugünde kalmasını zorlaştırabilir. Bu durum; benzer temaların tekrar tekrar gündeme gelmesi ve her yeni konuşmanın ilişki içinde mevcut olan bir hassas noktayı harekete geçirmesi şeklinde kendini gösterebilir. Ayrıca duygusal geri çekilme, dolaylı ya daima yoluyla konuşma, karşı tarafın zihnini okumasını bekleme ve temasın hızla kesilmesi de sık karşılaşılan iletişim güçlükleri arasındadır. Bu nedenle iletişim sorunu gibi görünen pek çok tablo, çoğu zaman ifade edilemeyen ihtiyaçların ve yeterince ele alınmamış ilişkisel kırılganlıkların dolaylı bir yansımasıdır.
5. Partnerlerden birinin değişime istekli, diğerinin daha dirençli olduğu durumlarda terapist bu dengeyi nasıl kurar?
Terapistin görevi taraflardan birini değişime ikna etmek değildir. Direnç çoğu zaman değişime değil, değişimin yaratacağı belirsizliğe yöneliktir. Bu noktada terapötik denge; değişime istekli olan tarafın temposunu yavaşlatmak ve daha dirençli olan taraf için psikolojik güvenliği artırmak üzerinden kurulur. Değişim zorlandığında değil, tolere edilebilir hale geldiğinde mümkün olur.
Onarım yalnızca özür dilemekle sınırlı değildir. Yaşanan kırılmanın açık biçimde adlandırılması ve sorumluluğun savunmaya geçmeden alınması gerekir. Bir özrün onarıcı olabilmesi, karşı tarafta benzer bir durumun yeniden yaşanmayacağına dair güven oluşturabilmesine bağlıdır. Bu güven, sözlerden çok zaman içinde sergilenen tutarlı ve öngörülebilir tutumlarla kurulur. Terapötik süreç ise bu tutumun sürdürülebilir olup olmadığını görünür kılar.
7. Duygusal ihmal ile duygusal istismar arasındaki sınırı klinikte nasıl ayırt ediyorsunuz?
Duygusal ihmal çoğu zaman “olmayan” üzerinden tanımlanır; görülmemek, duyulmamak, yok sayılmak, duygusal karşılık alamamak, ilişkide partner için öncelikli olamamak… Duygusal istismarda ise aktif bir zarar verme, küçümseme, kısıtlama, kontrol etme ya da değersizleştirme söz konusudur. Klinik açıdan ayırt edici olan; bu davranışların sürekliliği, yönelimi ve bireyin psikolojik işlevselliği üzerindeki etkisidir.
8. Güncel araştırmalar, ilişki doyumunu en güçlü biçimde hangi değişkenlerin yordadığını gösteriyor?
Araştırmalar; ilişki doyumunu en güçlü biçimde yordayan değişkenlerin duygusal güvenlik, çatışma anında duyguların yönetilebilmesi ve onarım becerisi olduğunu gösteriyor. İlişkide hiç çatışma yaşanmaması değil, çatışma sonrasında ilişkinin nasıl yeniden kurulduğu belirleyici oluyor.
9. Bir terapist, çiftlerden birine duygusal olarak daha yakın hissettiğini fark ettiğinde bunu klinik olarak nasıl ele alır?
Bu farkındalık öncelikle terapistin kendi içsel sürecinde ele alınmalıdır. Süpervizyon ve öz değerlendirme burada temel araçlardır. Bu yakınlık fark edilip çalışılmadığında etik bir risk oluşturur; ancak doğru biçimde ele alındığında, terapötik sürece dair önemli klinik veriler de sunabilir. Belirleyici olan terapistin bu farkındalığı nasıl yönettiğidir.
10. Dijitalleşme ve sosyal medya, bağlanma biçimlerini nasıl dönüştürdü?
Dijitalleşme bağlanma süreçlerini hızlandırdı ancak derinleştirmedi. Sürekli erişilebilirlik, özellikle kaygılı bağlanma örüntülerinde terk edilme hassasiyetini artırabiliyor. Karşılaştırma ve görünürlük kültürü ise ilişkisel güvensizlikleri besleyebiliyor. Bu süreçte bazı ilişkilerde yakınlık, duygusal temastan çok sürekli erişilebilir olmak üzerinden tanımlanabiliyor.
11. Çift terapisi alanında ilerlemek isteyen psikoloji öğrencilerine neler tavsiye eder, hangi kaynakları önerirsiniz?
Bu alanda ilerlemek isteyen öğrencilerin; kuramsal bilgiden önce kendi bağlanma örüntülerini, duygusal tepkilerini, ilişkilere dair temel inanç ve yargılarını ve ilişkiler içinde nasıl pozisyon aldıklarını fark etmelerini önemli buluyorum. Çift terapisi, terapistin kişisel farkındalığını doğrudan sürece taşıyan bir alandır. Bağlanma kuram, nesne ilişkileri ve duygu düzenleme modelleri bu açıdan sağlam bir kuramsal zemin sunar. Bu çerçevede, cinsellik de dahil olmak üzere ilişkinin farklı boyutlarının ilişki dinamikleriyle birlikte ele alınması önemlidir. Süpervizyon eşliğinde kazanılan klinik deneyim ise bu bilgilerin sahada karşılık bulmasını sağlar. Ayrıca terapistin kendi yaşamında güvenli ve destekleyici ilişkiler içinde olmasının mesleki sürdürülebilirlik açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Yoğun biçimde zorlayıcı ya da istikrarsız ilişki deneyimleri içinde olmak, klinik sınırları korumayı ve terapötik süreci sağlıklı biçimde sürdürmeyi güçleştirebilir.
10. Dijitalleşme ve sosyal medya, bağlanma biçimlerini nasıl dönüştürdü?
Dijitalleşme bağlanma süreçlerini hızlandırdı ancak derinleştirmedi. Sürekli erişilebilirlik, özellikle kaygılı bağlanma örüntülerinde terk edilme hassasiyetini artırabiliyor. Karşılaştırma ve görünürlük kültürü ise ilişkisel güvensizlikleri besleyebiliyor. Bu süreçte bazı ilişkilerde yakınlık, duygusal temastan çok sürekli erişilebilir olmak üzerinden tanımlanabiliyor.
11. Çift terapisi alanında ilerlemek isteyen psikoloji öğrencilerine neler tavsiye eder, hangi kaynakları önerirsiniz?
Bu alanda ilerlemek isteyen öğrencilerin; kuramsal bilgiden önce kendi bağlanma örüntülerini, duygusal tepkilerini, ilişkilere dair temel inanç ve yargılarını ve ilişkiler içinde nasıl pozisyon aldıklarını fark etmelerini önemli buluyorum. Çift terapisi, terapistin kişisel farkındalığını doğrudan sürece taşıyan bir alandır. Bağlanma kuram, nesne ilişkileri ve duygu düzenleme modelleri bu açıdan sağlam bir kuramsal zemin sunar. Bu çerçevede, cinsellik de dahil olmak üzere ilişkinin farklı boyutlarının ilişki dinamikleriyle birlikte ele alınması önemlidir. Süpervizyon eşliğinde kazanılan klinik deneyim ise bu bilgilerin sahada karşılık bulmasını sağlar. Ayrıca terapistin kendi yaşamında güvenli ve destekleyici ilişkiler içinde olmasının mesleki sürdürülebilirlik açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Yoğun biçimde zorlayıcı ya da istikrarsız ilişki deneyimleri içinde olmak, klinik sınırları korumayı ve terapötik süreci sağlıklı biçimde sürdürmeyi güçleştirebilir.