Şahika İzgi Yılmaz ile Duygusal Yeme Üzerine

Sizi tanıyabilir miyiz?

Tabii ki, Ben Klinik Psikolog Şahika İzgi Yılmaz. 2017 yılında Ege Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nden mezun olduktan sonra, FMV Işık Üniversitesi'nde Klinik Psikoloji Yüksek Lisans programına başladım; FMV Işık Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık Merkezi'nde bireysel psikoterapi çalışmaları yürütüp Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde staj yaparak klinik psikolog unvanını aldım.

Psikoterapist olarak travma odaklı bir yaklaşımla bireysel terapi alanında özellikle EMDR terapisine ağırlık veriyorum. 2021 yılında Avrupa EMDR Birliği tarafından akredite edildim. Ayrıca, Sistemik Çift ve Aile Danışmanlığı ile Gottman Çift Terapisi eğitimlerini tamamladım. Klinik çalışmalarıma genç, yetişkin ve çiftlerle çalışarak devam ediyorum.

1. Bilişsel davranışçı terapi (BDT) veya diğer psikoterapi yaklaşımları duygusal yeme ile mücadelede nasıl yardımcı olabilir?

Psikoterapide duygusal yeme ile çalışırken, temel amaç yeme davranışını duygusal rahatlama aracı olarak kullanmasını engellemektir. Bu süreç, kişinin duygularını tanıyıp düzenlemesi, sağlıklı başa çıkma stratejileri geliştirmesi ve yeme krizlerinin duygusal kökenlerini anlamasıyla ilerler. Ayrıca, fiziksel açlık ile duygusal açlık arasındaki farkı ayırt etmek ve kişinin yeme alışkanlıklarıyla olan ilişkisini daha sağlıklı hale getirmek hedeflenir.

Ben EMDR ağırlıklı eklektik bir yaklaşım ile çalıştığım için EMDR ve duygusal yemenin psikoterapide nasıl ele alındığından bahsetmek isterim. EMDR, duygusal yemenin altında yatan travmatik stres kaynakları ,güncel stresörler ve olumsuz inançları işleyerek, kişinin yemekle kurduğu ilişkiyi işlevsel hale dönüştürmeyi hedefler. Kaygı, stres gibi tetikleyicilere karşı otomatik yeme tepkilerini düzenler, irrasyonel inançları daha sağlıklı düşüncelerle değiştirmeyi amaçlar. Ayrıca, beden algısını güçlendirir ve yeme davranışını duygusal regülasyon aracı olarak kullanma eğilimini azaltma amacı ile psikoterapiyi çerçeveler.



2. Bu konuda çalışırken tedavi aşamasında en sık karşılaştığınız zorluklar nelerdir?

Duygusal yeme problemi, yaşadığımız psikolojik zorlukların bir belirtisi olarak ortaya çıkabilir; ancak çoğunlukla altta yatan asıl neden değildir. Temel sebebi anlamak ve çözüm üretmek için profesyonel destek almak önemli olmakla birlikte, birçok kişi psikoterapinin gerektirdiği sürece bağlı kalmakta zorlanabilmektedir. Çünkü bugün değiştirmeyi tercih ettiğimiz herhangi bir durumun kökenini fark etmek, bu duruma ilişkin dinamikleri anlamak, düzenlemek ve tedavi etmek zaman, emek ve süreklilik gerektirir. Bu nedenle, değişim sürecinde direnç ortaya çıkabilir.

Psikoterapi çalışmalarımı travma perspektifinden ele alıyorum. Bu bakış açısıyla, bireylerin yaşadığı travmatik deneyimleri sadece büyük ölçekli olaylarla sınırlı görmüyoruz; kişinin duygusal olarak zorlandığı ve stres yaratan her deneyim, travmatik bir etki oluşturabilir. Yaşamımız boyunca karşılaştığımız bu tür deneyimler, duygu düzenleme kapasitemizi, kendimizle ve diğerleriyle kurduğumuz ilişkileri doğrudan etkiler. Duygularımızla nasıl ilişkilendiğimiz, yalnızca psikolojik iyi oluşumuzu değil, yeme davranışlarımızı ve kendimizi yatıştırma biçimlerimizi de belirleyen temel unsurlardan biridir.

Bu nedenle, psikoterapi sürecinde bu olumsuz deneyimleri konuşmak, masaya yatırmak ve üzerinde çalışmak zaman zaman zorlayıcı olabilir.

