Bilinçsiz Önyargı Nedir Ve Bunun Üstesinden Nasıl Gelirsiniz?
Çeviri: Melek Nisa Türker
Öncelikle, bilinsiz önyargıyla başa çıkabilmeniz için onun ne olduğunu bilmeniz gerekir. Bilinçsiz önyargı, (diğer adı ile örtük önyargı) kişinin farkında olmadan ırk, cinsiyet, cinsellik, etnik köken, engellilik ve yaş gibi özelliklere dayalı olarak ayrımcılık yapması ya da kalıp yargılara sahip olmasıdır. Ancak bu tür önyargılar, gerçekliği algılama biçimimizdeki hatalardan çok, farkında olmadan sergilediğimiz ayrımcı tutumlarla ilgilidir ve bu yönü ile bilişsel önyargılardan ayrılır. Başka bir deyişle, bireysel olarak bizim açımızdan en iyi olanı düşündüğümüzde bilişsel önyargılara kapılmak her zaman aleyhimize olur çünkü bu durum hedeflerimize ulaşma olasılığımızı düşürür. Her ne kadar bilişsel önyargılar bazen ayrımcı düşünce ve duygulara yol açsa da bilinçsiz önyargı ve bilişsel önyargı birbirinden farklı iki kavramdır.

Bilişsel önyargılar, insanlık genelinde yaygındır ve beynimizin belirli çalışma biçimiyle ilgilidir. Buna karşın, bilinçsiz önyargı farklı gruplar arasındaki algılarla ilgilidir ve yaşadığımız topluma özgüdür. Örneğin, birinin soylu mu veya halktan biri mi olduğunu muhtemelen önemsemiyorsunuzdur, hatta bunu hiç düşünmemiş dahi olabilirsiniz. Oysa bu ayrım, birkaç yüzyıl önce Avrupa genelinde oldukça önemli ve yaygındı. Zamansal değil de coğrafi olarak da bir örnek vermek gerekirse Amerika Birleşik Devletleri’ndeki çoğu insan Sünni ve Şii Müslümanlar arasındaki fark hakkında güçlü duygulara sahip değildir fakat bu ayrım dünyanın pek çok yerinde özellikle de Orta Doğu ülkelerinde son derece anlamlıdır. Başka bir örnek ise Siyahi Amerikalılar’ın polis tarafından tacize ve şiddete maruz kalma konusunda beyazlara kıyasla çok daha yüksek oranlarla karşı karşıya kalmalarıdır. Ancak bazı insanlar, siyahilerin beyazlara göre daha çok şiddet eğilimli ve suça yatkın olduğunu öne sürerek polisleri savunmaya çalışır. Böylece, polis tacizini siyahilerin bunu hak ettiklerini ima ederek bu ayrımı onların içsel özelliklerine bağlarlar ve polislerin davranışlarını şekillendiren dışsal koşulları göz ardı ederler. Gerçekte ise araştırmalar siyahilerin aynı türden bir eylem için polis tarafından çok daha yüksek oranlarda taciz edildiğini ve zarar gördüğünü göstermektedir. Başka bir deyişle; istatistikler, siyahi Amerikalılar’a yönelik polis tacizinin ve şiddetinin daha yüksek oranlarda olmasının polis memurlarının önyargılarından kaynaklandığını büyük ölçüde göstermektedir. Ancak, bu ayrımcılık her zaman kasıtlı değildir. Bazı durumlarda ayrımcı davranış, polis memurlarının bilinçli olarak onaylamadığı bilinçdışı ve örtük düşünce süreçlerinin bir sonucudur. İlginç bir şekilde ise araştırmalar birçok siyahi memurunun da diğer siyahileri beyazlara göre olumsuz bir şekilde algılama ve potansiyel şüphelileri değerlendirirken onlara karşı bilinçsiz bir önyargı gösterme eğiliminde olduğunu göstermektedir. Bu, birçok siyahi polis memurunun taşıdığı bilinçsiz önyargıların, en azından önemli ölçüde, polis departmanlarındaki iç kültürlerden kaynaklandığını göstermektedir. Bu, bir kişinin polis departmanına katılmadan önceki var olan ırkçı tutumlardan değil, departmanın iç yapısından doğmaktadır.
