My Dinner With Andre

Yazan: Zehra Yıldız -

My Dinner with Andre, 1981 yılında Louis Malle tarafından yönetilmiş, yüzeyde yalnızca iki kişinin akşam yemeği sırasında yaptığı uzun bir sohbet gibi görünse de aslında modern insanın psikolojik durumunu inceleyen yoğun bir filmdir. André Gregory ve Wallace Shawn arasındaki konuşma ilerledikçe film; yabancılaşma, kimlik krizi, duygusal uyuşma ve modern yaşamın insan zihni üzerindeki etkileri üzerine dönüşür.

Andre’nin anlattığı deneyimlerin merkezinde modern hayatın insanı mekanikleştirdiği düşüncesi vardır. Ona göre insanlar sürekli aynı rutinleri tekrar ederek gerçek benliklerinden uzaklaşır ve zamanla duygusal olarak körelirler. Bu bakış açısı özellikle varoluşçu psikolojiyi çağrıştırır. Andre’nin yaşadığı kriz, yalnızca “hayatın anlamı” sorusu değil; aynı zamanda kişinin kendi duygularıyla bağını kaybetmesiyle ilgilidir. Film boyunca onun anlattığı spiritüel deneyimler, farklı topluluklarla yaşadığı anlar ve şehir hayatından kaçma isteği; aslında yoğun bir yabancılaşma hissinin sonucu gibi görünür. Andre sürekli “uyanık” olmaktan söz ederken, çevresindeki insanların bilinçsiz şekilde yaşadığını düşünür. Ancak Andre’nin psikolojisi aynı zamanda narsistik bir kırılganlık da taşır. Kendini diğer insanlardan daha “farkında” görmesi, sıradan yaşamı küçümsemesi ve sürekli daha derin deneyimler araması; onu gerçeklikten uzaklaştırır. Modern hayatı eleştirirken, kendi zihinsel karmaşasını evrensel bir hakikat gibi sunar. Burada film ince bir burjuva eleştirisi yapar. Çünkü Andre’nin yaşadığı varoluşsal kriz, büyük ölçüde ekonomik ayrıcalıkların içinde gelişebilen bir krizdir. Çoğu insan hayatta kalma kaygısıyla uğraşırken Andre’nin “kendini keşfetme” yolculuklarına çıkabilmesi, onun sistemin dışında değil aslında güvenli bir üst sınıf alanının içinde olduğunu gösterir.Wallace ise psikolojik olarak daha bastırılmış ama daha gerçekçi bir karakterdir. Andre kadar dramatik konuşmaz; fakat onun kaygıları gündelik hayatın içindedir. Para, iş, yalnızlık ve sıradanlık hissi Wallace’ın dünyasını oluşturur. Bu yüzden Wallace’ın tavrı daha tanıdık gelir. Andre sürekli büyük anlamlar ararken Wallace küçük alışkanlıkların ve sıradan yaşamın tamamen değersiz olmadığını savunur. Film burada iki farklı baş etme mekanizmasını karşı karşıya getirir: biri gerçeklikten uzaklaşarak anlam arar, diğeri ise günlük hayatın içinde kalmaya çalışır.


Sonuç olarak My Dinner with Andre, modern insanın psikolojik bölünmüşlüğünü anlatan bir film haline gelir. Andre’nin anlattıkları özgürleşme arayışı gibi görünse de altında yoğun bir yabancılaşma, tatminsizlik ve sınıfsal kopukluk vardır. Film, modern bireyin neden sürekli bir “eksiklik” hissi yaşadığını sorgularken, bu sorgulamanın bile bazen yalnızca ayrıcalıklı insanların sahip olabildiği bir lüks olduğunu hissettirir.