3. Modern hayatın getirdiği stres faktörleri duygusal yeme davranışlarını geçmişe kıyasla nasıl değiştirdi?

Modern yaşamın getirdiği yoğun stres, zaman baskısı ve duygusal yük, bireyleri hızlı ve kolay erişilebilir rahatlama yöntemlerine yönlendirebilir. Özellikle stres, üzüntü veya kaygı gibi duygusal zorlanmalar yaşandığında, birey geçici bir rahatlama sağlamak amacıyla besinlere yönelebilir. Hızlı tempolu yaşam tarzı ve duygusal düzenleme mekanizmalarına yeterince zaman ayıramamak, duygusal yeme döngüsünü pekiştirerek uzun vadede hem psikolojik hem de fizyolojik olumsuzluklara yol açabilir. Modern hayatın koşulları, bu döngünün sürdürülmesini kolaylaştırırken, sağlıklı başa çıkma yöntemlerine yönelimi zorlaştırabilir.

Eskiden avcı toplayıcı zamanlarda insanlar yiyecek bulmak için saatlerce avlanır, doğada yürür, topladıklarıyla yetinirdi. Açlık, doğal bir süreçti ve yemek bulmak emek gerektiriyordu. Üstelik eskiden insanlar gün ışığına ve doğal döngülere göre hareket ediyordu. Örneğin, avcı-toplayıcı bir insan akşam yemeği için birkaç kilometre yürüyüp avlanırken, biz oturduğumuz yerden yemek siparişi veriyoruz. Yani modern hayat, hem fiziksel hareketi azalttı hem de yiyeceğe sınırsız ve kolay erişim sağladı. Bu durum, yiyeceklerin sağladığı doyumun azalmasına ve kişilerin daha fazla ve farklı yiyeceklerle doyum arayışına girmesine neden oldu.

4. Duygusal yeme alışkanlıkları çocuklukta mı başlar? Ailelerin farkında olmadan çocuklarında duygusal yemeyi teşvik edebileceği durumlar var mı?

Duygusal yemenin başlangıcını kesin bir şekilde belirlemek zordur. Ancak, literatürden çocukluk dönemi deneyimlerinin duygusal yeme ile bağlantılı olduğu anlaşılmaktadır. Duygusal yeme, bazı risk faktörleriyle ilişkilidir; ancak bu ilişkiyi neden-sonuç ilişkisi olarak açıklamak yanıltıcı olabilir.

Çocuklukta duygusal yeme, genellikle duygusal ihtiyaçları karşılamaya yönelik bir tepki olarak ortaya çıkar. Çocuklar, stresli, yalnız ya da sıkıntılı hissettiklerinde yiyecekleri rahatlama aracı olarak kullanabilirler. Ailenin yeme alışkanlıkları ve duygusal yönetim biçimleri de burada önemli bir rol oynar. Çocuklar, ebeveynlerinden sosyal öğrenme yoluyla bu davranışları model alabilirler. Eğer aile içinde duygusal destek eksikse veya yiyecek bir rahatlama yöntemi olarak görülüyorsa, çocuklar bu davranışı zamanla içselleştirebilirler.

Örneğin, bir çocuk evde sıkça stresli durumlarla karşılaşıyorsa ve ebeveyni stresli anlarda çikolataya yöneliyorsa, çocuk bu davranışı gözlemleyerek yemeği rahatlama aracı olarak öğrenebilir. Başka bir örnek ise, ailede duygusal bağların zayıf olduğu bir ortamda büyüyen bir çocuk, yalnız hissettiğinde yemekle kendini rahatlatma yoluna gidebilir. Yiyecek, çocuk için sadece fiziksel bir ihtiyaç değil, aynı zamanda duygusal bir rahatlık kaynağı haline gelebilir. Bu durum, özellikle duygusal zorluklarla başa çıkmayı öğrenememiş çocuklar için daha belirgin hale gelir. Sonuç olarak, duygusal yeme alışkanlıkları erken yaşlarda başlar ve yetişkinlikte de devam edebilir.

5. Ebeveynlerin “yemeği ödül veya ceza olarak kullanması” duygusal yeme riskini artırır mı?

Bunu en basit anlamıyla şöyle açıklamak isterim. Yemek yeme doğal bir süreçtir; ödül veya ceza olarak kullanıldığında bu doğallık bozulur. Çocuk için yemek, açlık ve tokluk hissinden bağımsız, farklı anlamlar kazanmaya başlar. Bu durum, açlık tokluk sinyallerini dinlemeyi zorlaştırarak duygusal yeme riskini artırabilir. Ödül ve cezanın iç motivasyonu zayıflattığını bildiğimizden, çocuğun doğru davranış geliştirmesi için içsel motivasyonunu desteklemek daha sağlıklıdır.

