8 Mart Dünya Kadınlar Günü
Yazan: Deniz Başçılar
Günümüzde toplumsal roller bağlamında kadın ve erkek farklılıkları tartışmaları giderek hız kazanmaktadır. Kadın ve erkeğin biyolojik yapıları, geçmişten gelen genlerini bilmek, toplumun kültürel öğretilerini anlamak, kadın ve erkek rollerini sürdürerek aile yapısının önemini kavramak, gibi sayabileceğimiz pek çok konu söz konusu rol kalıplarının anlaşılmasında önem arz etmektedir. Bununla birlikte modernizmin ele alınarak, tarihsel süreçte kadının konumunun ne şekilde dönüşüme uğradığının yeniden ele alınması, fakat bu dönüşümün de doğru anlaşılması gerekir. Çünkü modernizmin getirisi olan dijitalleşme ve sunduğu rahat yaşam, kadın ve erkeğin kabul gören temsillerini ortaya çıkararak, özünden uzaklaşmasında da rol oynamıştır.
Kadınların depresyona karşı duyarlılıkları, benliklerindeki güven eksikliği, kendilerini güçlü hissedememe duyguları, erkeklerden fiziksel ve psikolojik olarak ayrıldığı noktalar, tarihi tartışma konuları olsa da bir taraftan toplum baskısı ve erkek egemen kültür, diğer yandan cinsel özgürlük akımlarıyla zarar gören evliliğine iş yaşamındaki zor şartlar da eklenince kadınla ilgili tartışmalar her geçen gün yeni boyut kazanmaktadır. Böylece bu çalışmada, rol kalıplarının, çok boyutlu olarak kadın psikolojisi üzerinden toplumsal yapı ve roller açısından, tarihsel sürecin de işe katılarak modernizm ile birlikte ele alınması amaçlanmıştır. Bu doğrultuda kadın ve erkeğin biyolojik yapıları, toplumsal roller ve toplumsal cinsiyet gibi kavramların da açıklığa kavuşturulması açısından önemli görülmektedir.
CİNSİYET ROLÜ
Cinsiyet rolünü ortaya çıkaran faktörlerin başında, ele alındığı gibi, genlerden gelen yazılımın etkili olmasıyla birlikte buna toplumun kültürel öğretileri ve kişinin kendisine kattığı birikimler de eklenerek cinsiyet rolü oluşmaktadır. Buna göre, kadının toplumsal konumunda cinsiyet kimliğinin biyolojik boyutunu göz ardı etmemek gerekmektedir.
Kadının ve erkeğin cinsiyet rolleri oluşurken, kadının duygu erkeğin mantık örgüsü içinde hareket etmesinin sebebi, akademik platformda yıllardır tartışılan bir konudur. Bu öğrenilmiş bir şey midir, bize bu rolü toplumsal öğretiler mi öngörüyor, yoksa genlerimizden mi geliyor? Benzer soruları belki bizim de sormamız ve cevap vermemiz gerekecektir. Kadını duygudan ibaretmiş gibi görmek ya da öyle yetiştirmek doğru mu? Annelik duygusu, şefkat genlerinde varken, kişiliğini duygu teknesinde kalıba sokmak onu nereye götürür? Her şeyden önce kadının doğuştan getirdiği duygusal potansiyeli, olaylara bakışı bu yönde gerçekleşiyor. Kadın, herhangi bir şeyin işine yarayıp yaramadığından çok, hoşuna gidip gitmemesine güzel olup olmamasına bakmaktadır. Kadının tabiatındaki duygusallığı desteklemek, onun sadece his tarafını gelişime açık tutacak, şuurunun mantık ile ilgili kısmını sınırlayacaktır.
TOPLUMSAL CİNSİYET AYRIMCILIĞI
Toplumsal cinsiyet hiyerarşisi; kadın ve erkeğin toplumsal hiyerarşideki farklı konumlarını yansıtan, toplumsal değer atfedilmiş kaynaklar, güç, prestij ve kişisel özgürlük gibi ödüllerin eşitsiz dağılımını anlatmak için kullanılan bir kavrama karşılık gelmektedir. Toplumsal cinsiyet ayrımcılığı için toplumsal cinsiyetçilik terimi de kullanılmış ve erkek egemen toplumda kadınlara yönelik olumsuz tutumların hayata ayrımcılık olarak yansıması sonucunda kadının sosyal, kültürel, politik ve ekonomik alanlarda erkeğe göre düşük konumlarda tutulması olarak tanımlanmıştır.
