Aile İçi Cinsiyet Rolleri: Bulaşıkları Kim Makineye Diziyor?
Yazan: Elif Ebrar Coşkun-
Akşam yemek yediniz ve sofranın toplanıp bulaşıkların makineye dizilmesi gerekiyor. Sizin evinizde bu sorumluluk genelde kime düşüyor? Eğer sizler bir anne veya genç kız yani kadınlar olarak bunu okurken ben yapıyorum diyorsanız size bir soru yöneltmek istiyorum: ev işlerini yapmak bizim genetik kodlarımızda mı var? Bu biyolojik temelli bir durum mu ki kadınlar olarak bunu misyon edinmişiz yoksa temelde daha karmaşık teoriler mi yatıyor? Öncelikle, kavramlarda bazı kesin ayrımlar yapmalıyız.
Biyolojik cinsiyet, dünyaya kadın ya da erkek olarak gelmemizi sağlayan doğuştan sahip olduğumuz fiziksel ve genetik bazı özelliklere dayanan cinsiyetlerdir. XX ya da XY kromozoma sahip olmak, hormon düzeyleri, üreme organları ya da ikincil cinsiyet özelliklerinden dolayı etkilenen biyolojik cinsiyet toplumun cinsiyet denildiğinde aklına gelen birçok şeyden sadece birkaçıdır. Çünkü cinsiyet denildiğinde insanların aklına gelen tanımlar sadece biyolojik cinsiyeti kapsamaz. “Kadın kısmı nazik olur”, “Kadınlar evlenmeden önce yemek yapmayı öğrenmelidir” “Erkek dediğin güçlü olur.” “Erkekler teknik konularda iyidir.” Bütün bu yaygın söylemler cinsiyet içerir lakin biyolojik cinsiyeti değil toplumsal cinsiyetin rollerini yansıtır. Toplumsal cinsiyet ise “Toplumun ve kültürün kadın ya da erkek olmaya yüklediği anlam ve beklentileri.” olarak tanımlanabilir. Peki toplum kadın ve erkeklere ne gibi roller biçmiştir? Kadın denilince şefkatli, çocuk bakımıyla ve ev işleriyle daha çok haşır neşir olan bir rol beklenirken erkek denilince daha çok evin dışındaki rolleri üstlenen, karar mercii olan, cesur ve rekabetçi bir rol beklenir. Toplumsal psikolojik cinsiyetlerin oluşumu nasıl gelişmektedir sorusuna birçok kuram cevap oluşturmaya çalışmıştır ve biz de öncelikle bu kuramlardan bazılarına değinmeye çalışacağız.
İlk olarak evrimsel psikoloji kadın ve erkeklerin psikolojik ve cinsiyet farklılıklarının zamanla ortama adaptasyon sağlamak için geliştirilen bazı genetik mekanizmalardan oluştuğunu öne sürer. Kadınlar ve erkekler tarih içinde farklı şekillerde çevresel baskılara maruz kalmışlardır. Kadınların ve erkeklerin farklı üreme stratejilerinin olması onların farklı davranışsal adaptasyonlar geliştirmelerine sebep olmuştur. Bundan dolayı kadınlar çocuk yetiştirme görevi ile meşgul olup besleyici ve koruyucu bir karakter geliştirme eğilimine gitmişlerdir. Erkekler ise rekabetçi, risk almayı seven ve kaynak elde etmek gibi davranışlar geliştirme eğilimindedirler. Bu eğilimler genetik bilgi ve hormonal süreçlerin de etkisiyle birlikte gelişir.
