İçsel Duygusal Bir Kalıp: Donmuş Çocuk

Çeviren: Evrim Gamze Karakuş -

Erken deneyimler duyguların hissedilme ve ifade şeklini etkiler.

Babası “Hepimiz denize gidiyoruz.” Dedi. “Ama sen gelmiyorsun. Evde kalıp buralara göz kulak ol.”

Esteban bu anı çok net bir şekilde hatırlıyor. Bu basit, hatta sıradan sözler, onun içinde bir şeyleri değiştirdi. Herhangi bir reaksiyon göstermedi, karşı çıkmadı, sorgulamadı. Sanki içindeki her şey duraklamış gibi sessizleşip hareketsizleşti. Yıllar sonra bunu bir çeşit içsel donma olarak tanımladı. İfadenin artık mümkün olmadığını hissettiği bir an.

Başka bir gün ailesi sinemaya giderken babası aynı mesajı tekrarladı: O gitmiyordu. Herhangi bir açıklama ya da Esteban’a verilen bir cevap hakkı yoktu. Esteban sessiz kaldı. Böyle durumlarda davranabileceği tek şeklin bu olduğunu düşünürcesine, bu anın geçmesine izin verdi.

Yetişkin perspektifinden bunlar ufak şeyler gibi görünebilir ama bir çocuk için aitlik, değerler ve duygusal ifadenin anlaşılması konusunda ciddi ağırlığa sahip anlardır. Disiplin veya kontrol olarak görülen şey daha derinlere yerleşerek dünyada nasıl var olmamız gerektiğine dair düşüncelerimizi şekillendirebilir. Yıllar sonra Esteban’la Medellín-Kolombiya’da bir hapishanede karşılaştım. Hayatı hakkında soru sorulduğunda anlatmaya zamanla onu şekillendiren donmuş çocukla başladı.

Bilinçaltı Genelleme Yoluyla Öğrenir

Çocuklar olayları ayrı anlar olarak deneyimlemezler. Beyin yaşananları birleştirir ve zamanla bunlara anlam verir. Esteban sadece denize veya sinemaya gidemeyeceğini anlamadı. Daha derinlere yerleşen bir şey vardı. Yaşadıklarının bir yeri olmadığı, sözlerinin bir ağırlığı olmadığı ve her şeyi içinde tutmanın bunları ifade etmekten daha güvenli olduğu sonucuna vardı.

Bilinçaltı zamanla böyle şekillenir. Her anı tek tek incelemek yerine tekrar eden şeylere odaklanır ve bunları bir kalıba dönüştürür. Bir durumda başlayan şey yavaş yavaş diğer durumlara da yayılır. Çocuk büyüdükçe bu tepki bir seçimden ziyade öylece olan bir şey haline gelir.

Araştırmalar bu sürece ışık tutuyor. Teicher ve Samson (2016), erken dönem duygusal stresin beynin duygulara ve strese nasıl tepki verdiğini etkileyerek yetişkinlikte de kendini gösteren etkiler yaratabileceğini ortaya koyuyor. O ilk anlarda öğrenilenler, ilerleyen yıllarda duyguların nasıl deneyimlendiğinin temel bir parçası haline geliyor. McLaughlin ve arkadaşları (2019) bağlam değişse bile tekrar eden zorlu deneyimlerin farklı durumlarda devam eden kalıpları nasıl şekillendirdiğini açıklıyor.

Esteban'ın durumunda, bu donma hali babasıyla ya da evdeki o erken dönem anlarıyla sınırlı kalmadı. Zamanla, ister kayıp, ister sevgi veya bağ kurma olsun, duygusal bir durum ortaya çıktığında verdiği tepkinin bir parçası haline geldi. Aynı reaksiyon onu yetişkinliğine kadar takip etti ve çocukluğundan çok uzak olan durumlarda bile kendini gösterdi. Bu şekilde donmuş çocuk, yetişkinin içinde yaşamaya devam ederek tepkileri zaman içinde sessizce şekillendirmeyi sürdürür.

Duygusal Donma Bir Yaşam Biçimi Haline Geldiğinde

Esteban konuşmaya devam ettikçe, o erken dönem deneyimlerin etkisi daha da görünür hale geldi. Annesinin ölümünden sonra onun bedeni önünde durduğunu, kaybın farkında olduğunu ve ne hissetmesi gerektiğinin bilincinde olduğunu, ancak ağlayamadığını anlattı. Duygu oradaydı ama hareket etmiyordu, sanki içindeki bir şey onu kilitli tutuyordu.

