Belirsizlik İnsanı Yorar
Yazan: Şevval Atalay-
İnsan varoluşsal düzlemde çevresini anlamlandırma ve geleceği öngörme motivasyonuyla hareket eden bir canlıdır. Yaşamın doğasındaki öngörülemezlik bireyleri belirsizlik gerçeğiyle baş başa bırakır. Belirsizliğe tahammülsüzlük, bireyin belirsiz bir durum karşısında bilişsel, duygusal ve davranışsal tepkilerinin toplamıdır. Belirsizlik bir bilgi eksikliğinden ziyade tehdit unsuru olarak algılanabilir. Genel çerçevede belirsizlik aslında kontrol mekanizmamızı etkiler.
Belirsizliğe tahammülsüzlük negatif bir olayın gerçekleşme olasılığı ne kadar düşük olsa da bu olasılığın varlığının kabul edilememesiyle başlayabilir. Yaygın Kaygı Bozukluğunda görülme sıklığı çok olsa da depresyon, yeme bozuklukları ve sosyal kaygı gibi pek çok tabloda ortak payda olarak karşımıza çıkabilmektedir. Elbette kaygılanılması gereken bir durumda bu normal bir tepki verme olarak kabul edilebilirken gün içerisinde sıklıkla bunu düşünme durumu psikolojik bir zorlantı olarak ele alınabilir. Düşük tahammül eşiğine sahip bireyler belirsizliği felaketleştirme eğilimine yatkındır. Bu eğilim yoğun bir geviş getirme (Rumination) süreciyle eşlik edebilir. Zorlantılı kişi, belirsizliği ortadan kaldırmak için aşırı kontrol etme, sürekli onay arama veya tam tersi bir kaçınma davranışı sergileyerek geçici bir rahatlama sağlasa da bu durum uzun vadede kaygı döngüsünü kronikleştirebilir. Aksine belirsizlikle yüzleşmek gerekebilir.
Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ekolünde, belirsizlikle çalışmak bir "Olasılık hesabı" yapmaktan ziyade, "Belirsizlikle barışma" üzerinedir. Danışanla maruz bırakma ile belirsizlik kademeli olarak çalışılır. Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) ise belirsizliği kaçınılması gereken bir düşman olarak değil, yaşamın kaçınılmaz bir parçası olarak kabul etmeyi ve değerler doğrultusunda ele almayı vurgular. Klinik literatürde genellikle "Bilişsel bir hata" veya "Anksiyete Bileşeni" olarak ele alınsa da Varoluşçu Perspektifte bu durum insanın temel varoluş sancısının bir dışavurumudur. Varoluşçu perspektiften ele alırsak odağı "Semptomdan" ziyade "Ontolojik Kaygıya" kaydırmamız gerekir. Klinik yaklaşımlar belirsizliği ortadan kaldırılması gereken bir bozukluk olarak kodlarken, Varoluşçu Psikoterapi belirsizliği insanın dünyadaki konumunun (Dasein) kaçınılmaz bir parçası olarak görür. Kierkegaard’ın ifadesiyle kaygı, "Özgürlüğün baş dönmesidir." Bu bağlamda, belirsizliğe tahammülsüzlük aslında kişinin kendi özgürlüğü ve yaşamın anlamsızlığı karşısında hissettiği dehşetin bir yansımasıdır. Heidegger’in çerçevesinden baktığımızda, birey dünyaya fırlatılmış (Geworfenheit) bir varlıktır. Bu fırlatılmışlık, beraberinde hiçbir kesinlik getirmez. Belirsizliğe tahammül edemeyen birey, aslında yaşamın dört dünyasında da güvenli bir zemin arayışındadır ve bu kabul edilebilir bir anlayıştır. Dört dünyaya bakarsak belirsizliği de konumlandırabiliriz. Umwelt (Fiziksel Dünya): Doğanın ve biyolojik sonluluğun (ölümün) belirsizliği. Mitwelt (Sosyal Dünya): Ötekinin zihninin ve ilişkilerin öngörülemezliği. Eigenwelt (İç Dünya): Kendi potansiyellerinin ve içsel boşluğunun belirsizliği. Überwelt (Manevi Dünya): Yaşamın nihai anlamının muğlaklığı.