KADININ TOPLUMDAKİ ROLÜ
Toplumsal rol insanın sosyal hayattaki konumu, diğer insanlarla iletişimi esnasında sergilediği davranış, düşünce ve duygu kalıplarını ifade eder. İnsanoğluna çocukluğundan itibaren roller biçilir ve o bu rolleri bilmeden oynayabilir. Meselâ, hayatının ilk yıllarını yaşayan bir çocuk ebeveynleri tarafından yapması öngörülen görevleri sorgular, geliştirir ya da değiştirebilir. Aynı şey erişkin erkek ve kadın içinde geçerlidir. Toplum kadına bir rol biçer ve kadın bunu sorgular. Buna en büyük örnek, anne ile kızının birbirinden farklı roller üstlenmesi olabilir. Böylece nesiller arasında kuşak farkı olarak ifade edilen değişimler oluşur
Rol dinamik bir kavramdır. Sabit değil, değişkendir. Ana çatısı genlerden oluşsa da kültürden gelen kısmı değişkendir. İnsanlık rolünü öğrenmeyle ve birikim sonucunda elde etmektedir. Bilginin çok hızlı gelişip değiştiği bu çağda pek çok kültürün elli sene sonra yok olacağını farz edersek, özellikle kadının toplumdaki rolüyle ilgili sınırları iyi çizmek gerektiğini görürüz. Hatları çizerken de rol kalıplarına takılıp kalmadan rolün değişkenliğini, dinamizmini bilerek hareket etmek icap etmektedir. Burada bilinmesi gereken nokta; genlerimizden gelen rol kalıpları dışındakileri değiştirebilecek olmamızdır.
KADIN KİMLİĞİNİN SOSYAL HAYATTA VARLIĞI
İnsan geleneklerden, tarih ve coğrafyadan soyutlanamaz. Kültür ve gelenekler içinde bulunulan toplumdaki insanların beraberliğini sağlarlar. Hatta bir toplumun devamlılığını sağlayan şey gelenekler, kültür, yani kısacası değerler sistemidir. Bu doğrultuda, Tarihî gelişim içinde gücün kol kuvveti ile ölçüldüğü, bilginin güçten sayılmadığı dönemde kadın, erkek egemen kültür içinde sıkışıp kalmıştır. Halkların maddî ve manevî değerlerinin kadın üzerindeki etkisini bilmek, onun sosyal olarak açıklamakta önemli bir faktördür Kadının özgürleşme süreci, kolay oluşan bir süreç değildir. Değişik kültürlerde kadının bugün ki toplumsal konumuna gelene dek neler yaşadığı incelendiğinde, karşımıza farklı şekillerde çıkar. Çok kültürlü dünyada kadını var kılan cinsiyet kimliği değil, insanî hususiyetleridir. Bir kadın hangi durumda daha çok saygı görür? Cinsel kimliği ile erkekleri baştan çıkardığı zaman mı, yoksa fikirleriyle topluma yön verdiğinde mi? Aslında ideal kadın modeli bu sorunun cevabında gizlidir. Kadın sosyal hayatta düşünceleri ve ürettikleri ile kendisini göstermelidir. Yalnız unutulmaması gereken nokta, ideal sosyal kimlik olarak kadına yakışan role toplumun onu teşvik etmesi gerektiğidir.
MODERNİZİM VE KADIN
Kadının toplumsal rolüne baktığımız zaman, asırlardan bu yana iniş çıkışlar yaşadığını görürüz. Meselâ, Ortaçağ Avrupa’sında kadının insan olup olmadığı tartışılmış, cinsel kimliği kapatılmaya çalışılmıştır. Daha sonra buna tepki olarak kadın özgürlüğü hareketleri ortaya çıkmıştır. Bu hareket içinde kadın kendini modernizm ile ifade etmiştir. Modernizim sonucu, kadının toplumsal rolü ciddi bir savaş alanı haline gelmiştir. Modernizm dış görünüş, -bilhassa kıyafet- üzerinden uygulamaya konulmuştur.
