Takılı Kalan Zihin
Yazar: Esra Oras
Yazan: Ayşe Eda Güler -
İç dünyamızla olan ilişkimiz oldukça kısıtlı. İçimizden geçen düşünceler ve duyguları yadsıyarak yaşarken onlarla yüzleşmekten kaçınmak için çeşitli yöntemler kullanıyoruz. Ya onları doğrudan inkâr ediyoruz ya da rasyonelleştirmeye çalışıyoruz. İki türlü de yüksek bir efor sarf ediyoruz. Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) bu olayı basit bir örnekle açıklıyor. Pembe fili düşünmeyin. Pembe fili düşündünüz değil mi, bu kaçınılmaz sonuçtur çünkü bir şeyden aktif olarak kaçmaya çalışırsanız o şey hayatınızda daha çok yer kaplamaya başlar. Daha somut bir örnekle anlatmam gerekirse denizde bir topu suyun dibine sokmaya çalıştığınızı hayal edin, ne kadar bastırırsanız topu bıraktığınızda o kadar kuvvetle dışarıya çıkar.
Esra Oras, ‘’Takılı Kalan Zihin’’ kitabında herkesin zaman zaman başvurduğu, halk arasında kara kara düşünmek anlamında kullanılan ruminasyon kavramından bahsediyor. Ruminasyon, Latince bir kelime olup ‘’ruminare (geviş getirmek)’’ kelimesinden türetilmiştir. Bu kelimeden türetilmesinin sebebi insanların da geviş getiren hayvanların bir yiyeceği tekrar tekrar çiğnemesi gibi zihinlerinde sonuçlanmamış ve genellikle olumsuz bir olayı defalarca akıllarına getirip tekrar tekrar düşünmeleri yüzündendir. Başka bir deyişle ruminasyon, kişinin zihninde mahkeme kurması ve bir fikri ya da hissi defalarca mahkemeye çıkarıp davayı bir sonuca bağlayamamasıdır. Kişi sıklıkla ruminasyon yaparken duygu ve düşünceleriyle bir masaya oturup onlarla uzlaşabileceği yanılgısına kapılır fakat o duygu ve düşünceleri masaya kişinin kendisinin çağırmadığı unutulmamalıdır.
Ruminasyon hem kişinin zihnini yoran hem de vaktini çalan bir olgudur ve karşılığında uzun vadede hiçbir çözüm önerisi getirmez. Ruminasyona başvurulma sebebi aslında çok insani bir durumdur: Hislerin bastırılmaya çalışılması. Kişi duygularıyla yüzleşmek istemediği zaman düşüncelerini tampon olarak kullanıp kendini çözüm aradığına ikna edebilir. Ama kişi ruminasyon bataklığında ne kadar kalırsa oradan çıkması da bir o kadar zor olur. Çünkü kişi bekledikçe sorun ortadan kaybolmaz aksine büyür.
Yazar, kitabında ruminasyon bataklığından çıkmak için takip edilmesi gerekenleri adım adım anlatıyor. İlk adım kişinin aradaki bariyerleri kaldırıp hislerinin var olduğunu kabul etmesidir. İkinci adım kişinin zihninde geçenlerin sadece düşünce olduğunu ve gerçeği olduğu gibi yansıtmadığını bilerek onlarla arasına mesafe koymasıdır. Üçüncü adım kişinin kaygı ve korkularına kulak asmadan onu olmak istediği kişiye götürecek eylemlerin hangileri olduğunu belirlemesidir. Son adım ise en zor olanıdır. İlk üç adım kişinin güvenli alanından çıkmadan yol haritasını belirlediği kısımken dördüncü adım bunları hayata geçirmeyi gerektirir.
Herhangi bir konuyu teoride konuşmak her zaman pratikte uygulamaktan daha kolay olduğu için başkasının sorununa hızlıca çözüm önerisi getirebiliriz fakat kendi problemimizin içinden çıkamayabiliriz. ACT özünde bize kendi düşüncelerimiz ve duygularımıza aynı başkalarınınmış gibi dışardan bir göz olmamızı tavsiye ediyor. Duygular ve düşüncelerin geçici olduğunu unutmayıp o an zihnimizden geçenler yerine bizi değerlerimize yaklaştıracak eylemleri seçip uzun vadeyi düşünmemizi tavsiye ediyor.
Bir daha ruminasyona kapıldığınızda, ruminasyonu bir tiyatro oyunu olarak hayal edin. Sahne kurulmuş, dekorlar yerleştirilmiş ve başrol sizin için ayrılmış. Bu içsel sahneye eş zamanlı olarak dışsal bir sahnede de başrolsünüz. İki sahnede aynı anda bulunmanız mümkün değil, sadece birini seçebilirsiniz. Dışsal sahne size değerlerinizle uyumlu bir gelecek vaat ediyor; içsel dünyanızsa kısa vadeli sahte bir sığınak. Dışsal sahnede yer almak istediğiniz her an, içsel oyun devam ederken salonun arka kapısından çıkarak gerçek hayatta ilerleyebileceğinizi aklınızdan çıkarmayın.
Kaynakça:
Oras, E. (2024). Takılı kalan zihin. Timaş Yayınları.
