Psikopati Nedir?

Yazan: Dilay Yenidoğan -

Psikopati Nedir? Klinik Gerçekler ve Yanlış Bilinenler
“Psikopat” kelimesi çoğu insanın zihninde tehlikeli, acımasız ve suç işlemeye yatkın birini canlandırır. Filmlerde ve dizilerde sıkça gördüğümüz bu karakterler, gerçekte psikopatinin ne olduğuna dair algımızı ne kadar doğru yansıtıyor? Psikopati gerçekten “kötü” olmakla mı ilgilidir, yoksa bu kavram sandığımızdan daha karmaşık bir yapıya mı sahiptir?

“Psikopat” kelimesi günlük hayatta gelişigüzel kullanılan, hatta birine kızıldığında kolayca yapıştırılan bir etiket haline gelmiştir. Soğuk davranan, duygularını açıkça göstermeyen ya da başkalarının hislerine yeterince duyarlı görünmeyen kişiler, hızla “psikopat” olarak tanımlanabilir. Ancak bu kullanım, kavramın bilimsel içeriğini büyük ölçüde çarpıtır ve psikopatinin ne olduğuna dair yanıltıcı bir tablo oluşturur.

Yaygın Yanlış Bilinenler ve Gerçek Tanımı
Yaygın inanışın aksine, psikopati yalnızca suç işlemekle ya da şiddetle özdeş bir durum değildir. Hatta klinik literatürde “psikopati” terimi, resmi tanı sistemlerinde doğrudan bir tanı olarak yer almaz. Bunun yerine, DSM-5’te bu özellikler büyük ölçüde Antisosyal Kişilik Bozukluğu başlığı altında ele alınır. DSM-5’e göre bu bozukluk; başkalarının haklarını hiçe sayma, dürtüsellik, sorumsuzluk, saldırganlık eğilimi ve pişmanlık duymada azalma gibi davranış örüntülerini içerir. Kısacası psikopati eşittir korkusuzluk diyebiliriz.

Günlük hayatta ise önemli bir yanılgı dikkat çeker: Empati eksikliği çoğu zaman doğrudan “kötülük” ile eşitlenir. Oysa bilimsel açıdan empati, tek boyutlu bir yapı değildir; bilişsel ve duygusal bileşenleri vardır ve her bireyde farklı düzeylerde gelişebilir. Psikopatik özellikler taşıyan bireylerde özellikle duygusal empati düşük olabilir, ancak bu durum onların her zaman zarar verici davranışlar sergileyeceği anlamına gelmez. Nitekim araştırmalar, bu özelliklere sahip bazı bireylerin toplum içinde işlevsel roller üstlenebildiğini ve hatta belirli durumlarda soğukkanlı karar verme gibi avantajlar sağlayabildiğini göstermektedir. Bir diğer yaygın yanlış ise psikopatinin kolayca fark edilebileceği düşüncesidir. Oysa bilimsel çalışmalar, bu özelliklerin çoğu zaman yüzeyde açıkça görülmeyebileceğini ve bireyin sosyal ortamlarda uyumlu görünebileceğini ortaya koymaktadır. Bu durum, “psikopat” etiketinin günlük kullanımda ne kadar indirgemeci ve hatalı olabileceğini gösterir.

Psikopati Kötü Bir Şey Midir ?
Psikopati çoğu zaman keskin bir kategori gibi düşünülür: Bir kişi ya psikopattır ya da değildir. Oysa modern psikoloji bu durumu daha çok bir süreklilik (spektrum) olarak ele alır. Bu bakış açısına göre, psikopatiyle ilişkilendirilen bazı özellikler örneğin düşük empati, risk alma eğilimi, duygusal mesafe ya da manipülatif davranışlar aslında farklı düzeylerde birçok insanda bulunabilir. Bu durum, psikopatinin tamamen “yabancı” bir olgu olmadığını, belirli yönleriyle insan doğasının bir parçası olabileceğini düşündürür.

Ancak bu noktada kritik olan şey, bu özelliklerin şiddeti ve nasıl kullanıldığıdır. Düşük düzeyde duygusal mesafe, bazı durumlarda kişinin daha soğukkanlı kararlar almasına yardımcı olabilir. Örneğin stresli bir anda panik yapmamak ya da zor bir karar verirken duyguların etkisinde kalmamak, günlük yaşamda işlevsel olabilir. Benzer şekilde, belirli bir düzeyde özgüven ve hatta hafif manipülatif sosyal beceriler, rekabetin yoğun olduğu ortamlarda avantaj sağlayabilir.

Buna karşılık, bu özellikler yüksek düzeylere ulaştığında ve kontrolsüz hale geldiğinde, kişiler arası ilişkilerde ciddi sorunlara yol açabilir. Empati eksikliğinin belirginleşmesi, başkalarının duygularını önemsememe ve sorumluluk almama gibi davranışlarla birleştiğinde, hem birey hem de çevresi için zarar verici sonuçlar ortaya çıkabilir. Bu noktada artık özellikten çok, klinik düzeyde bir problemden söz edilmeye başlanır.