Toplumsal rol teorisi de çevresel koşullara uyum sağlamak için cinsiyet rollerinin geliştiğini kabul eder lakin evrimsel psikolojinin aksine geçmişten gelen adaptasyonlara değil güncel sosyal rollerin etkisinden bahseder. Toplumsal rol teorisi toplumsal bir yapıdan bahseder ve bu yapının kadın ve erkeklerden bazı beklentileri vardır. Bu beklentilerden türeyen rollere uyum sağlamaya çalışırken cinsiyet farklılıkları oluşur. Bu teori genetik farklılıkların önemini yadsımaz aksine kabul eder. Erkeklerin fiziksel olarak güçlü olması ya da kadınların doğurganlık özelliğine sahip olması gibi biyolojik farklılıklar rol dağılımları üzerinde etkilidir. Mesela erkeklerin daha güçlü olması onların fiziksel olarak daha ağır işlerde çalışmasına sebep olabilir, kadınların evde çocuk bakımını öncelikli kılan doğurma ya da emzirme gibi sorumlulukları onları evden uzun süre ayrılmayı gerektiren rollerden uzaklaştırmak zorunda bırakabilir. Cinsiyet farklılıklarının toplumsal rollerden kaynaklandığını belirten bu teori insanların bu rollere uyum sağlayarak bazı beceriler ve kaynaklar geliştirdiğini iddia eder. Kadınlar genellikle aile içi veya çocuk bakımı gibi rollere uyum sağlayan beceriler ve davranışlar geliştirir. Örneğin uyumlu, işbirlikçi, uzlaşmacı, yardımsever, besleyici davranışlar ya da yemek yapmak, ev içi rolleri ve bakımı, ilişki kurma becerileri geliştirir. Erkekler ise piyasa ekonomisine uygun beceriler ve davranışlar geliştirir. Örneğin mesleki uzmanlık, ekonomik açıdan pazarlanabilir olmak için gerekli özellikleri geliştirmelerine neden olmuştur ve daha bağımsız, kontrol edici ve iddialı davranışlar geliştirirler. Bu da erkeklere daha fazla güç ve statü kazandırır. Yani toplumun, cinsiyetlerden beklediği bazı roller vardır. İnsanların iletişimi sırasında yayılan bu stereotip beklentiler onu doğrulayan davranışlara sebep olur ve insanlar bu rollere uyum sağlar. Bu teoriye göre cinsiyet rolleri toplumun yapısıyla, ekonomisiyle, kültürüyle ve birçok farklılık ile birlikte şekillenir.
Sosyal öğrenme teorisine göre bizler çevremizde olup biten durumları sadece izlemekle yetinmeyiz. Yani insan çevresinden bağımsız şekilde düşünülemez. Çevremizde var olan cinsiyet rollerini de bu şekilde öğreniriz. Teoride bu süreç edimsel koşullanma, ödül ve ceza, taklit ve model alma gibi teknikleri içermektedir. Örneğin annesine ev işlerinde yardım eden kız çocuğuna annesinin yapacağı övgü bu durumu pekiştirecektir. Bu durum daha sonrasında bu kız çocuğunun aynı davranışı tekrar etme olasılığını arttırır. Ya da bir babanın erkek çocuğuna pembe bir tişört giydiği için olumsuz dönüt vermesi bu çocuğun davranışının tekrarlanmasını engelleyecektir. Kısacası çocuklar cinsiyet rollerine uygun davranışlar gösterdiğinde ödüllendirilir ve bu davranışın pekişmesine yol açar, uygun olmayan davranış cezalandırılır ve bu da davranışın tekrar etme olasılığını düşürür. Bu şekilde cinsiyet farklılıklarına dayalı davranışlar gelişebilir. Ayrıca çocuklar çevrelerinde gözlemlediği şeyleri taklit eder. Mesela bir kız çocuğu annesinin davranışlarını model alarak kendi cinsiyetine uygun davranışları öğrenebilir. Çocukların çevrelerinde beğendiği kişileri model alarak taklit eder ve bu şekilde cinsiyet rollerine dair davranışları öğrenmiş olur. Kızlar annelerini rol model alabilirken, erkekler babalarını rol model alır ve taklit ederler.
Bilişsel gelişim kuramına göre ise çocuklar düşünsel olarak olgunluğa ulaşmaya başladıkça cinsiyet kimlikleriyle tanışırlar. Çocuklar zamanla çevreyi anlamlandırmakta, çevreden gelen bilgiyi organize etmekte ve bu rolleri içselleştirmektedir. Bu süreç pasif bir süreç değildir, çocuk sadece çevreyi gözlemlemez bununla birlikte anlamlandırır ve kendi cinsiyet kimliğine bunu entegre eder. Çocuklar iki yaşlarında cinsiyet kimliğini kazanmaktadır. Bu yaşta iken yemek yapmak kadınla; aletler, arabalar erkekle ilişkilendirilir ve artık görev ve durumları cinsiyetler ile eşleştirmeye başlarlar. Üç dört yaşlarında ise meslekleri, oyuncakları ve etkinlikleri algılama şekli cinsiyete göre şekillenmektedir. Beş yaşından sonra karakter özelliklerini kadınsı veya erkeksi gibi kategorilerle tanımlamakta ve sekiz dokuz yaşlarında cinsiyet rollerine dair çoğu bilgiyi edinmiş bulunmaktadırlar.
