Kayıp ve Yas

Yazan: Zeynep Kamadan-

Canlılar dünyasında doğum olayı gibi ölüm de hayatın bir parçasıdır. Organizma, canlılık süresini doldurduğunda hayatı sona erer ve yerine yeni nesiller gelir. Tabiatta, doğum ile ölüm iç içe geçmiş bir bütün olarak çalışmaktadır. Ölüm, hayatı sona eren canlının hayattayken kurduğu ilişkiler ve bağlanmalar dolayısıyla geride kalanları etkilemektedir. Kayıp (Bereavement), bireyin sevdiği birini kaybetme durumudur. Bu kavram, kayıp yaşayan kişinin içinde bulunduğu durumu nesnel bir biçimde tanımlar (Gizir, 2006: 22). Yas ise yaşanılan kayıp sonrasında verilen öznel tepkilere denir. Bu yas tepkileri duygusal, bilişsel ve davranışsal alanlarda etkinleşebilmektedir (Bildik, 2013). Kayıp sonrası yaşanan üzüntü, elem ve kederle seyreden yas tepkileri, hayatın doğal ve evrensel bir parçasıdır. Yas, aynı zamanda şiddetli ve uzun süreli acı olarak da tanımlanabilir (Weiss, 2001). Yas tepkileri yalnızca insanlara özgü de değildir; diğer canlılar da kayıp yaşadığında insanlara benzer tepkiler verebilirler. Eşini ya da yavrusunu kaybeden bir kuşta veya sahibi ölen bir köpekte de yas davranışları gözlemlenebilir (Öncü, 2017).

Kayıp ve yas ile ilgili yapılmış ilk çalışmalardan birisi Freud’un “Yas ve Melankoli” (1917) isimli makalesidir. Freud’un kayıp kavramını ele alışı, yalnızca ölümle meydana gelen kayıpları kapsamaz. Ayrılık ve yabancılaşma sonucunda yaşanan kayıplar da bu çerçevede değerlendirilir. Kaybedilen kişi, yaşamını sürdürmeye devam ediyor olabilir; ancak aradaki bağın niteliği değişmiştir. Freud’a göre ölüm, kaybın en belirgin ve en yoğun biçimde hissedilen hali olmakla birlikte, yas kavramı daha geniş bir perspektifte ele alınmalıdır. Burada asıl mesele, birey için anlam taşıyan, güçlü duygusal bağların kurulduğu bir nesnenin kaybedilmesidir. Yas sürecinde bu nesnenin yeri hızla doldurulamaz ve yokluğunun etkileri, kaybı yaşayan bireyin zihninde izler bırakır (Leader, 2018).


Dolayısıyla yas, sadece sevilen bir kişinin ölümüne verilen tepkiyle sınırlı değildir; aynı zamanda insanın hayatı boyunca karşılaştığı her türlü kayba verilen tepkileri de kapsar. Kayıp, sevilen birinin ölümü dışında, bir sevgi nesnesinin kaybı, sağlık, güç ya da bedenin bir parçasının kaybedilmesi gibi durumları da içerir. Ayrıca, vatan, özgürlük ve ideal gibi soyut değerlerin kaybı da yas sebebi sayılabilir (Freud, nd).

Psikiyatrist Elisabeth Kübler Ross, çeşitli gruplarla yürütmüş olduğu klinik çalışmalar sonucunda inkar, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme evrelerinden oluşan beş yas evresi tanımlamıştır. Bu evreler, kayıp yaşayan her bireyde görülmeyebilmektedir. İlk evre olan inkar aşamasında birey kaybedilen kişinin öldüğünü reddeder. Eşini kaybeden bir birey, durumu reddederek sofraya eşi için de servis açabilir. Yas sürecinin ikinci aşaması öfkedir.