Vurgulanması gereken en önemli nokta, örtük önyargının bireysel bir kusurdan kaynaklanmadığı için utanılacak ya da suçlanacak bir şey olmadığıdır. Bu ‘‘ suçlama içermeyen’’ yaklaşım, konuya direnç gösteren kişilerde ortaya çıkabilecek savunma tepkilerini (savaş, donakalma ya da kaçma gibi) azaltır ve onların meseleyi duymasını, anlamasını ve kabul etmesini kolaylaştırır. Bu tür araştırmalar ve örtük önyargıya dair açıklamalar, konuyu büyük ölçüde netleştirir. Ancak bazı kişilerin sonraki davranışlarına bakıldığında, bu davranışları hemen içselleştiremedikleri açıkça görülür. Polis memurlarının haklı olduğunu ve polis tarafından hedef alınan kişilerin bu tutumları hak ettiklerini düşünmek, onlar için çok daha rahatlatıcıdır. Bu nedenle, siyahi Amerikalılar’ın karşı karşıya olduğu yapısal eşitsizlikler, onları polis şiddetinden korumaya yönelik daha fazla çaba ve enerji harcanması gerektiğini kabul etmeye karşı direnç oluşturmaya iter. Bilinçsiz önyargı konusu, birçok kişinin sezgileriyle örtüşmediği için, bu kavramı güçlü ve kapsamlı kanıtlara rağmen reddederler. Bu düşünceyi değiştirmek ve ilerleme sağlamak ise bir dizi devam eden diyalog ve müdahale ile mümkün olur. Bilinçsiz önyargıyla mücadele dair bu örnek, benzer sorunları ele alırken izlenmesi gereken daha geniş bir yaklaşımın ipuçlarını verir. Çünkü nihayetinde sadece sezgilerimize dayanarak karar verdiğimizde, insanlara dair yanlış ve sağlıksız yargılarda bulunmamız oldukça olasıdır.
Dolayısıyla, bilinçsiz önyargının etkilerini azaltmak ve daha sağlıklı kararlar alabilmek için atılması gereken bazı temel adımlar vardır:
İşe önce bilinçsiz önyargının yol açtığı sorunların neler olduğunu öğrenerek başlamalısınız ki, neyle mücadele etmeye çalıştığını net bir şekilde anlayabilesiniz.
Etki etmek istediğiniz kişilere (ister çalışanlarınız olsun, ister başka bir grup ya da kendiniz olsun) içgüdülerimizi kabul etmenin utanılacak ya da suçluluk duyulacak bir şey olmadığını aktarmanız gerekir.
İnsanların sezgileriyle hareket etmelerinin ne gibi tehlikeler barındırdığını anlatmanız gerekir ki, davranış değişikliğine yönelik duygusal bir farkındalık ve bağlılık oluşsun.
Onların daha sağlıklı kararlar almasına yardımcı olacak doğru zihinsel alışkanlıklar aktarmalısınız.
Bilinçsiz önyargının üstesinden gelmek; uzun vadeli bir bağlılık, sürekli bir disiplin ve çaba gerektirir.
KAYNAKÇA:
https://www.psychologytoday.com/us/blog/intentional-insights/202007/what-is-unc
Öncelikle, bilinsiz önyargıyla başa çıkabilmeniz için onun ne olduğunu bilmeniz gerekir. Bilinçsiz önyargı, (diğer adı ile örtük önyargı) kişinin farkında olmadan ırk, cinsiyet, cinsellik, etnik köken, engellilik ve yaş gibi özelliklere dayalı olarak ayrımcılık yapması ya da kalıp yargılara sahip olmasıdır. Ancak bu tür önyargılar, gerçekliği algılama biçimimizdeki hatalardan çok, farkında olmadan sergilediğimiz ayrımcı tutumlarla ilgilidir ve bu yönü ile bilişsel önyargılardan ayrılır. Başka bir deyişle, bireysel olarak bizim açımızdan en iyi olanı düşündüğümüzde bilişsel önyargılara kapılmak her zaman aleyhimize olur çünkü bu durum hedeflerimize ulaşma olasılığımızı düşürür. Her ne kadar bilişsel önyargılar bazen ayrımcı düşünce ve duygulara yol açsa da bilinçsiz önyargı ve bilişsel önyargı birbirinden farklı iki kavramdır.