Yazan: Ayşe Eda Güler -
İç dünyamızla olan ilişkimiz oldukça kısıtlı. İçimizden geçen düşünceler ve duyguları yadsıyarak yaşarken onlarla yüzleşmekten kaçınmak için çeşitli yöntemler kullanıyoruz. Ya onları doğrudan inkâr ediyoruz ya da rasyonelleştirmeye çalışıyoruz. İki türlü de yüksek bir efor sarf ediyoruz. Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) bu olayı basit bir örnekle açıklıyor. Pembe fili düşünmeyin. Pembe fili düşündünüz değil mi, bu kaçınılmaz sonuçtur çünkü bir şeyden aktif olarak kaçmaya çalışırsanız o şey hayatınızda daha çok yer kaplamaya başlar. Daha somut bir örnekle anlatmam gerekirse denizde bir topu suyun dibine sokmaya çalıştığınızı hayal edin, ne kadar bastırırsanız topu bıraktığınızda o kadar kuvvetle dışarıya çıkar.
Esra Oras, ‘’Takılı Kalan Zihin’’ kitabında herkesin zaman zaman başvurduğu, halk arasında kara kara düşünmek anlamında kullanılan ruminasyon kavramından bahsediyor. Ruminasyon, Latince bir kelime olup ‘’ruminare (geviş getirmek)’’ kelimesinden türetilmiştir. Bu kelimeden türetilmesinin sebebi insanların da geviş getiren hayvanların bir yiyeceği tekrar tekrar çiğnemesi gibi zihinlerinde sonuçlanmamış ve genellikle olumsuz bir olayı defalarca akıllarına getirip tekrar tekrar düşünmeleri yüzündendir. Başka bir deyişle ruminasyon, kişinin zihninde mahkeme kurması ve bir fikri ya da hissi defalarca mahkemeye çıkarıp davayı bir sonuca bağlayamamasıdır. Kişi sıklıkla ruminasyon yaparken duygu ve düşünceleriyle bir masaya oturup onlarla uzlaşabileceği yanılgısına kapılır fakat o duygu ve düşünceleri masaya kişinin kendisinin çağırmadığı unutulmamalıdır.
Ruminasyon hem kişinin zihnini yoran hem de vaktini çalan bir olgudur ve karşılığında uzun vadede hiçbir çözüm önerisi getirmez. Ruminasyona başvurulma sebebi aslında çok insani bir durumdur: Hislerin bastırılmaya çalışılması. Kişi duygularıyla yüzleşmek istemediği zaman düşüncelerini tampon olarak kullanıp kendini çözüm aradığına ikna edebilir. Ama kişi ruminasyon bataklığında ne kadar kalırsa oradan çıkması da bir o kadar zor olur. Çünkü kişi bekledikçe sorun ortadan kaybolmaz aksine büyür.
Yazar, kitabında ruminasyon bataklığından çıkmak için takip edilmesi gerekenleri adım adım anlatıyor. İlk adım kişinin aradaki bariyerleri kaldırıp hislerinin var olduğunu kabul etmesidir. İkinci adım kişinin zihninde geçenlerin sadece düşünce olduğunu ve gerçeği olduğu gibi yansıtmadığını bilerek onlarla arasına mesafe koymasıdır. Üçüncü adım kişinin kaygı ve korkularına kulak asmadan onu olmak istediği kişiye götürecek eylemlerin hangileri olduğunu belirlemesidir. Son adım ise en zor olanıdır. İlk üç adım kişinin güvenli alanından çıkmadan yol haritasını belirlediği kısımken dördüncü adım bunları hayata geçirmeyi gerektirir.
Herhangi bir konuyu teoride konuşmak her zaman pratikte uygulamaktan daha kolay olduğu için başkasının sorununa hızlıca çözüm önerisi getirebiliriz fakat kendi problemimizin içinden çıkamayabiliriz. ACT özünde bize kendi düşüncelerimiz ve duygularımıza aynı başkalarınınmış gibi dışardan bir göz olmamızı tavsiye ediyor. Duygular ve düşüncelerin geçici olduğunu unutmayıp o an zihnimizden geçenler yerine bizi değerlerimize yaklaştıracak eylemleri seçip uzun vadeyi düşünmemizi tavsiye ediyor.
Bir daha ruminasyona kapıldığınızda, ruminasyonu bir tiyatro oyunu olarak hayal edin. Sahne kurulmuş, dekorlar yerleştirilmiş ve başrol sizin için ayrılmış. Bu içsel sahneye eş zamanlı olarak dışsal bir sahnede de başrolsünüz. İki sahnede aynı anda bulunmanız mümkün değil, sadece birini seçebilirsiniz. Dışsal sahne size değerlerinizle uyumlu bir gelecek vaat ediyor; içsel dünyanızsa kısa vadeli sahte bir sığınak. Dışsal sahnede yer almak istediğiniz her an, içsel oyun devam ederken salonun arka kapısından çıkarak gerçek hayatta ilerleyebileceğinizi aklınızdan çıkarmayın.
Kaynakça:
Oras, E. (2024). Takılı kalan zihin. Timaş Yayınları.