Ardından aklından çıkmayan başka bir anısını paylaştı. Çocuğu ona bakmış ve "Seni seviyorum" demişti. Bu sözlerin anlamını kavramış ve ağırlığını hissetmişti. Karşılık vermek istemiş ama ağzından hiçbir şey çıkmamış ve o an hiçbir şey ifade edilemeden geçip gitmişti. İçindeki bir şey duyguyu tutmuş, kelimelere dönüşmesine izin vermemişti.

Aynı mücadele eşiyle olan ilişkisinde de ortaya çıkıyordu. Ona değer veriyor ve yakın hissediyordu, ancak zamanla bağ kurmayı sağlayan o kelimeleri söyleyemiyordu. Duygu içerde kalıyor, dışarıya çıkamıyor ve aynı kalıbı tekrarlıyordu. O erken dönem deneyimleri atlatmasına bir zamanlar yardımcı olan şey, yetişkin olarak nasıl ilişki kurduğunu şekillendirerek onunla kalmıştı.

Lanius ve arkadaşları (2021), travmanın hissetme ile ifade etme arasındaki bağlantıyı kopararak, kişiyi duygularının farkında olan ancak bunları iletemeyen bir durumda bırakabileceğini açıklıyor. Bu boşluk ilişkileri, kimliği ve günlük yaşamı etkiler. Esteban’ın durumunda bu; kaybı, sevgiyi ve bağı nasıl deneyimlediğinin bir parçası haline gelmişti.

Sözlerin Kalıcı Etkisi

Sürekli tekrarlanan "Gitmiyorsun" ifadesi basit bir talimattan çok daha fazlasını taşıyordu. Esteban'ın kendi deneyiminin görülmesine çok az yer bırakan bir dışlanma ve kontrol hissi barındırıyordu. Zamanla bu sözler yerleşti, onun kendi yerini nasıl anladığını ve kendisi hakkında neye inanmaya başladığını şekillendirdi.

Bu deneyimlerin her biri yavaş yavaş duygusal bir donma hali inşa etti. Bu bir anda olmadı; zamanla şekillendi ve tekrarlar yoluyla yerleşti. O anlarda, ifadeye çok az yer bırakan ve duyguların hareket etmesi için daha da az alan tanıyan sessiz bir şey hakim olmaya başladı. Bir zamanlar o durumları atlatmasına yardımcı olan şey onunla kaldı ve hayata verdiği tepkinin bir parçası haline geldi.

Zamanla bu kalıp hayatının her alanına sızdı. Sessiz kalan o çocuk; ağlayamayan, sevgisini ifade edemeyen ve içinde çok derin hissetmesine rağmen bağ kurmakta zorlanan bir yetişkine dönüştü. Bilinçdışı, o erken deneyimleri geleceğe taşıyarak, düşünmeye gerek kalmadan onun tepkilerini şekillendirdi.

"Donmuş çocuk" fikri buna bir anlam kazandırmaya yardımcı olur. Duygusal yokluk, boşluğu yansıtmaz; ifadenin mümkün hissedilmediği bir zamanı yansıtır. O ilk anlarda her şeyi içeride tutmak daha güvenli hissettirdi ve tehlike artık orada olmadığında bile bu tepki verme biçimi kalıcı oldu.

Bazı hayatlarda bu kopukluk, davranışı her zaman anlaşılmayan şekillerde şekillendirmeye başlar. Duygu özgürce hareket edemediğinde, alınan kararlar empatiyle ve diğer insanlarla olan bağını kaybedebilir. Bu her şeyi açıklamaz, ancak bazı kalıpların nasıl başladığını anlamaya yönelik bir yol açar.

Esteban bir suçlu olarak başlamadı. Her şeyi içinde tutmayı öğrenen bir çocuk olarak başladı.

Bunda kendinden bir şeyler bulanlar için, donmuş çocuk ortadan kaybolmuş değildir. Hâlâ oradadır; tepkileri şekillendirir, kelimeleri geri tutar ve duyguların tamamen hareket etmesini engeller. Zamanla, öğrenilenler anlaşılmaya başlanabilir ve bu anlayış içinde bir şeyler değişmeye başlar. Değişim bir anda gelmez; tıpkı ilk oluştuğu zamanki gibi yavaş yavaş ortaya çıkar.

Kaynakça: