Doğum Sırası
Yazan: Berkay Korkmaz-
Küçükken hepimiz sürekli bizimle olacak bir oyun arkadaşı, bir dostu olsun ve sürekli bizimle olsun istiyorduk. Bazılarımızın abisi/ablası, bazılarımızın ise küçük kardeş/leri vardı veya oldu. Peki bu durumda neler hissettik veya kardeş/lerimiz neler hissetti?
ABD’de yapılan bir araştırmaya göre ikinci çocuk olarak dünyaya gelen birey büyük kardeşine nazaran %20-40 oranında aile bağları daha zayıf, okul ve kurallara karşı çıkma/başkaldırma ve sorgulama gibi eylemler göstermektedir.
Bu durumu Alfred Adler’in doğum sırası teorisi ile açıklayabiliriz. Adler bu teorisinde, bireylerin doğum sırasının da karakterleri üzerinde büyük bir etkisi olduğunu belirtmiştir ve bu etkiyi 5 başlıkla incelemiştir.
Aileler için ilk çocuklar acemilik dönemi olarak geçer. İlk çocuk dünyaya gelmeden pek çok hazırlığı yapılmış, kararlar ve planlar belirlenmiştir. Aile için de yeni bir duygu getiren bu çocuklar, ailenin ‘mükemmel çocuk’ projesidir. Bu uğurda pek çok imkân sunulsa da bu çocukların yaşadığı pek çok olumsuzlukta vardır.
İki kardeşten küçük olanı zaten doğumundan itibaren ailenin bildiği ve yaşadığı süreçleri daha kaygısız şekilde yaşayacak gibi düşünülse de doğuşundan itibaren mücadelecidir. Sevgi ve ilgiyi paylaşması gerektiği bir büyük çocuk figürü vardır. Küçük kardeş bahsi geçen ilgi ve sevgiyi tamamen kazanabilmek için büyük kardeşle sürekli yarış halindedir.
Ortanca çocuk, iki kardeş arasında sıkışmış hisseder ve aile fertlerinin unuttuğu ve aldattığı çocuk olarak görürler kendilerini. Bunun yanı sıra ortanca çocukların adalet duygusunun çok daha yoğun olduğu ve çevresindeki dengeyi sağlama konusunda hassas oldukları bilinmektedir.
En küçük çocuğa baktığımızda ise ailenin tüm ilgisi üzerinde olduğu için kardeşleriyle rekabete girmeye gerek duymazlar. Ancak ilerleyen yaşlarında da bu ilgi odaklığını beklerler ve daha benmerkezci bir tutum sergilerler.
Son olarak tek çocukları ele alırsak; Adler, bu çocukların en büyük kardeş ile benzer özellikler taşıdığını düşünmüştür. Anne ve babasının tüm maddi ve manevi olanaklarına sahip olan bu çocuklar, ailesinde ilgi odağı olduğu için sosyal hayatında da aynı şekilde ilgi odağı olmak ister. Ayrıca ailenin çocuğa gösterdiği ilginin büyüklüğü çocuktan beklentiyi de büyütmektedir. Aileden alınan yoğun ilgi ve tek olmanın getirdiği durumlarla birey bağımlı, kıskanç veya bencil bir kişilik olma eğiliminde olabilir.
Çocuklarımız farklı pek çok özelliğe sahip olabilirler. İyi bir çocuk yetiştirmek için önemli olan Adler’in teorisindeki gibi doğum sırası/durumu veya bizim yetiştirme şeklimiz olduğu kadar onlara olan ilgimiz ve sevgimizdir. Çocuklarımızın ve ailenizin yüzündeki gülümsemenin hiç solmaması dileğiyle.
Küçükken hepimiz sürekli bizimle olacak bir oyun arkadaşı, bir dostu olsun ve sürekli bizimle olsun istiyorduk. Bazılarımızın abisi/ablası, bazılarımızın ise küçük kardeş/leri vardı veya oldu. Peki bu durumda neler hissettik veya kardeş/lerimiz neler hissetti?
ABD’de yapılan bir araştırmaya göre ikinci çocuk olarak dünyaya gelen birey büyük kardeşine nazaran %20-40 oranında aile bağları daha zayıf, okul ve kurallara karşı çıkma/başkaldırma ve sorgulama gibi eylemler göstermektedir.
Bu durumu Alfred Adler’in doğum sırası teorisi ile açıklayabiliriz. Adler bu teorisinde, bireylerin doğum sırasının da karakterleri üzerinde büyük bir etkisi olduğunu belirtmiştir ve bu etkiyi 5 başlıkla incelemiştir.
Aileler için ilk çocuklar acemilik dönemi olarak geçer. İlk çocuk dünyaya gelmeden pek çok hazırlığı yapılmış, kararlar ve planlar belirlenmiştir. Aile için de yeni bir duygu getiren bu çocuklar, ailenin ‘mükemmel çocuk’ projesidir. Bu uğurda pek çok imkân sunulsa da bu çocukların yaşadığı pek çok olumsuzlukta vardır.
İki kardeşten küçük olanı zaten doğumundan itibaren ailenin bildiği ve yaşadığı süreçleri daha kaygısız şekilde yaşayacak gibi düşünülse de doğuşundan itibaren mücadelecidir. Sevgi ve ilgiyi paylaşması gerektiği bir büyük çocuk figürü vardır. Küçük kardeş bahsi geçen ilgi ve sevgiyi tamamen kazanabilmek için büyük kardeşle sürekli yarış halindedir.
Ortanca çocuk, iki kardeş arasında sıkışmış hisseder ve aile fertlerinin unuttuğu ve aldattığı çocuk olarak görürler kendilerini. Bunun yanı sıra ortanca çocukların adalet duygusunun çok daha yoğun olduğu ve çevresindeki dengeyi sağlama konusunda hassas oldukları bilinmektedir.
En küçük çocuğa baktığımızda ise ailenin tüm ilgisi üzerinde olduğu için kardeşleriyle rekabete girmeye gerek duymazlar. Ancak ilerleyen yaşlarında da bu ilgi odaklığını beklerler ve daha benmerkezci bir tutum sergilerler.
Son olarak tek çocukları ele alırsak; Adler, bu çocukların en büyük kardeş ile benzer özellikler taşıdığını düşünmüştür. Anne ve babasının tüm maddi ve manevi olanaklarına sahip olan bu çocuklar, ailesinde ilgi odağı olduğu için sosyal hayatında da aynı şekilde ilgi odağı olmak ister. Ayrıca ailenin çocuğa gösterdiği ilginin büyüklüğü çocuktan beklentiyi de büyütmektedir. Aileden alınan yoğun ilgi ve tek olmanın getirdiği durumlarla birey bağımlı, kıskanç veya bencil bir kişilik olma eğiliminde olabilir.
Çocuklarımız farklı pek çok özelliğe sahip olabilirler. İyi bir çocuk yetiştirmek için önemli olan Adler’in teorisindeki gibi doğum sırası/durumu veya bizim yetiştirme şeklimiz olduğu kadar onlara olan ilgimiz ve sevgimizdir. Çocuklarımızın ve ailenizin yüzündeki gülümsemenin hiç solmaması dileğiyle.