SONUÇ
Günümüzde kadının kendini ifade edebilmek için erkek egemenliğe ihtiyaç duymaması, bilginin üstün olmasına bağlıdır. Yaşadığımız çağda, kaba gücün ve kol kuvvetinin yerini alan zihinsel güç, kadının bilgisi, zekâsı ve aklıyla kendisini göstermesine imkân tanımış, bu konudaki engelleri ortadan kaldırmıştır. Önümüzdeki yıllarda bilgi ile birlikte duygunun önemi daha iyi anlaşılacak ve bu da kadına sosyal statüsünde farklı başarılar sağlayacaktır. Duygusal zekâ kavramından sonra, insanın duygularını yönetip, isteklerine dur diyebilmesi için beynin his ile ilgili becerilerini geliştirmesi gerektiği öğrenildi. Böylece, kadınların sosyal hayatta daha fazla söz sahibi olacakları ve topluma hareketlilik sağlayacakları zamanlar giderek yaklaşmakta olduğu söylenebilir.
KAYNAKÇA
Dergipark.org.tr
Nevzat Tarhan- Kadın Psikolojisi kitabı
Psikolojipark.com
RESİMLER

Günümüzde toplumsal roller bağlamında kadın ve erkek farklılıkları tartışmaları giderek hız kazanmaktadır. Kadın ve erkeğin biyolojik yapıları, geçmişten gelen genlerini bilmek, toplumun kültürel öğretilerini anlamak, kadın ve erkek rollerini sürdürerek aile yapısının önemini kavramak, gibi sayabileceğimiz pek çok konu söz konusu rol kalıplarının anlaşılmasında önem arz etmektedir. Bununla birlikte modernizmin ele alınarak, tarihsel süreçte kadının konumunun ne şekilde dönüşüme uğradığının yeniden ele alınması, fakat bu dönüşümün de doğru anlaşılması gerekir. Çünkü modernizmin getirisi olan dijitalleşme ve sunduğu rahat yaşam, kadın ve erkeğin kabul gören temsillerini ortaya çıkararak, özünden uzaklaşmasında da rol oynamıştır.
Kadınların depresyona karşı duyarlılıkları, benliklerindeki güven eksikliği, kendilerini güçlü hissedememe duyguları, erkeklerden fiziksel ve psikolojik olarak ayrıldığı noktalar, tarihi tartışma konuları olsa da bir taraftan toplum baskısı ve erkek egemen kültür, diğer yandan cinsel özgürlük akımlarıyla zarar gören evliliğine iş yaşamındaki zor şartlar da eklenince kadınla ilgili tartışmalar her geçen gün yeni boyut kazanmaktadır. Böylece bu çalışmada, rol kalıplarının, çok boyutlu olarak kadın psikolojisi üzerinden toplumsal yapı ve roller açısından, tarihsel sürecin de işe katılarak modernizm ile birlikte ele alınması amaçlanmıştır. Bu doğrultuda kadın ve erkeğin biyolojik yapıları, toplumsal roller ve toplumsal cinsiyet gibi kavramların da açıklığa kavuşturulması açısından önemli görülmektedir.
CİNSİYET ROLÜ
Cinsiyet rolünü ortaya çıkaran faktörlerin başında, ele alındığı gibi, genlerden gelen yazılımın etkili olmasıyla birlikte buna toplumun kültürel öğretileri ve kişinin kendisine kattığı birikimler de eklenerek cinsiyet rolü oluşmaktadır. Buna göre, kadının toplumsal konumunda cinsiyet kimliğinin biyolojik boyutunu göz ardı etmemek gerekmektedir.
Kadının ve erkeğin cinsiyet rolleri oluşurken, kadının duygu erkeğin mantık örgüsü içinde hareket etmesinin sebebi, akademik platformda yıllardır tartışılan bir konudur. Bu öğrenilmiş bir şey midir, bize bu rolü toplumsal öğretiler mi öngörüyor, yoksa genlerimizden mi geliyor? Benzer soruları belki bizim de sormamız ve cevap vermemiz gerekecektir. Kadını duygudan ibaretmiş gibi görmek ya da öyle yetiştirmek doğru mu? Annelik duygusu, şefkat genlerinde varken, kişiliğini duygu teknesinde kalıba sokmak onu nereye götürür? Her şeyden önce kadının doğuştan getirdiği duygusal potansiyeli, olaylara bakışı bu yönde gerçekleşiyor. Kadın, herhangi bir şeyin işine yarayıp yaramadığından çok, hoşuna gidip gitmemesine güzel olup olmamasına bakmaktadır. Kadının tabiatındaki duygusallığı desteklemek, onun sadece his tarafını gelişime açık tutacak, şuurunun mantık ile ilgili kısmını sınırlayacaktır.
