Ruh Hastalıkları İstemsiz Evrimsel Yan Ürünler Midir?

Çeviri: Evrim Gamze Karakuş

Ana hatlar

Zihinsel hastalıklar, bir zamanlar faydalı olan evrimsel özelliklerden gelir.

Her beynin sorunlarını düzeltmek yerine potansiyeline ulaşmasını sağlamaya odaklanmak.
Perspektif değişikliği daha kabul edici bir toplum oluşturur.

Zihinsel hastalıklar uzun süre bir hata, insan zihninde düzeltilmesi gereken bir kusur olarak görüldü. Peki ya bunun yerine bu durumlar, evrimin istemsiz bir sonucu olarak ortaya çıkıyorsa. Bu kadarı da biraz fazla mı olur? Çoğu zihinsel hastalıklar tamamıyla zararlı değildir. Genellikle bu hastalıklar, bir zamanlar faydası olan bazı özelliklerin aşırı hallerini yansıtır (Durisko et al., 2016).

Evrimsel perspektiften bakarsak depresyon, kaygı bozukluğu, DEHB, otizm, hatta şizofreniye ait özellikler geçmişte hayatta kalma açısından avantaj sağlamış olabilir (Nesse, 2015). Fakat modern dünyada bu özellik (Nesse, 2015). Fakat günümüz dünyasında, bu özellikler uyumsuz hale gelebilir. Zihinsel hastalıkları sadece bir disfonksiyondan ziyade istemsiz bir evrimsel yan ürün olarak görmek, ruh sağlığına karşı tutumumuzu yeniden düşünmemiz için bizi zorlar. Sadece bu bozuklukları ele almak yerine, adaptasyon, direnç ve güç temelli müdahalelere önem vermeliyiz.

Zihinsel Hastalıkların Evrimsel Temeli

Depresyon: Ters Giden Bir Hayatta Kalma Mekanizması

Depresyon genellikle yıpratıcı bir durum olarak görülür ama evrimsel perspektiften depresyon hayati bir fonksiyona sahip olabilir. Depresyonla özdeşleşen sosyal geri çekilme, kişilerin stres yapıcılardan uzaklaşıp iyileşmelerine izin veren koruyucu bir mekanizma görevi görmüş olabilir (Han & Chen, 2020). Dahası, depresif ruminasyon -sorunlar üzerinde durma eğilimi- erken insanlara karmaşık hayatta kalma çabalarında yardımcı olmuş olabilir. Fakat sosyal izolasyonun ve uzun süreli stresin kaçınılmaz olduğu modern dünyada, bir zamanlar faydalı olan stratejiler uyumsuz kronik durumlara dönüştü.

Kaygı Bozukluğu: Aşırı Aktif Tehdit Algılama Sistemi

Kaygı aynı zamanda hayatta kalma işlevi de görür. Potansiyel tehlikelere karşı daha duyarlı ve tedbirli olanlar kişilerin riskli ortamlarda hayatta kalması daha muhtemeldir. Artırılmış tehdit belirleme sistemi; yırtıcı hayvanların, doğal afetlerin ve düşman kabilelerin gerçek tehditler oluşturduğu bir dönemde büyük bir öneme sahipti. Fakat bugün bu hiperaktif tepki soyut korkularla (son teslim tarihi, sosyal red, finansal zorluklar gibi) tetikleniyor ve kronik strese ve kaygı bozukluğuna sebep oluyor.

Bipolar Bozukluk: Yaratıcılık ve Enerji Dengesi

Bipolar bozukluk sıklıkla artmış yaratıcılık, enerji ve tutkuyla ilişkilendirilir. Bipolar bozukluğa sahip oldukları düşünülen Vincent van Gogh ve Virginia Woolf sanat ve edebiyattaki en etkileyici eserlerin bazılarını yarattı. Evrimsel bağlamda, manik enerji dönemleri keşif, yenilikçilik ve sorun çözmeyi teşvik edebilir. Fakat yüksek tepkili bu dönemleri takip eden yıpratıcı depresif dönemler bu avantajları gölgede bırakan işlevsizlikler yaratır (Polimeni & Reiss, 2003).

Şizofreni: İnsanlık Tarihinde Psikozun Gizemi

Şizofreni evrimsel açıdan kafa karıştırıcı bir durum. Bazı araştırmacılar, şizofreni ile ilişkili olan soyut ve çizgisel olmayan şekilde düşünmenin insanlarda yaratıcılık ve yenilikçiliğe katkıda bulunabileceğini öne sürmüştür. Antik kültürlerdeki şamanist gelenek ve dini görüşlerin psikotik ataklarla benzerlikler taşıması, değişmiş algı durumlarının ruhani ve kültürel gelişimde bu durumların rol oynadığına dair bir ipucu olabilir. Ne zaman ki bu bilişsel farklılıklar aşırıya kaçar, o zaman normal işlevi etkileyip şizofreni tanısı almaya sebep olabilirler (Pearlson & Folley, 2008).