Sonuç olarak, varoluşsal kaygılarla dünyaya geliriz ama onlarla baş etmeyi farklı şekillerde öğreniriz. Günümüzün ilişkileri ve türetilen kavramları ise insanı belirsizliğe sürüklemeye zemin hazırlamaktadır. Açık iletişimin zorlaştığı ya da yadırgandığı günümüz ilişkilerinde bizi belirsizliğe iten birçok kavram türetildi. Ghosting, Situationship, Benching, Zombieing, Breadcrumbing, Love Bombing ve dahası. Günümüzde belirsizliğin merkezinde buluyoruz kendimizi ve bununla baş etme stratejilerimiz değişken. Savaşlar, ekonomik zorlantılar, gelecek kaygısı vb. etmenler de belirsizliği arttırmaktadır. Hayatımızda yürüdüğümüz yol ve hikayemiz biriciktir. Kendimizi açıkça ifade etmemiz çoğumuz için kolay olmasa da insanı insan yapan iletişim becerisidir. Çoğu insan güvenli limanda kalmayı ihtimallerle baş başa kalmaya tercih eder. İlişkilerden ziyade asıl olması gereken hayatın belirsizliğine esneklik kazanmaktır. Belirsizlik, klinik tabloda sadece bir semptom değil, bozukluğu besleyen kök bir inanç olabilir. Hayatımızda kesin ve netlik istememiz elbette bir tercih de olabilir. Burada ayırt edici etmen bunun günlük hayatımıza yansımasıdır. Ruminasyon veya günlük yaşamınızı zorlayan bir zorlantınız varsa bir uzmandan destek almayı ihmal etmeyin.
KAYNAKÇA:
İnsan varoluşsal düzlemde çevresini anlamlandırma ve geleceği öngörme motivasyonuyla hareket eden bir canlıdır. Yaşamın doğasındaki öngörülemezlik bireyleri belirsizlik gerçeğiyle baş başa bırakır. Belirsizliğe tahammülsüzlük, bireyin belirsiz bir durum karşısında bilişsel, duygusal ve davranışsal tepkilerinin toplamıdır. Belirsizlik bir bilgi eksikliğinden ziyade tehdit unsuru olarak algılanabilir. Genel çerçevede belirsizlik aslında kontrol mekanizmamızı etkiler.
Belirsizliğe tahammülsüzlük negatif bir olayın gerçekleşme olasılığı ne kadar düşük olsa da bu olasılığın varlığının kabul edilememesiyle başlayabilir. Yaygın Kaygı Bozukluğunda görülme sıklığı çok olsa da depresyon, yeme bozuklukları ve sosyal kaygı gibi pek çok tabloda ortak payda olarak karşımıza çıkabilmektedir. Elbette kaygılanılması gereken bir durumda bu normal bir tepki verme olarak kabul edilebilirken gün içerisinde sıklıkla bunu düşünme durumu psikolojik bir zorlantı olarak ele alınabilir. Düşük tahammül eşiğine sahip bireyler belirsizliği felaketleştirme eğilimine yatkındır. Bu eğilim yoğun bir geviş getirme (Rumination) süreciyle eşlik edebilir. Zorlantılı kişi, belirsizliği ortadan kaldırmak için aşırı kontrol etme, sürekli onay arama veya tam tersi bir kaçınma davranışı sergileyerek geçici bir rahatlama sağlasa da bu durum uzun vadede kaygı döngüsünü kronikleştirebilir. Aksine belirsizlikle yüzleşmek gerekebilir.
Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ekolünde, belirsizlikle çalışmak bir "Olasılık hesabı" yapmaktan ziyade, "Belirsizlikle barışma" üzerinedir. Danışanla maruz bırakma ile belirsizlik kademeli olarak çalışılır. Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) ise belirsizliği kaçınılması gereken bir düşman olarak değil, yaşamın kaçınılmaz bir parçası olarak kabul etmeyi ve değerler doğrultusunda ele almayı vurgular. Klinik literatürde genellikle "Bilişsel bir hata" veya "Anksiyete Bileşeni" olarak ele alınsa da Varoluşçu Perspektifte bu durum insanın temel varoluş sancısının bir dışavurumudur. Varoluşçu perspektiften ele alırsak odağı "Semptomdan" ziyade "Ontolojik Kaygıya" kaydırmamız gerekir. Klinik yaklaşımlar belirsizliği ortadan kaldırılması gereken bir bozukluk olarak kodlarken, Varoluşçu Psikoterapi belirsizliği insanın dünyadaki konumunun (Dasein) kaçınılmaz bir parçası olarak görür. Kierkegaard’ın ifadesiyle kaygı, "Özgürlüğün baş dönmesidir." Bu bağlamda, belirsizliğe tahammülsüzlük aslında kişinin kendi özgürlüğü ve yaşamın anlamsızlığı karşısında hissettiği dehşetin bir yansımasıdır. Heidegger’in çerçevesinden baktığımızda, birey dünyaya fırlatılmış (Geworfenheit) bir varlıktır. Bu fırlatılmışlık, beraberinde hiçbir kesinlik getirmez. Belirsizliğe tahammül edemeyen birey, aslında yaşamın dört dünyasında da güvenli bir zemin arayışındadır ve bu kabul edilebilir bir anlayıştır. Dört dünyaya bakarsak belirsizliği de konumlandırabiliriz. Umwelt (Fiziksel Dünya): Doğanın ve biyolojik sonluluğun (ölümün) belirsizliği. Mitwelt (Sosyal Dünya): Ötekinin zihninin ve ilişkilerin öngörülemezliği. Eigenwelt (İç Dünya): Kendi potansiyellerinin ve içsel boşluğunun belirsizliği. Überwelt (Manevi Dünya): Yaşamın nihai anlamının muğlaklığı.