Örneğin, bir çocuk sebze yediğinde ödül olarak dondurma verildiğinde, sebzeyi yalnızca ödüle ulaşmak için yemeye başlar. Zamanla, sebzeleri kendiliğinden tüketme isteği azalırken, dondurma gibi ödül niteliğindeki yiyeceklere olan ilgisi artar. Bu durum, çocuğun yemek seçimlerini iç motivasyon yerine dışsal faktörlere göre yapmasına neden olabilir ve ilerleyen yaşlarda duygusal yeme riskini artırabilir.

Ayrıca, yiyeceklere aşırı değer atfetmek veya küçümsemek de sağlıklı beslenme alışkanlıklarını olumsuz etkileyebilir. Örneğin, “Yemeğini bitirirsen çikolata yiyebilirsin” gibi ifadeler, çocuğun çikolatayı daha değerli görmesine ve diğer besinleri zorunluluk olarak algılamasına neden olabilir. Bu tür yaklaşımlar, ileride duygusal yeme eğilimine zemin hazırlayabilir.

6. Aile içindeki yeme alışkanlıkları çocukların psikolojisini nasıl etkiler?

Yemek, kültürümüzde yalnızca beslenme değil, aynı zamanda bir araya gelme, sevgiyi ve ilgiyi ifade etme aracıdır. Aile içinde düzenli sofra kültürü oluşturmak, hem bağları güçlendirir hem de çocukların sağlıklı öğün alışkanlıkları kazanmasını destekler. Günün stresinin ardından paylaşılan bir sofra, rahatlatıcı ve birleştirici bir alan sunar, böylece aile üyeleri için güvenli ve huzurlu bir ritüele dönüşür.

Ayrıca aile içindeki yeme alışkanlıkları eğer düzenli öğünler şeklindeyse , çocuklarda özdüzenleme becerisini destekleyerek açlık ve tokluk sinyallerini doğru şekilde tanımalarına yardımcı olan bir alışkanlık örneği de sunmuş olur. Düzensiz atıştırma gibi impulsif yeme davranışlarını önlemeye destek olur.

7. Bir çocuğun duygusal yeme eğiliminde olup olmadığını anlamak için ebeveynler nelere dikkat etmelidir?

Duygusal yeme, birçok farklı davranışla ilişkili olabilir; ancak burada en belirgin ve yüksek derecede anlamlı olan faktörlerden bahsedeceğim.

Öz-düzenleme becerileri, çocuğun duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarını sağlıklı bir şekilde yönetmesini sağlar. Erken çocukluk döneminde (0-3 yaş) bu beceriler henüz tam gelişmediğinden, çocuklar duygularını düzenleme konusunda desteğe ihtiyaç duyar. Gelişim sürecinde bu beceriler kazanılmadığında, çocuk yoğun stres veya rahatsız edici duygular karşısında duygusal yeme eğilimi gösterebilir. Örneğin, gün içinde ebeveynleriyle yeterince duygusal temas kuramayan bir çocuk, akşam saatlerinde huzursuz hissettiğinde yiyecek talep ederek bu eksikliği gidermeye çalışabilir.

Günümüzün yüksek uyaranlı ortamında çocuklar, uyaran duyarlılığı nedeniyle hızlı sıkılabilir ve yeni uyarana yönelme ihtiyacı hissedebilir. Eğer çevrede keşfedebilecekleri bir uyaran yoksa, yemek yeme bir dış regülasyon aracı haline gelebilir. Sürekli atıştırma ihtiyacı, haz arayışı ve içsel uyaran eksikliğini giderme stratejisi olarak ortaya çıkabilir. Örneğin, bir çocuk tablet ya da televizyon olmadan vakit geçirmekte zorlanıyor ve hızla sıkılıyorsa, can sıkıntısını gidermek için yemek yemeye yönelebilir.

Ayrıca, çocuklar kaçınmacı başa çıkma mekanizmaları geliştirebilir. Örneğin, uyumamak için “Acıktım” diyerek yemek istemek, bir kaçınma davranışı olabilir. Bu tür döngüler pekiştiğinde, yeme davranışı bir başa çıkma stratejisine dönüşebilir ve ilerleyen yaşlarda duygusal yeme riskini artırabilir.

8. Ergenlik döneminde duygusal yeme neden yaygınlaşır? Stres, sınav kaygısı ve beden algısı bunun üzerinde nasıl bir etkiye sahiptir?