DEHB: Avcı vs Çiftçi Teorisi

DEHB Thom Hartmann'ın "avcı vs çiftçi" hipoteziyle anlaşılabilir. Erken insan toplumlarında, DEHB ile ilişkilendirilen hiperaktivite, dürtüsellik, hızlı karar verme özellikleri hızlı tepki vermesi ve tetikte olması gereken avcılar için avantajlıdır (Van Dongen & Boomsma, 2013). Buna karşın, yerleşik hayata geçmiş toplumlar uzun süreler boyunca odaklanarak sabit bir şekilde oturabilir kişilere daha çok önem verdi. Uzun süreli dikkat ve uyumun ödüllendirildiği modern sınıflarda veya ofislerde DEHB'li bireyler adapte olmada zorluk çekiyor.

Otizm: Hiper-Focus ve Desen Tanıma

Otizm yanlış anlaşılan bir başka evrimsel özellik. Otizmli birçok insan desen tanıma, derin odaklanma ve analitik düşünmede mükemmeldir. Bu beceriler hayvanları takip eden, çevresel desenleri fark eden veya yeni araçlar geliştiren ilk insanlar için çok avantajlı olurdu. Günümüz dünyasında bu özellikler matematik, mühendislik ve sanat anlarında ışıldarken, bunlara eşlik eden sosyal iletişim zorlukları adaptasyonu geliştirebilir(Nesse, 2023).

Zihinsel Sağlığı Yeniden Düşünmek: Patolojiden Potansiyele

Eğer zihinsel hastalıklar, faydalı özelliklerin abartılmış sonuçları ise, zihinsel sağlık yaklaşımının değişmesi gerek. Zihinsel hastalığı yalnızca bir kusur olarak görmek yerine, uyum sağlama ve güçlü yönlere dayalı müdahalelere odaklanmalıyız.

Nöroçeşitliliği Benimsemek

Nöroçeşitlilik hareketi; DEHB, otizm ve bipolar bozukluk gibi durumların kusur değil, insan bilişinin doğal varyasyonları olduğunu söyler. Farklı bilişsel stilleri tanıyarak ve bunları kabul ederek, nöro çeşitli bireylerin zorluk yaşamak yerine gelişebileceği ortamlar yaratabiliriz. Okullar ve işyerleri, tek tip modellere dayalı modellerden uzaklaşmalı ve bunun yerine esneklik, alternatif öğrenme yöntemleri ve güçlü yönlere dayalı değerlendirmeleri benimsemelidir.

Erken Müdahale ve Dayanıklılık Oluşturma

Erken yaşlarda duygusal zeka ve öz düzenlemeyi öğretmek, bireylerin zihinsel hastalıkların zorluklarıyla başa çıkmasına yardımcı olabilir. Okullar; dayanıklılık, uyum sağlama ve başa çıkma mekanizmalarını besleyen zihinsel sağlık eğitimi vermelidir. Fiziksel sağlık eğitimini nasıl öğreniyorsak, genç zihinleri de stres ve duygusal zorluklarla etkili şekilde başa çıkmaları için eğitmeliyiz.

Zihinsel Sağlık Araçları Olarak Yaşam Tarzı ve Çevre

Modern çevremiz birçok zihinsel sağlık sıkıntısını kötüleştirir. Uyku eksikliği, kötü beslenme, hareketsiz yaşam tarzı ve aşırı dijital uyarı gibi durumlar kaygı bozukluğu, depresyon ve dikkat eksikliklerine yol açar. Uyku, fiziksel aktivite, doğa ile etkileşim ve dijital detoksu öncelik haline getiren bir yaşam tarzını teşvik etmek, zihinsel iyiliği önemli ölçüde iyileştirebilir.

Koruyucu Bir Faktör Olarak Sosyal Destek

Güçlü sosyal bağlar, zihinsel hastalıklara karşı en güçlü koruyucu faktörlerden biridir. Sosyal bağları teşvik eden topluluklar, destek ağlarını teşvik edip ve damgalamayı azaltarak bireylerin yardım istemek için güvende hissettikleri ortamlar yaratır. Zihinsel sağlık sorunları yaşayanları izole etmek yerine, sosyal bağları güçlendirmeli ve topluluk destek sistemlerini teşvik etmeliyiz.

İlaçların Ötesine Geçmek

İlaçlar, ciddi zihinsel sağlık koşullarını yönetmek için önemli araçlar olsa da tek çözüm olmamalıdır. Psikolojik dayanıklılığı güçlendirmek, terapi, yaşam tarzı müdahaleleri ve topluluk desteklerini dahil etmek gibi daha bütünsel çözümler sunabilir. Pozitif psikoloji ve kişiselleştirilmiş zihinsel sağlık bakımındaki yükseliş, ilaçlara aşırı bağımlılık yerine umut verici alternatifler sunmaktadır.

Sonuç: Sadece Hayatta Kalmak Değil, Gelişmek

Zihinsel hastalıklar yalnızca bir kusur olarak görülmemelidir; bunlar bir zamanlar avantajlı özellikler olan ancak günümüzde uyumsuz hale gelen, insan evriminin karmaşık bir yan üründür. Perspektifimizi patolojiden potansiyele çevirerek nöroçeşitliliği tanıyan, kabul eden ve değer veren bir toplum yetiştirebiliriz.


KAYNAKÇA:
https://www.psychologytoday.com/us/blog/common-sense-science/202503/is-mental-illness-an-unintended-evolutionary-byproduct