Utançla Yaşamayı Öğrenmek

Çeviri: Ayşe Eda Güler

Utanç neden en korkulan duygulardan biridir?

Ana Noktalar

Mükemmeliyetçiler utancı ortadan kaldırmak için takıntılı bir şekilde mükemmellik peşinde koşma eğilimindedir.

Utanç genellikle çarpıtılmış düşünceyle ilişkilidir.

Utançla yaşamayı öğrenmek onu azaltmak için önemlidir.

Utanç çoğu zaman dayanılmaz bir duygudur. Bu yüzden çoğumuz, utanç duygusu bizi ele geçirmeden önce onu kontrol altına almaya ve bastırmaya çalışırız.

Mükemmeliyetçi kişiler, utançla hem sevgi hem de nefret içeren bir ilişki yaşarlar. Bir yandan bu duygudan derinlemesine korkarlar, diğer yandan da mükemmelliğe ulaşma yolculuklarında onu kullanmaları gerektiğine inanırlar. Sonuçta mükemmellik, utancın sonsuza dek ortadan kalktığı ütopik bir durumdur. Bu anlamda utanç, yalnızca bir amaca hizmet ettiği sürece katlanılabilir olur. Mükemmeliyetçilerin terapi sürecinde sıkça dile getirdiği “Peki bu duyguyla ne yapacağım?” sorusu, bu durumu açıkça yansıtır. Onlara göre olumsuz gibi görünen her şey, mutlaka bir amaca hizmet etmeli ve her şey daha büyük bir planın parçası olmalıdır. Utancı incelemek, onun kökenini öğrenmek kişiye “anlamsız” gelebilir. Terapist bu sürecin mükemmeliyetçinin belirlediği hedeflere nasıl hizmet edebileceğini yeterince açıklayamadığı sürece bu durum kişi tarafından yalnızca ‘zaman kaybı’ olarak görülecektir. Anlaşılacağı üzere, bu da bir savunma mekanizmasıdır. Danışan, bu itici duyguyu nasıl kullanacağına dair net bir yol görmediğinde korkuya kapılır, bu durum da onu huzursuz ya da öfkeli yapar. Bahsedilen sabırsızlık ‘’Dert insanı olgunlaştırır.’’ ve ‘’Bir musibet bin nasihatten evladır.’’ gibi halk arasında kullanılan sözlerle desteklenir.

Birçoğumuz, utançla uzun vadeli yaşamaya ya da yaşadıklarımızın boşuna olmasına katlanamayız. Geçmişe baktığımızda, yaşadığımız zorlukların bir anlamı olduğunu görmek ve 'İyi ki yaşamışım' diyebilmek isteriz. Çünkü biz büyümeye takıntılıyız. Mükemmeliyetçiler düşündüğümüzden çok daha fazla mevcutlar.

Geçmiş travmaların tamamen aşılabileceğine dair yaygın bir inanç vardır. Bu tür bir iyimserlik tek başına olumsuz olmasa da, mükemmeliyetçilik ve utancı sonsuza dek ortadan kaldırma hedefi bir kişinin yaşamını ve düşünce dünyasını tamamen ele geçirdiğinde zararlı sonuçlar doğurur.

Mükemmeliyetçilik, obsesif-kompulsif olarak sınıflandırılabilir çünkü:

A) Kişi, temelde kötü olduğuna dair düşüncelerle ilgili durmaksızın kafa yorar ve bu düşünceler yüzünden hep böyle hissedeceğine dair kaygı yaşar.

B) Bu olumsuz düşüncelerin bir gün son bulacağı umuduyla, kendini geliştirmeye yönelik kompulsif bir dürtü hisseder.

Utanç hissettiğimizde, sıklıkla siyah-beyaz düşünmeye yöneliriz ve mükemmelliğin öz sevgiyi kazanmanın tek yolu olduğuna inanırız. Kendimizi bütünüyle kötü olarak görerek aşırı genelleme yaparız. Hep böyle hissedeceğimizi düşünür ve felaket senaryoları kurarız. Meseleyi şahsileştirir ve özümüzün kirli olduğuna inanırız. Bu yüzden çaba göstermek özellikle de başka türlü düşünmenin mümkün olmadığını düşündüğümüz zamanlarda tek çare gibi görünür.

Psikanalist Nancy McWilliams, “Obsesif-kompulsif kişi, duygularını ifade etmek için değil, onları gizlemek için kelimeleri kullanır.” der. Mükemmeliyetçi kişiler de özellikle gelişmeye çalışırken duygularını kendilerinden gizler. Bu nedenle terapi sürecinin bir anlam taşıması için, utancın keşfedilmesi ve deneyimlenmesi gerekir. Şu soruları sorarız: Utanç nasıl ortaya çıkar? Onun ortaya çıkmasını destekleyen kanıtlar var mı? Gerçekten gerekli mi? Büyümek için öz-bağışlamayı da içeren daha iyi yollar var mı? Utançtan her zaman bu kadar korku mu duyacaksın? Yoksa bu da gelip geçici bir duygu mu?

Tedavinin en heyecan verici yönlerinden biri, onun belirsizliğidir. Aslında bireysel bir terapi isteyen birçok insan, dolaylı olarak terapinin belirsiz olmasını ister. McWilliams’ın sözlerini yorumlayacak olursak, terapide hedefler zamanla dramatik şekilde değişebilir. Yani kişi, başlangıçta bir şey isterken zamanla hedefini başka bir şeye yöneltebilir. Bu nedenle, birçok kişi terapiye kendini mükemmelleştirmek için başlarken, sonunda yalnızlıklarını ve terk edilme korkularını ele almak ister hale gelebilir. Utancın hayatlarındaki önemli kişilerle kurdukları ilişkiler de dahil olmak üzere yaptıkları pek çok şeyi nasıl etkilediğini keşfedebilirler.

Mükemmeliyetçilerin birçoğu için utanç, yalnızca çabayla değil bazen başkalarına yansıtılarak da uzak tutulur. Bu yüzden kendine sert davranan kişiler, başkalarına karşı da aynı şekilde katı olabilirler. Sonuç olarak, terapinin amaçları genellikle iç gözlem yoluyla utancı azaltmayı ve onu daha az ciddiye alarak utançla beraber yaşamayı öğrenmeyi içerir. Utanç, kendi başına iyi ya da kötü değildir fakat ondan kaçınmaya çalışmak kişiye kolaylıkla zarar verebilir.

Mükemmeliyetçilik, “yapma” hâlinin aşırı bir biçimidir ve derinlemesine düşünmekten ve hissetmekten kaçınmanın bir yoludur. Ancak unutmamamız gerekir ki, bir noktada korkularımızla yüzleşmeliyiz.