Sonuç olarak, varoluşsal kaygılarla dünyaya geliriz ama onlarla baş etmeyi farklı şekillerde öğreniriz. Günümüzün ilişkileri ve türetilen kavramları ise insanı belirsizliğe sürüklemeye zemin hazırlamaktadır. Açık iletişimin zorlaştığı ya da yadırgandığı günümüz ilişkilerinde bizi belirsizliğe iten birçok kavram türetildi. Ghosting, Situationship, Benching, Zombieing, Breadcrumbing, Love Bombing ve dahası. Günümüzde belirsizliğin merkezinde buluyoruz kendimizi ve bununla baş etme stratejilerimiz değişken. Savaşlar, ekonomik zorlantılar, gelecek kaygısı vb. etmenler de belirsizliği arttırmaktadır. Hayatımızda yürüdüğümüz yol ve hikayemiz biriciktir. Kendimizi açıkça ifade etmemiz çoğumuz için kolay olmasa da insanı insan yapan iletişim becerisidir. Çoğu insan güvenli limanda kalmayı ihtimallerle baş başa kalmaya tercih eder. İlişkilerden ziyade asıl olması gereken hayatın belirsizliğine esneklik kazanmaktır. Belirsizlik, klinik tabloda sadece bir semptom değil, bozukluğu besleyen kök bir inanç olabilir. Hayatımızda kesin ve netlik istememiz elbette bir tercih de olabilir. Burada ayırt edici etmen bunun günlük hayatımıza yansımasıdır. Ruminasyon veya günlük yaşamınızı zorlayan bir zorlantınız varsa bir uzmandan destek almayı ihmal etmeyin.
KAYNAKÇA:
Abramowitz, J. S., & Jacoby, R. J. (2015). The construct of intolerance of uncertainty: Theoretical, clinical, and methodological issues. Clinical Psychology Review, 39, 31-43.
Carleton, R. N. (2016). Fear of the unknown: One fear to rule them all? Journal of Anxiety Disorders, 41, 5-21.
Dugas, M. J., & Robichaud, M. (2007). Cognitive-behavioral treatment for generalized anxiety disorder: From science to practice. Routledge.
Freeston, M. H., Rhéaume, J., Letarte, H., Dugas, M. J., & Ladouceur, R. (1994). Why do people worry? Personality and Individual Differences, 17(6), 791-802.
Sarı, S. A., & Dağ, İ. (2009). Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği, Endişe ile İlgili Bilişsel Çizelge ve Endişenin Sonuçları Ölçeği’nin Türkçeye Uyarlanması, Geçerliliği ve Güvenilirliği. Anadolu Psikiyatri Dergisi, 10(4), 261-270.
Heidegger, M. (1962). Being and Time (J. Macquarrie & E. Robinson, Trans.). Harper & Row. (Orijinal çalışma 1927).
May, R. (1950). The Meaning of Anxiety. Ronald Press.
Tillich, P. (1952). The Courage to Be. Yale University Press.
Yalom, I. D. (1980). Existential Psychotherapy. Basic Books.
Van Deurzen, E. (2012). Existential Counselling & Psychotherapy in Practice. Sage.
Carleton, R. N. (2016). Fear of the unknown: One fear to rule them all? Journal of Anxiety Disorders, 41, 5-21.
Dugas, M. J., & Robichaud, M. (2007). Cognitive-behavioral treatment for generalized anxiety disorder: From science to practice. Routledge.
Freeston, M. H., Rhéaume, J., Letarte, H., Dugas, M. J., & Ladouceur, R. (1994). Why do people worry? Personality and Individual Differences, 17(6), 791-802.
Sarı, S. A., & Dağ, İ. (2009). Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği, Endişe ile İlgili Bilişsel Çizelge ve Endişenin Sonuçları Ölçeği’nin Türkçeye Uyarlanması, Geçerliliği ve Güvenilirliği. Anadolu Psikiyatri Dergisi, 10(4), 261-270.
Heidegger, M. (1962). Being and Time (J. Macquarrie & E. Robinson, Trans.). Harper & Row. (Orijinal çalışma 1927).
May, R. (1950). The Meaning of Anxiety. Ronald Press.
Tillich, P. (1952). The Courage to Be. Yale University Press.
Yalom, I. D. (1980). Existential Psychotherapy. Basic Books.
Van Deurzen, E. (2012). Existential Counselling & Psychotherapy in Practice. Sage.