Son olarak Cinsiyet şema teorisinin cinsiyet rollerinin oluşumu nasıl açıklıyor bakalım. Bu teoriye göre bireyler cinsiyet şemalarıyla kendilerini ve çevrelerini tanımlar ve değerlendirirler. Çocuklar toplumun neyi cinsiyet ile ilişkilendirmiş olduğunu öğrenir yani her kültürde kadın ve erkeğin toplumda konumu, yaptığı faaliyetler önceden tanımlanmıştır ve çocuk bunları gözlemler. Dışarıdan gelen bilgilerle şemalar oluşur ve bunda ailenin, medyanın ya da okulun kısacası toplumun etkisi büyüktür. Mesela en başta verdiğimiz örneklerde olduğu gibi erkekler ağlamaz, kadınlar ev işi yapar gibi kalıplar şemaları oluşturur. Çocuklar bundan sonra bu şemalar ile birlikte kendini ve diğerlerini değerlendirmeye başlar. Eğer erkek çocuk bebekle oynamayı kadın cinsiyeti ile kodladıysa artık onlardan uzak durur. Yani örnekte de olduğu gibi yeni bir bilgi geldiğinde bu bilgi çocuğun cinsiyet şemasıyla uyumluysa çocuk bunu kabul eder, değilse çocuk o seçeneği tercih etmez. Kendini şemaya uygun olan davranışa doğru iter. Yani bir erkek çocuğu bebekler yerine arabaları tercih eder ve bu şekilde toplumdan onay alarak kimlik uyumu hisseder.
Şimdi dönelim ana sorumuza: “Akşam yemeğinden sonra bulaşıkları kim makineye dizecek?” Burada bahsettiğim birçok teori aslında bu soruya yorum getirmiştir. Akşam yemeğinden sonra bulaşıkları kadınlar yıkıyor olması ya da kız çocuklarının annelerine bu konuda yardım ediyor olması biyolojik olmanın ötesinde içinde ailenin, kültürün ve toplumun etkilerini içeriyor. Yapılan bir araştırma ebeveynlerin cinsiyet rolleri hakkında tutumunun, çocukların yetişkinlik döneminde cinsiyet rolleriyle alakalı düşünce ve davranışlarında etkili olduğunu kanıtlamıştır. Yani erken çocukluk ve ergenlik döneminde çocukların ebeveynlerini gözlemledikleri ve bunun ev içindeki görev paylaşımlarına karşı oluşturdukları tutumları etkilediği görülmüştür. Özellikle babaların geleneksel olarak kadın işi olarak görülen işlerde aktif rol alması oğullarının da bu işlere katılım sağlamasına neden olmaktadır. Yani eğer akşam yemekten sonra sizin evinizde bulaşıkları eşiniz ya da babanız diziyor ise muhtemelen kardeşiniz de bu görevi kadın görevi olarak etiketlemeyecek ve yapacaktır. Aynı zamanda yapılan başka bir araştırmada büyük kardeşin küçük kardeşin cinsiyet rolü üzerinde daha etkili bir konumu olduğunu göstermiştir.
Günümüzde geçmişe göre kadınlar daha çok iş hayatına atılmakta ve ev işi görevlere daha eşitlikçi bir yaklaşımın sahip olduğu aileler çoğalmaktadır. Lakin yine de kadınlar ücretli çalışmalarından geldikten sonra evde çocuk ve ev işlerine yani ücretsiz vardiyalarına eşlerinden daha çok zaman harcamaya devam etmektedirler ve sonucunda tükenmiş hisseden insanlar doğmaktadır. Yani cinsiyet rollerinde eşitlikçi yaklaşım tam olarak benimsenememektedir.
Peki soru şu : “Cinsiyet rollerinin olumsuz etkilerini nasıl en aza indirebiliriz?” Öncelikle tüm teorilerde bahsedilen normların, modellerin, şemaların ilk öğrenildiği yer olan aile ve yakın çevrede işe başlanmalıdır. Çünkü çocuk ilk elden deneyimini burada yaşamaya başlayıp cinsiyet rollerine dair tutum ve düşünceleri burada şekillenmeye başlamaktadır. Ondan sonra çevresinde etkileşime girdiği akranları, okul çevresi, medya, televizyon gibi birçok unsur ele alınmalıdır. Yani burada anne – babalara, kardeşlere, akranlara ve diğer insanlara birçok görev düşmektedir. Ailenin çocuk için model oluşturduğunu söylemiştik, bu noktada doğru bir model olması aileden beklenilen davranıştır. Ebeveynlerin birbiriyle kurduğu ilişkide duyarlı olmaları aynı zamanda çocuklarının arkadaşlarıyla olan ilişkileri konusunda da bilinçli olmaları gerekmektedir. Aile içinde ortak sorumluluk bilinci uyandırarak, erkek çocukları küçük yaştan itibaren ev içi sorumluluklara katarak evin içinde eşitlikçi bir model oluşturulabilir. Okullarda müfredat içeriğinde toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilgili verilere yer verilebilir. Burada öğretmenlere de görev düşmektedir. Öğretmenler çocuklara geleneksel cinsiyet rollerini yüklemekten kaçınmalıdırlar. Toplumsal cinsiyet rolleri hakkında toplumu bilinçlendirmek adına okullarda, üniversitelerde çeşitli eğitim ve seminerler düzenlenmelidir. Ebeveynlerin bu konuda eğitimli bir duruma gelmesi çocukların ve yeni nesillerin cinsiyet rolleri hakkında sağlıklı düşünce ve şemalar geliştirmesine katkıda bulunacaktır. Medyada yer bulan reklamlardan da ev işi yapanların sadece kadın olduğu algısı uzaklaştırılmalı ve erkeklere de yer verilmelidir. Evli olduğunuz bireylerle ya da birlikte yaşadığınız insanlarla ev işleri hakkında sorumluluklar açıkça konuşulmalıdır ve sonuçlandırılmalıdır. Evlilik görüşmesi yaptığınız insanlarla da bu durum konuşulmalıdır. Unutmayalım her şey çocukla başlıyor. Bir çocuk zamanla bir bireye dönüşüyor. Bireyler de bu toplumun temel düşünce ve yaşayışını oluşturuyor. Eğer evlerimizde temel sorumluluklarımızda cinsiyet rollerimiz üzerine adil olmayan bir düzen görüyorsak ve neden diye soruyorsak bu şemaları değiştirmek de toplumun ve bizim elimizde olduğunun bilincinde olmalıyız.
Sonuç olarak eğer hala akşam bulaşıkları dizerken bu neden benim görevim diye düşünüyorsan artık bu yazıdan anlayabiliriz ki bunu XX kromozoma sahip olduğumuz için yapmıyorsun. Kadınların üreme yükümlülükleri dolayısıyla ev içi rollerde beceriler geliştirmesi, toplumun bu rolü kadından beklemesi ve kadının buna uyum sağlaması, çocukken annelerimizin bize bu konuda rol model olması ve yaptığımızda bizi övmesi, küçüklükten beri cinsiyet şemalarımızı toplumun bu beklentileriyle oluşturmamız ve bunu içselleştirmemizden ötürü şu an bulaşıkları diziyorsun. Bulaşık dizmek bir örnekti ama ev içinde omuzlara yüklenen birçok sorumluluk var. Toplumsal cinsiyetin oluşturduğu sorumlulukların getirdiği yükün altında ezilmemek için onları paylaşmayı deneyelim.
KAYNAKÇA:
Bahçekapılı, H. G. (2023). Psikolojik cinsiyet farklarının evrimi ve toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin açıklanmasındaki rolü. Önto Dergisi, 24.
Cunningham, M. (2001). The influence of parental attitudes and behaviors on children's attitudes toward gender and household labor in early adulthood. Journal of Marriage and Family, 63(1), 111–122.
Eagly, A. H., & Wood, W. (1999). The origins of sex differences in human behavior: Evolved dispositions versus social roles. American Psychologist, 54(6), 408–423.
Bem, S. L. (1981). Gender schema theory: A cognitive account of sex typing. Psychological Review, 88(4), 354–364.
Özçelik, T., & Koyuncu Şahin, M. (2023). Erken çocukluk dönemi toplumsal cinsiyet rollerinin şekillenmesinde aile tipi, kardeş ve arkadaşların rolü. Çağdaş Yönetim Bilimleri Dergisi, 10(2), 57–67.
Vargel Pehlivan, P. (2017). Toplumsal cinsiyet bağlamında kuramsal yaklaşımlar: Bir literatür taraması. İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 16(31), 81–105.