Duygusal yemenin tanımını hatırlamak, bu sorunun cevabı için önemlidir. Kronik stres, kortizol seviyesinin yükselmesine yol açarak vücudun hızlı enerji sağlayan besinlere olan duyarlılığını artırır. Bu durum, stresle başa çıkmak için yiyeceklere yönelmeyi tetikleyerek duygusal yeme döngüsünü başlatır.

Duygusal yeme, sadece ergenlikte değil, stres düzeyinin yükseldiği farklı yaşam dönemlerinde de artabilir. Ergenlikte duygusal yemenin yaygın olmasının sebepleri, bu dönemin gelişimsel, sosyal, akademik ve ilişkisel alanlarda başa çıkılması gereken pek çok zorluk içermesidir. Ayrıca, beden algısı, ebeveyn ilişkileri, bağımsızlaşma ihtiyacı, akran ilişkileri, sınav kaygısı gibi stres faktörleri ergenin yaşamında önemli stresörler oluşturur.

9. Yeme arzusunun fiziksel bir açlıktanmı yoksa duygusal bir açlıktan mı kaynaklandığını nasıl ayırt edebiliriz?

Duygusal yeme dürtüseldir ve aniden ortaya çıkar, fiziksel açlık ise kademeli olarak gelişir. Fiziksel olarak acıktığımızda birçok yiyecek seçeneği ile doyabilirken, duygusal açlık genellikle belirli bir besin veya besin grubu ile ilişkilidir. Bu besinler genellikle kısa süreli bir iyilik hali yaratan hormonal salınımlara sebep olan karbonhidrat, tatlı veya yağlı yiyeceklerdir.

Fiziksel açlık ile duygusal yeme arasında zamanlama farkı da vardır. Fiziksel açlığın ortaya çıkması, kişinin yaşına ve vücut kitle indeksine bağlı olarak belirli bir sürede gerçekleşirken, duygusal yeme davranışı yemek yedikten kısa bir süre sonra da ortaya çıkabilir. Ayrıca, biyolojik döngüye uygun olmayan saatlerde, örneğin gece atıştırmaları şeklinde de görülebilir.

Fiziksel açlık giderildiğinde genellikle nötr bir his oluşurken, duygusal yeme sonrasında yoğun üzüntü, pişmanlık, suçluluk veya utanç gibi duygular ortaya çıkabilir. Bu olumsuz duygular, kişinin aslında yediklerine gerçek bir fiziksel ihtiyaç duymamasından kaynaklanır.

10. Hangi besin grupları arzusu(örneğin tatlı,tuzlu) genelde hangi duygusal açlıktan kaynaklanmaktadır ?

Tatlı, yağlı veya karbonhidrat açısından zengin gıdalar tüketmek, dopamin ve serotonin gibi nörotransmitterlerin salgılanmasını tetikleyerek kısa süreli bir iyilik hali yaratabilir. Bu biyokimyasal tepki, olumsuz duygularla başa çıkma mekanizması olarak bu tür besinlere yönelmeyi teşvik edebilir.

11. Hangi travmalar duygusal yemeyi en çok tetiklemektedir yahut siz en çok duygusal yemenin altında hangi travmalarla karşılaştınız?


Duygusal yeme, genellikle bireyin yaşadığı travmatik stresle başa çıkma biçimiyle ilgilidir. Literatürde, çocukluk travmaları, aile içi şiddet, kayıplar, boşanma, iş kaybı gibi travmatik olaylar bu tür stresin yoğun olduğu durumlar arasında öne çıkar. Bu tür stresli durumlar, kişinin duygusal yeme davranışını tetikleyebilir, çünkü kişi bu duygusal yükle baş etmekte zorlanır.

Duygusal yeme, genellikle belirli bir travma türüyle sınırlı değildir; daha çok kişinin yaşadığı travmatik stresle baş etme biçimiyle ilgilidir. Yani duygusal yeme, yalnızca belli başlı travmalarda değil, bireyin duygusal olarak zorlandığı ve regülasyon becerilerinin yetersiz kaldığı her türlü travmatik stres durumunda ortaya çıkabilir.

Önemli olan, kişinin yaşadığı olayın nesnel büyüklüğünden çok, o olayın bireyde yarattığı duygusal yük ve başa çıkma kapasitesidir. Bazı kişiler için bir ayrılık, başka biri içinse akademik bir baskı ya da yalnızlık hissi, duygusal yeme davranışını tetikleyebilir.

Dolayısıyla, duygusal yeme davranışı, belli bir travma türüne özgü olmaktan çok, kişinin zorlayıcı duygularla başa çıkmakta güçlük yaşadığı durumlara verdiği bir yanıt olarak değerlendirilebilir.