Günlük hayatta yapılan en büyük hatalardan biri, bu özelliklerin varlığını doğrudan “kötülük” ile ilişkilendirmektir. Oysa aynı özellik, düşük düzeydeyken uyum sağlayıcı, yüksek düzeydeyken ise riskli hale gelebilir. Bu da bize şunu gösterir: Psikopatiyi anlamak için “var mı yok mu?” sorusundan çok, “ne kadar ve nasıl?” sorusunu sormak gerekir.

Tüm bu bilgiler ışığında, psikopatiyi yalnızca “kötü” olarak tanımlamak yetersiz kalmaktadır. Asıl soru belki de şudur: Bir insanı tehlikeli yapan şey, sahip olduğu kişilik özellikleri midir, yoksa bu özelliklerin davranışa nasıl yansıdığı mıdır? Psikopatiyi anlamaya çalışırken, günlük dilin basitleştirici etiketlerinden uzaklaşıp bilimsel verilerle düşünmek, hem daha doğru hem de daha adil bir bakış açısı sunar.

Her Psikopat Suçlu mudur? Her Suçlu Psikopat mıdır?
Bu soruya verilecek yanıt nettir: Her suçlu psikopat değildir ve her psikopat da suçlu değildir. Günlük dilde bu iki kavram sıklıkla iç içe geçirilse de, bilimsel açıdan aralarındaki ilişki sanıldığından çok daha farklıdır.

Öncelikle, suç işleyen her bireyin psikopatik özellikler taşıdığı düşüncesi yaygın bir yanılgıdır. Oysa suç davranışı; ekonomik zorluklar, sosyal çevre, eğitim eksikliği, anlık öfke ya da yoğun stres gibi pek çok farklı etkenin sonucu olarak ortaya çıkabilir. Örneğin, ciddi maddi sıkıntı yaşayan bir kişinin hırsızlık yapması ya da anlık bir tartışma sırasında kontrolünü kaybedip zarar verici bir davranışta bulunması, o kişinin psikopat olduğu anlamına gelmez. Bu tür durumlar daha çok koşullara bağlı, durumsal tepkiler olarak değerlendirilir.

Diğer yandan, psikopatik özellikler taşıyan her bireyin suç işlediğini söylemek de doğru değildir. Klinik çerçevede, DSM-5 içinde psikopati ayrı bir tanı olarak yer almaz; ancak bu özellikler daha çok Antisosyal Kişilik Bozukluğu ile ilişkilendirilir. Bununla birlikte, bazı bireyler empati düzeylerinin düşük olması, duygusal olarak daha mesafeli olmaları ya da risk almaya daha yatkın olmalarına rağmen, bu özelliklerini yasa dışı davranışlara dönüştürmeden yaşamlarını sürdürebilirler.

Başarılı Psikopatlar
Psikopati çoğu zaman yalnızca suç ve tehlikeyle ilişkilendirilse de, literatürde dikkat çeken bir kavram daha vardır: “başarılı psikopatlar”. Bu ifade, psikopatik özellikler taşımasına rağmen bu özellikleri yasa dışı davranışlara dönüştürmeyen, aksine toplum içinde belirli alanlarda işlevsel biçimde kullanabilen bireyleri tanımlamak için kullanılır. Bu bireylerde görülen bazı özellikler belirli mesleklerde avantaj sağlayabilir. Özellikle rekabetin yoğun olduğu iş dünyasında, kriz yönetimi gerektiren alanlarda ya da hızlı karar almanın kritik olduğu durumlarda, aşırı duygusal tepkilerden uzak kalabilmek kişiyi daha etkili kılabilir.

Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekir. “Başarılı” olarak tanımlanan bu bireyler, genellikle dürtülerini kontrol edebilen ve davranışlarını toplumsal kurallar çerçevesinde düzenleyebilen kişilerdir. Yani onları diğerlerinden ayıran şey yalnızca sahip oldukları özellikler değil, bu özellikleri nasıl yönettikleridir. Aynı risk alma eğilimi bir kişiyi girişimci yapabilirken, başka birinde kontrolsüz davranışlara yol açabilir.

Günlük hayatta yapılan hatalardan biri de, bu tür özellikleri tamamen olumlu ya da olumsuz olarak değerlendirmektir. Oysa gerçek daha dengelidir: Psikopatik özellikler, düşük ve kontrol edilebilir düzeylerde bazı durumlarda avantaj sağlayabilirken, yüksek ve kontrolsüz olduğunda hem birey hem de çevresi için zarar verici hale gelebilir.

Dolayısıyla “başarılı psikopat” kavramı, psikopatiyi yalnızca tehlike ve suç üzerinden değil, aynı zamanda işlevsellik ve bağlam üzerinden değerlendirmemiz gerektiğini gösterir. Bu da bizi yeniden aynı soruya götürür: Bir özelliği “iyi” ya da “kötü” yapan şey, onun kendisi mi, yoksa nasıl kullanıldığı mıdır?


Kaynakça:
1.Ömer Faruk Demirel, Ayşegül Demirel, Alaattin Duran. AĞIR VE TEHLİKELİ KİŞİLİK BOZUKLUĞU. ATD [Internet]. 01 Nisan 2014;28(1):53-9. Erişim adresi: https://izlik.org/JA89BT65RU

https://doi.org/10.1016/j.neubiorev.2021.10.020

https://doi.org/10.1111/jcpt.12182Dijital Nesne Tanımlayıcısı (DOI)

kemalarikan.com

antalyapsikiyatri.com