Özdemir, L., Batga, B., & Uçar, B. (2019). Öğrencilerin toplumsal cinsiyet algılarını etkileyen demografik niteliklerin belirlenmesine yönelik bir araştırma. Süleyman Demirel Üniversitesi Vizyoner Dergisi, 10(24), 212–228
Akşam yemek yediniz ve sofranın toplanıp bulaşıkların makineye dizilmesi gerekiyor. Sizin evinizde bu sorumluluk genelde kime düşüyor? Eğer sizler bir anne veya genç kız yani kadınlar olarak bunu okurken ben yapıyorum diyorsanız size bir soru yöneltmek istiyorum: ev işlerini yapmak bizim genetik kodlarımızda mı var? Bu biyolojik temelli bir durum mu ki kadınlar olarak bunu misyon edinmişiz yoksa temelde daha karmaşık teoriler mi yatıyor? Öncelikle, kavramlarda bazı kesin ayrımlar yapmalıyız.
Biyolojik cinsiyet, dünyaya kadın ya da erkek olarak gelmemizi sağlayan doğuştan sahip olduğumuz fiziksel ve genetik bazı özelliklere dayanan cinsiyetlerdir. XX ya da XY kromozoma sahip olmak, hormon düzeyleri, üreme organları ya da ikincil cinsiyet özelliklerinden dolayı etkilenen biyolojik cinsiyet toplumun cinsiyet denildiğinde aklına gelen birçok şeyden sadece birkaçıdır. Çünkü cinsiyet denildiğinde insanların aklına gelen tanımlar sadece biyolojik cinsiyeti kapsamaz. “Kadın kısmı nazik olur”, “Kadınlar evlenmeden önce yemek yapmayı öğrenmelidir” “Erkek dediğin güçlü olur.” “Erkekler teknik konularda iyidir.” Bütün bu yaygın söylemler cinsiyet içerir lakin biyolojik cinsiyeti değil toplumsal cinsiyetin rollerini yansıtır. Toplumsal cinsiyet ise “Toplumun ve kültürün kadın ya da erkek olmaya yüklediği anlam ve beklentileri.” olarak tanımlanabilir. Peki toplum kadın ve erkeklere ne gibi roller biçmiştir? Kadın denilince şefkatli, çocuk bakımıyla ve ev işleriyle daha çok haşır neşir olan bir rol beklenirken erkek denilince daha çok evin dışındaki rolleri üstlenen, karar mercii olan, cesur ve rekabetçi bir rol beklenir. Toplumsal psikolojik cinsiyetlerin oluşumu nasıl gelişmektedir sorusuna birçok kuram cevap oluşturmaya çalışmıştır ve biz de öncelikle bu kuramlardan bazılarına değinmeye çalışacağız.
İlk olarak evrimsel psikoloji kadın ve erkeklerin psikolojik ve cinsiyet farklılıklarının zamanla ortama adaptasyon sağlamak için geliştirilen bazı genetik mekanizmalardan oluştuğunu öne sürer. Kadınlar ve erkekler tarih içinde farklı şekillerde çevresel baskılara maruz kalmışlardır. Kadınların ve erkeklerin farklı üreme stratejilerinin olması onların farklı davranışsal adaptasyonlar geliştirmelerine sebep olmuştur. Bundan dolayı kadınlar çocuk yetiştirme görevi ile meşgul olup besleyici ve koruyucu bir karakter geliştirme eğilimine gitmişlerdir. Erkekler ise rekabetçi, risk almayı seven ve kaynak elde etmek gibi davranışlar geliştirme eğilimindedirler. Bu eğilimler genetik bilgi ve hormonal süreçlerin de etkisiyle birlikte gelişir.