Bilişsel önyargılar, insanlık genelinde yaygındır ve beynimizin belirli çalışma biçimiyle ilgilidir. Buna karşın, bilinçsiz önyargı farklı gruplar arasındaki algılarla ilgilidir ve yaşadığımız topluma özgüdür. Örneğin, birinin soylu mu veya halktan biri mi olduğunu muhtemelen önemsemiyorsunuzdur, hatta bunu hiç düşünmemiş dahi olabilirsiniz. Oysa bu ayrım, birkaç yüzyıl önce Avrupa genelinde oldukça önemli ve yaygındı. Zamansal değil de coğrafi olarak da bir örnek vermek gerekirse Amerika Birleşik Devletleri’ndeki çoğu insan Sünni ve Şii Müslümanlar arasındaki fark hakkında güçlü duygulara sahip değildir fakat bu ayrım dünyanın pek çok yerinde özellikle de Orta Doğu ülkelerinde son derece anlamlıdır. Başka bir örnek ise Siyahi Amerikalılar’ın polis tarafından tacize ve şiddete maruz kalma konusunda beyazlara kıyasla çok daha yüksek oranlarla karşı karşıya kalmalarıdır. Ancak bazı insanlar, siyahilerin beyazlara göre daha çok şiddet eğilimli ve suça yatkın olduğunu öne sürerek polisleri savunmaya çalışır. Böylece, polis tacizini siyahilerin bunu hak ettiklerini ima ederek bu ayrımı onların içsel özelliklerine bağlarlar ve polislerin davranışlarını şekillendiren dışsal koşulları göz ardı ederler. Gerçekte ise araştırmalar siyahilerin aynı türden bir eylem için polis tarafından çok daha yüksek oranlarda taciz edildiğini ve zarar gördüğünü göstermektedir. Başka bir deyişle; istatistikler, siyahi Amerikalılar’a yönelik polis tacizinin ve şiddetinin daha yüksek oranlarda olmasının polis memurlarının önyargılarından kaynaklandığını büyük ölçüde göstermektedir. Ancak, bu ayrımcılık her zaman kasıtlı değildir. Bazı durumlarda ayrımcı davranış, polis memurlarının bilinçli olarak onaylamadığı bilinçdışı ve örtük düşünce süreçlerinin bir sonucudur. İlginç bir şekilde ise araştırmalar birçok siyahi memurunun da diğer siyahileri beyazlara göre olumsuz bir şekilde algılama ve potansiyel şüphelileri değerlendirirken onlara karşı bilinçsiz bir önyargı gösterme eğiliminde olduğunu göstermektedir. Bu, birçok siyahi polis memurunun taşıdığı bilinçsiz önyargıların, en azından önemli ölçüde, polis departmanlarındaki iç kültürlerden kaynaklandığını göstermektedir. Bu, bir kişinin polis departmanına katılmadan önceki var olan ırkçı tutumlardan değil, departmanın iç yapısından doğmaktadır.
Vurgulanması gereken en önemli nokta, örtük önyargının bireysel bir kusurdan kaynaklanmadığı için utanılacak ya da suçlanacak bir şey olmadığıdır. Bu ‘‘ suçlama içermeyen’’ yaklaşım, konuya direnç gösteren kişilerde ortaya çıkabilecek savunma tepkilerini (savaş, donakalma ya da kaçma gibi) azaltır ve onların meseleyi duymasını, anlamasını ve kabul etmesini kolaylaştırır. Bu tür araştırmalar ve örtük önyargıya dair açıklamalar, konuyu büyük ölçüde netleştirir. Ancak bazı kişilerin sonraki davranışlarına bakıldığında, bu davranışları hemen içselleştiremedikleri açıkça görülür. Polis memurlarının haklı olduğunu ve polis tarafından hedef alınan kişilerin bu tutumları hak ettiklerini düşünmek, onlar için çok daha rahatlatıcıdır. Bu nedenle, siyahi Amerikalılar’ın karşı karşıya olduğu yapısal eşitsizlikler, onları polis şiddetinden korumaya yönelik daha fazla çaba ve enerji harcanması gerektiğini kabul etmeye karşı direnç oluşturmaya iter. Bilinçsiz önyargı konusu, birçok kişinin sezgileriyle örtüşmediği için, bu kavramı güçlü ve kapsamlı kanıtlara rağmen reddederler. Bu düşünceyi değiştirmek ve ilerleme sağlamak ise bir dizi devam eden diyalog ve müdahale ile mümkün olur. Bilinçsiz önyargıyla mücadele dair bu örnek, benzer sorunları ele alırken izlenmesi gereken daha geniş bir yaklaşımın ipuçlarını verir. Çünkü nihayetinde sadece sezgilerimize dayanarak karar verdiğimizde, insanlara dair yanlış ve sağlıksız yargılarda bulunmamız oldukça olasıdır.
Dolayısıyla, bilinçsiz önyargının etkilerini azaltmak ve daha sağlıklı kararlar alabilmek için atılması gereken bazı temel adımlar vardır:
İşe önce bilinçsiz önyargının yol açtığı sorunların neler olduğunu öğrenerek başlamalısınız ki, neyle mücadele etmeye çalıştığını net bir şekilde anlayabilesiniz.
Etki etmek istediğiniz kişilere (ister çalışanlarınız olsun, ister başka bir grup ya da kendiniz olsun) içgüdülerimizi kabul etmenin utanılacak ya da suçluluk duyulacak bir şey olmadığını aktarmanız gerekir.
İnsanların sezgileriyle hareket etmelerinin ne gibi tehlikeler barındırdığını anlatmanız gerekir ki, davranış değişikliğine yönelik duygusal bir farkındalık ve bağlılık oluşsun.
Onların daha sağlıklı kararlar almasına yardımcı olacak doğru zihinsel alışkanlıklar aktarmalısınız.
Bilinçsiz önyargının üstesinden gelmek; uzun vadeli bir bağlılık, sürekli bir disiplin ve çaba gerektirir.
KAYNAKÇA:
https://www.psychologytoday.com/us/blog/intentional-insights/202007/what-is-unc