Kayıp kabul edilmeye başlandığında, kişi yoğun bir öfke hisseder. Bu öfke, kayba neden olan kişi ya da duruma, hatta bazen kaybedilen kişiye bile yöneltilebilir. Üçüncü aşamada yaşanılan kayıp sonrasında ilahi bir pazarlık görülebilmektedir. Bu aşamada ölümü kabullenmemek ile beraber yapılan ilahi pazarlık ile ölen kişinin geri dönebileceği inancı güdülebilmektedir. Dördüncü aşama depresyon evresidir. Bu evrede kaybın kaçınılmazlığı anlaşıldığında, kişi yoğun bir üzüntü ve umutsuzluk hissetmeye başlar. Bu evrede kişi, yaşadığı kaybın ağırlığını derinden hisseder ve içine kapanabilir. Son aşama olan kabullenmede ise birey, kaybı kabullenir ve onunla yaşamayı öğrenir. Duygular daha stabil hale gelir ve kişi, hayatına devam edebilmek için yeni bir denge arayışına girer (Kübler-Ross, 1969).

Yas tutmak ve yas sürecini tamamlamak, kişinin sağlıklı ve normal bir şekilde hayatına devam edebilmesi için gereklidir. Kaybı ve bununla ilgili duyguları kabullenmek, başa çıkabilmeyi ve bu duygularla yaşamaya devam etmeyi öğrenmek anlamına gelir. Normal yas süreci genellikle 6 ila 24 ay kadar sürer ve zaman içinde yatışır. Fakat yas sürecinin, yaşamın daha ileri dönemlerinde de aynı yoğunluğuyla devam etmesi patolojik yasın belirtisi olabilir (Seven, 2023).

“Yası tam olarak anlayabilmek için ölüm ve yaşam olgularını da anlamlandırmaya ihtiyaç duyulur. Çünkü ölümün nasıl algılandığı, nasıl bir yas tepkisi verileceğini de belirler.

Ölüm genel anlamıyla bir farkındalık anıdır” (Bassin, 1993).

Kaybın algılanması ve normalize edilmesi sürecinde kültürel etmenler önemli rol oynamaktadır. Kayıp yaşadıktan sonra yas ritüellerinin uygulanması, yas sürecindeki bireyler için bir sağaltım kaynağı görevi görür. Kaybedilen kişinin anılması, iyi dileklerde bulunulması ve bunları yaparken bir araya gelinmesi, yas sürecindekiler için psiko-sosyal destek ağı sağlar, ölümün doğasının idrak edilmesine katkıda bulunur ve yaşanılan kederin hafifletilmesinde rol oynar.

KAYNAKÇA:

Sigmund Freud, Yas ve Melankoli. çev. Aslı Emirsoy. (İstanbul: Telos Yayınevi, 2015). 18.

Robert S. Weiss, “Grief, bonds and relationships”. Handbook of Bereavement Research: Consequences, Coping, and Care. ed. Stroebe, Margaret S. vd. (Washington, DC: American Psychological Association, 2001), 26-30.

Bedriye Öncü, “Normal Yas Tepkileri”. Yürekte Kırk Mum; Bireysel ve Toplumsal Yas, ed. Erguvan Tuğba Özel Kızıl (İstanbul: Pinhan Yayıncılık, 2017), 9-10.

Darian Leader, Depresyon, Yas Ve Melankoli, çev. Ayça Göçmen (İstanbul:

EncoreYayınları, 2018) 31-32.

Gizir, C. A. (2006). Bir kayıp sonrasında zorluklar yaşayan üniversite öğrencilerine yönelik bir yas danışmanlığı modeli. Mersin Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 2(2), 195-213.

Bildik, T. (2013). Ölüm, Kayıp, Yas ve Patolojik Yas. Ege Tıp Dergisi, 52/4, 223-229.

Kübler-Ross, E. (1969). On Death and Dying. New York: Macmillan.

Donna Bassin, "Nostalgic objects of our affection: Mourning, memory, and maternal subjectivity", Psychoanalytic Psychology 10.3 (1993), 425.

Seven, Rumeysa. “Neden Yas Tutarız?”. Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 57 (June 2023), 33-51. https://doi.org/10.21054/deuifd.1239443.