Toplumsal rol teorisi de çevresel koşullara uyum sağlamak için cinsiyet rollerinin geliştiğini kabul eder lakin evrimsel psikolojinin aksine geçmişten gelen adaptasyonlara değil güncel sosyal rollerin etkisinden bahseder. Toplumsal rol teorisi toplumsal bir yapıdan bahseder ve bu yapının kadın ve erkeklerden bazı beklentileri vardır. Bu beklentilerden türeyen rollere uyum sağlamaya çalışırken cinsiyet farklılıkları oluşur. Bu teori genetik farklılıkların önemini yadsımaz aksine kabul eder. Erkeklerin fiziksel olarak güçlü olması ya da kadınların doğurganlık özelliğine sahip olması gibi biyolojik farklılıklar rol dağılımları üzerinde etkilidir. Mesela erkeklerin daha güçlü olması onların fiziksel olarak daha ağır işlerde çalışmasına sebep olabilir, kadınların evde çocuk bakımını öncelikli kılan doğurma ya da emzirme gibi sorumlulukları onları evden uzun süre ayrılmayı gerektiren rollerden uzaklaştırmak zorunda bırakabilir. Cinsiyet farklılıklarının toplumsal rollerden kaynaklandığını belirten bu teori insanların bu rollere uyum sağlayarak bazı beceriler ve kaynaklar geliştirdiğini iddia eder. Kadınlar genellikle aile içi veya çocuk bakımı gibi rollere uyum sağlayan beceriler ve davranışlar geliştirir. Örneğin uyumlu, işbirlikçi, uzlaşmacı, yardımsever, besleyici davranışlar ya da yemek yapmak, ev içi rolleri ve bakımı, ilişki kurma becerileri geliştirir. Erkekler ise piyasa ekonomisine uygun beceriler ve davranışlar geliştirir. Örneğin mesleki uzmanlık, ekonomik açıdan pazarlanabilir olmak için gerekli özellikleri geliştirmelerine neden olmuştur ve daha bağımsız, kontrol edici ve iddialı davranışlar geliştirirler. Bu da erkeklere daha fazla güç ve statü kazandırır. Yani toplumun, cinsiyetlerden beklediği bazı roller vardır. İnsanların iletişimi sırasında yayılan bu stereotip beklentiler onu doğrulayan davranışlara sebep olur ve insanlar bu rollere uyum sağlar. Bu teoriye göre cinsiyet rolleri toplumun yapısıyla, ekonomisiyle, kültürüyle ve birçok farklılık ile birlikte şekillenir.
Sosyal öğrenme teorisine göre bizler çevremizde olup biten durumları sadece izlemekle yetinmeyiz. Yani insan çevresinden bağımsız şekilde düşünülemez. Çevremizde var olan cinsiyet rollerini de bu şekilde öğreniriz. Teoride bu süreç edimsel koşullanma, ödül ve ceza, taklit ve model alma gibi teknikleri içermektedir. Örneğin annesine ev işlerinde yardım eden kız çocuğuna annesinin yapacağı övgü bu durumu pekiştirecektir. Bu durum daha sonrasında bu kız çocuğunun aynı davranışı tekrar etme olasılığını arttırır. Ya da bir babanın erkek çocuğuna pembe bir tişört giydiği için olumsuz dönüt vermesi bu çocuğun davranışının tekrarlanmasını engelleyecektir. Kısacası çocuklar cinsiyet rollerine uygun davranışlar gösterdiğinde ödüllendirilir ve bu davranışın pekişmesine yol açar, uygun olmayan davranış cezalandırılır ve bu da davranışın tekrar etme olasılığını düşürür. Bu şekilde cinsiyet farklılıklarına dayalı davranışlar gelişebilir. Ayrıca çocuklar çevrelerinde gözlemlediği şeyleri taklit eder. Mesela bir kız çocuğu annesinin davranışlarını model alarak kendi cinsiyetine uygun davranışları öğrenebilir. Çocukların çevrelerinde beğendiği kişileri model alarak taklit eder ve bu şekilde cinsiyet rollerine dair davranışları öğrenmiş olur. Kızlar annelerini rol model alabilirken, erkekler babalarını rol model alır ve taklit ederler.
Bilişsel gelişim kuramına göre ise çocuklar düşünsel olarak olgunluğa ulaşmaya başladıkça cinsiyet kimlikleriyle tanışırlar. Çocuklar zamanla çevreyi anlamlandırmakta, çevreden gelen bilgiyi organize etmekte ve bu rolleri içselleştirmektedir. Bu süreç pasif bir süreç değildir, çocuk sadece çevreyi gözlemlemez bununla birlikte anlamlandırır ve kendi cinsiyet kimliğine bunu entegre eder. Çocuklar iki yaşlarında cinsiyet kimliğini kazanmaktadır. Bu yaşta iken yemek yapmak kadınla; aletler, arabalar erkekle ilişkilendirilir ve artık görev ve durumları cinsiyetler ile eşleştirmeye başlarlar. Üç dört yaşlarında ise meslekleri, oyuncakları ve etkinlikleri algılama şekli cinsiyete göre şekillenmektedir. Beş yaşından sonra karakter özelliklerini kadınsı veya erkeksi gibi kategorilerle tanımlamakta ve sekiz dokuz yaşlarında cinsiyet rollerine dair çoğu bilgiyi edinmiş bulunmaktadırlar.
