Catch Me If You Can
Yazan: Emirhan Kırkaç-
Steven Spielberg’ün 2002 yapımı ünlü eseri Catch Me If You Can ,"kedi-fare" gibi bir kovalamayı değil, aynı zamanda ayrılmış bir ailenin kurbanı olan bir gencin büyüme hikayesidir. Leonardo DiCaprio tarafından canlandırılan Frank Abagnale Jr. karakteri, aidiyet ihtiyacı, travma sonrası adaptasyon ve baba figürüyle sorunlu özdeşleşme üzerine kurulan kapsamlı bir hikaye sunar.
Film, 16 yaşındaki Frank’in, rol model aldığı babasının finansal çöküşü ve ardından annesiyle babasının boşanma kararıyla sarsılmaya başlar. Frank evden kaçar, hayatta kalmak için sahte çekler düzenlemeye ve pilot, doktor, avukat gibi prestijli kimliklere bürünmeye başlar. FBI ajanı Carl Hanratty, Frank’i yakalamak için peşine düşer. Frank’ın bu macerası aslında para kazanmak değil, geçmişte kaybettiği ailesini geri kazanmaktır.
Frank, ailesinin boşanması üzerine bu kaostan kaçmak için bir "hayal dünyası" inşa eder. Onun için her bir kimlik yeni bir kaçış kapısıdır. Parayı, babasının borçlarını ödeyip ailesini tekrar bir araya getirebileceği bir araç olarak görür. Bu, bir çocuğun parçalanmış dünyayı onarma çabasıdır. Frank’in Babasının ona verdiği "iki fare" hikayesi (sütten tereyağı yapan fare), Frank’in tüm yaşam felsefesi haline gelir: Asla pes etme ve sürekli hareket et.
Frank, gelişiminde "kimlik kazanmaya karşı kimlik karmaşası" (Erikson’un evreleri) döneminde bu işlere girer. Kendi öz kimliğini oluşturmak yerine, başkalarının ona saygı duyacağı sahte kimlikler (pilot, doktor) yaratır. Bu, karakterin özgüven eksikliğinin ve "görülme" arzusunun ortaya çıkmasıdır. Frank ilerleyen zamanda insanların ona karşı üzerinde giydiği üniformaya göre saygı duyulduğunu öğrenir ve bunu bir savunma mekanizması olarak kullanır. Frank’in Noel gecelerinde Carl’ı araması, karakterin en savunmasız ve gerçek halini gösterir. Frank'in aramaları aslında bir tür "imdat çığlığı" gibidir. Carl'ın filmde dediği gibi; Frank'in o anlarda konuşabileceği başka hiç kimsesi yoktur. Bu aramalar, bir suçlunun kibrinden ziyade, ailesi yıkılmış, yalnız bir çocuğun kurduğu en son ve en dürüst bağı temsil eder.
Carl Hanratty, Frank için sadece peşinden gelen bir avcı değil, aynı zamanda hayatındaki tek sabit ve dürüst figürdür. Carl, Frank için babasının ona sağlayamadığı otoriteyi, sınırları temsil eder. Carl, Frank için zamanla bir “baba” figürüne dönüşür.Filmin sonuna geldiğimizde Frank yakalanır ve aslında hayatı boyunca peşinde olduğu şeyin (ailesinin yeniden bir araya gelmesi) imkansız olduğunu anlar. Bu hikaye, yüksek zekalı bir karakterin duygusal bir travma sonucu nasıl bir sosyal hayat oluşturduğunu anlatır.
Steven Spielberg’ün 2002 yapımı ünlü eseri Catch Me If You Can ,"kedi-fare" gibi bir kovalamayı değil, aynı zamanda ayrılmış bir ailenin kurbanı olan bir gencin büyüme hikayesidir. Leonardo DiCaprio tarafından canlandırılan Frank Abagnale Jr. karakteri, aidiyet ihtiyacı, travma sonrası adaptasyon ve baba figürüyle sorunlu özdeşleşme üzerine kurulan kapsamlı bir hikaye sunar.
Film, 16 yaşındaki Frank’in, rol model aldığı babasının finansal çöküşü ve ardından annesiyle babasının boşanma kararıyla sarsılmaya başlar. Frank evden kaçar, hayatta kalmak için sahte çekler düzenlemeye ve pilot, doktor, avukat gibi prestijli kimliklere bürünmeye başlar. FBI ajanı Carl Hanratty, Frank’i yakalamak için peşine düşer. Frank’ın bu macerası aslında para kazanmak değil, geçmişte kaybettiği ailesini geri kazanmaktır.
Frank, ailesinin boşanması üzerine bu kaostan kaçmak için bir "hayal dünyası" inşa eder. Onun için her bir kimlik yeni bir kaçış kapısıdır. Parayı, babasının borçlarını ödeyip ailesini tekrar bir araya getirebileceği bir araç olarak görür. Bu, bir çocuğun parçalanmış dünyayı onarma çabasıdır. Frank’in Babasının ona verdiği "iki fare" hikayesi (sütten tereyağı yapan fare), Frank’in tüm yaşam felsefesi haline gelir: Asla pes etme ve sürekli hareket et.
Frank, gelişiminde "kimlik kazanmaya karşı kimlik karmaşası" (Erikson’un evreleri) döneminde bu işlere girer. Kendi öz kimliğini oluşturmak yerine, başkalarının ona saygı duyacağı sahte kimlikler (pilot, doktor) yaratır. Bu, karakterin özgüven eksikliğinin ve "görülme" arzusunun ortaya çıkmasıdır. Frank ilerleyen zamanda insanların ona karşı üzerinde giydiği üniformaya göre saygı duyulduğunu öğrenir ve bunu bir savunma mekanizması olarak kullanır. Frank’in Noel gecelerinde Carl’ı araması, karakterin en savunmasız ve gerçek halini gösterir. Frank'in aramaları aslında bir tür "imdat çığlığı" gibidir. Carl'ın filmde dediği gibi; Frank'in o anlarda konuşabileceği başka hiç kimsesi yoktur. Bu aramalar, bir suçlunun kibrinden ziyade, ailesi yıkılmış, yalnız bir çocuğun kurduğu en son ve en dürüst bağı temsil eder.
Carl Hanratty, Frank için sadece peşinden gelen bir avcı değil, aynı zamanda hayatındaki tek sabit ve dürüst figürdür. Carl, Frank için babasının ona sağlayamadığı otoriteyi, sınırları temsil eder. Carl, Frank için zamanla bir “baba” figürüne dönüşür.Filmin sonuna geldiğimizde Frank yakalanır ve aslında hayatı boyunca peşinde olduğu şeyin (ailesinin yeniden bir araya gelmesi) imkansız olduğunu anlar. Bu hikaye, yüksek zekalı bir karakterin duygusal bir travma sonucu nasıl bir sosyal hayat oluşturduğunu anlatır.