Son olarak Cinsiyet şema teorisinin cinsiyet rollerinin oluşumu nasıl açıklıyor bakalım. Bu teoriye göre bireyler cinsiyet şemalarıyla kendilerini ve çevrelerini tanımlar ve değerlendirirler. Çocuklar toplumun neyi cinsiyet ile ilişkilendirmiş olduğunu öğrenir yani her kültürde kadın ve erkeğin toplumda konumu, yaptığı faaliyetler önceden tanımlanmıştır ve çocuk bunları gözlemler. Dışarıdan gelen bilgilerle şemalar oluşur ve bunda ailenin, medyanın ya da okulun kısacası toplumun etkisi büyüktür. Mesela en başta verdiğimiz örneklerde olduğu gibi erkekler ağlamaz, kadınlar ev işi yapar gibi kalıplar şemaları oluşturur. Çocuklar bundan sonra bu şemalar ile birlikte kendini ve diğerlerini değerlendirmeye başlar. Eğer erkek çocuk bebekle oynamayı kadın cinsiyeti ile kodladıysa artık onlardan uzak durur. Yani örnekte de olduğu gibi yeni bir bilgi geldiğinde bu bilgi çocuğun cinsiyet şemasıyla uyumluysa çocuk bunu kabul eder, değilse çocuk o seçeneği tercih etmez. Kendini şemaya uygun olan davranışa doğru iter. Yani bir erkek çocuğu bebekler yerine arabaları tercih eder ve bu şekilde toplumdan onay alarak kimlik uyumu hisseder.
Şimdi dönelim ana sorumuza: “Akşam yemeğinden sonra bulaşıkları kim makineye dizecek?” Burada bahsettiğim birçok teori aslında bu soruya yorum getirmiştir. Akşam yemeğinden sonra bulaşıkları kadınlar yıkıyor olması ya da kız çocuklarının annelerine bu konuda yardım ediyor olması biyolojik olmanın ötesinde içinde ailenin, kültürün ve toplumun etkilerini içeriyor. Yapılan bir araştırma ebeveynlerin cinsiyet rolleri hakkında tutumunun, çocukların yetişkinlik döneminde cinsiyet rolleriyle alakalı düşünce ve davranışlarında etkili olduğunu kanıtlamıştır. Yani erken çocukluk ve ergenlik döneminde çocukların ebeveynlerini gözlemledikleri ve bunun ev içindeki görev paylaşımlarına karşı oluşturdukları tutumları etkilediği görülmüştür. Özellikle babaların geleneksel olarak kadın işi olarak görülen işlerde aktif rol alması oğullarının da bu işlere katılım sağlamasına neden olmaktadır. Yani eğer akşam yemekten sonra sizin evinizde bulaşıkları eşiniz ya da babanız diziyor ise muhtemelen kardeşiniz de bu görevi kadın görevi olarak etiketlemeyecek ve yapacaktır. Aynı zamanda yapılan başka bir araştırmada büyük kardeşin küçük kardeşin cinsiyet rolü üzerinde daha etkili bir konumu olduğunu göstermiştir.
Günümüzde geçmişe göre kadınlar daha çok iş hayatına atılmakta ve ev işi görevlere daha eşitlikçi bir yaklaşımın sahip olduğu aileler çoğalmaktadır. Lakin yine de kadınlar ücretli çalışmalarından geldikten sonra evde çocuk ve ev işlerine yani ücretsiz vardiyalarına eşlerinden daha çok zaman harcamaya devam etmektedirler ve sonucunda tükenmiş hisseden insanlar doğmaktadır. Yani cinsiyet rollerinde eşitlikçi yaklaşım tam olarak benimsenememektedir.
Peki soru şu : “Cinsiyet rollerinin olumsuz etkilerini nasıl en aza indirebiliriz?” Öncelikle tüm teorilerde bahsedilen normların, modellerin, şemaların ilk öğrenildiği yer olan aile ve yakın çevrede işe başlanmalıdır. Çünkü çocuk ilk elden deneyimini burada yaşamaya başlayıp cinsiyet rollerine dair tutum ve düşünceleri burada şekillenmeye başlamaktadır. Ondan sonra çevresinde etkileşime girdiği akranları, okul çevresi, medya, televizyon gibi birçok unsur ele alınmalıdır. Yani burada anne – babalara, kardeşlere, akranlara ve diğer insanlara birçok görev düşmektedir. Ailenin çocuk için model oluşturduğunu söylemiştik, bu noktada doğru bir model olması aileden beklenilen davranıştır. Ebeveynlerin birbiriyle kurduğu ilişkide duyarlı olmaları aynı zamanda çocuklarının arkadaşlarıyla olan ilişkileri konusunda da bilinçli olmaları gerekmektedir. Aile içinde ortak sorumluluk bilinci uyandırarak, erkek çocukları küçük yaştan itibaren ev içi sorumluluklara katarak evin içinde eşitlikçi bir model oluşturulabilir. Okullarda müfredat içeriğinde toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilgili verilere yer verilebilir. Burada öğretmenlere de görev düşmektedir. Öğretmenler çocuklara geleneksel cinsiyet rollerini yüklemekten kaçınmalıdırlar. Toplumsal cinsiyet rolleri hakkında toplumu bilinçlendirmek adına okullarda, üniversitelerde çeşitli eğitim ve seminerler düzenlenmelidir. Ebeveynlerin bu konuda eğitimli bir duruma gelmesi çocukların ve yeni nesillerin cinsiyet rolleri hakkında sağlıklı düşünce ve şemalar geliştirmesine katkıda bulunacaktır. Medyada yer bulan reklamlardan da ev işi yapanların sadece kadın olduğu algısı uzaklaştırılmalı ve erkeklere de yer verilmelidir. Evli olduğunuz bireylerle ya da birlikte yaşadığınız insanlarla ev işleri hakkında sorumluluklar açıkça konuşulmalıdır ve sonuçlandırılmalıdır. Evlilik görüşmesi yaptığınız insanlarla da bu durum konuşulmalıdır. Unutmayalım her şey çocukla başlıyor. Bir çocuk zamanla bir bireye dönüşüyor. Bireyler de bu toplumun temel düşünce ve yaşayışını oluşturuyor. Eğer evlerimizde temel sorumluluklarımızda cinsiyet rollerimiz üzerine adil olmayan bir düzen görüyorsak ve neden diye soruyorsak bu şemaları değiştirmek de toplumun ve bizim elimizde olduğunun bilincinde olmalıyız.
Sonuç olarak eğer hala akşam bulaşıkları dizerken bu neden benim görevim diye düşünüyorsan artık bu yazıdan anlayabiliriz ki bunu XX kromozoma sahip olduğumuz için yapmıyorsun. Kadınların üreme yükümlülükleri dolayısıyla ev içi rollerde beceriler geliştirmesi, toplumun bu rolü kadından beklemesi ve kadının buna uyum sağlaması, çocukken annelerimizin bize bu konuda rol model olması ve yaptığımızda bizi övmesi, küçüklükten beri cinsiyet şemalarımızı toplumun bu beklentileriyle oluşturmamız ve bunu içselleştirmemizden ötürü şu an bulaşıkları diziyorsun. Bulaşık dizmek bir örnekti ama ev içinde omuzlara yüklenen birçok sorumluluk var. Toplumsal cinsiyetin oluşturduğu sorumlulukların getirdiği yükün altında ezilmemek için onları paylaşmayı deneyelim.
KAYNAKÇA:
Bahçekapılı, H. G. (2023). Psikolojik cinsiyet farklarının evrimi ve toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin açıklanmasındaki rolü. Önto Dergisi, 24.
Cunningham, M. (2001). The influence of parental attitudes and behaviors on children's attitudes toward gender and household labor in early adulthood. Journal of Marriage and Family, 63(1), 111–122.
Eagly, A. H., & Wood, W. (1999). The origins of sex differences in human behavior: Evolved dispositions versus social roles. American Psychologist, 54(6), 408–423.
Bem, S. L. (1981). Gender schema theory: A cognitive account of sex typing. Psychological Review, 88(4), 354–364.
Özçelik, T., & Koyuncu Şahin, M. (2023). Erken çocukluk dönemi toplumsal cinsiyet rollerinin şekillenmesinde aile tipi, kardeş ve arkadaşların rolü. Çağdaş Yönetim Bilimleri Dergisi, 10(2), 57–67.
Vargel Pehlivan, P. (2017). Toplumsal cinsiyet bağlamında kuramsal yaklaşımlar: Bir literatür taraması. İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 16(31), 81–105.
Özdemir, L., Batga, B., & Uçar, B. (2019). Öğrencilerin toplumsal cinsiyet algılarını etkileyen demografik niteliklerin belirlenmesine yönelik bir araştırma. Süleyman Demirel Üniversitesi Vizyoner Dergisi, 10(24), 212–228