TOPLUMSAL CİNSİYET AYRIMCILIĞI
Toplumsal cinsiyet hiyerarşisi; kadın ve erkeğin toplumsal hiyerarşideki farklı konumlarını yansıtan, toplumsal değer atfedilmiş kaynaklar, güç, prestij ve kişisel özgürlük gibi ödüllerin eşitsiz dağılımını anlatmak için kullanılan bir kavrama karşılık gelmektedir. Toplumsal cinsiyet ayrımcılığı için toplumsal cinsiyetçilik terimi de kullanılmış ve erkek egemen toplumda kadınlara yönelik olumsuz tutumların hayata ayrımcılık olarak yansıması sonucunda kadının sosyal, kültürel, politik ve ekonomik alanlarda erkeğe göre düşük konumlarda tutulması olarak tanımlanmıştır.
KADININ TOPLUMDAKİ ROLÜ
Toplumsal rol insanın sosyal hayattaki konumu, diğer insanlarla iletişimi esnasında sergilediği davranış, düşünce ve duygu kalıplarını ifade eder. İnsanoğluna çocukluğundan itibaren roller biçilir ve o bu rolleri bilmeden oynayabilir. Meselâ, hayatının ilk yıllarını yaşayan bir çocuk ebeveynleri tarafından yapması öngörülen görevleri sorgular, geliştirir ya da değiştirebilir. Aynı şey erişkin erkek ve kadın içinde geçerlidir. Toplum kadına bir rol biçer ve kadın bunu sorgular. Buna en büyük örnek, anne ile kızının birbirinden farklı roller üstlenmesi olabilir. Böylece nesiller arasında kuşak farkı olarak ifade edilen değişimler oluşur
Rol dinamik bir kavramdır. Sabit değil, değişkendir. Ana çatısı genlerden oluşsa da kültürden gelen kısmı değişkendir. İnsanlık rolünü öğrenmeyle ve birikim sonucunda elde etmektedir. Bilginin çok hızlı gelişip değiştiği bu çağda pek çok kültürün elli sene sonra yok olacağını farz edersek, özellikle kadının toplumdaki rolüyle ilgili sınırları iyi çizmek gerektiğini görürüz. Hatları çizerken de rol kalıplarına takılıp kalmadan rolün değişkenliğini, dinamizmini bilerek hareket etmek icap etmektedir. Burada bilinmesi gereken nokta; genlerimizden gelen rol kalıpları dışındakileri değiştirebilecek olmamızdır.
KADIN KİMLİĞİNİN SOSYAL HAYATTA VARLIĞI
İnsan geleneklerden, tarih ve coğrafyadan soyutlanamaz. Kültür ve gelenekler içinde bulunulan toplumdaki insanların beraberliğini sağlarlar. Hatta bir toplumun devamlılığını sağlayan şey gelenekler, kültür, yani kısacası değerler sistemidir. Bu doğrultuda, Tarihî gelişim içinde gücün kol kuvveti ile ölçüldüğü, bilginin güçten sayılmadığı dönemde kadın, erkek egemen kültür içinde sıkışıp kalmıştır. Halkların maddî ve manevî değerlerinin kadın üzerindeki etkisini bilmek, onun sosyal olarak açıklamakta önemli bir faktördür Kadının özgürleşme süreci, kolay oluşan bir süreç değildir. Değişik kültürlerde kadının bugün ki toplumsal konumuna gelene dek neler yaşadığı incelendiğinde, karşımıza farklı şekillerde çıkar. Çok kültürlü dünyada kadını var kılan cinsiyet kimliği değil, insanî hususiyetleridir. Bir kadın hangi durumda daha çok saygı görür? Cinsel kimliği ile erkekleri baştan çıkardığı zaman mı, yoksa fikirleriyle topluma yön verdiğinde mi? Aslında ideal kadın modeli bu sorunun cevabında gizlidir. Kadın sosyal hayatta düşünceleri ve ürettikleri ile kendisini göstermelidir. Yalnız unutulmaması gereken nokta, ideal sosyal kimlik olarak kadına yakışan role toplumun onu teşvik etmesi gerektiğidir.
MODERNİZİM VE KADIN
Kadının toplumsal rolüne baktığımız zaman, asırlardan bu yana iniş çıkışlar yaşadığını görürüz. Meselâ, Ortaçağ Avrupa’sında kadının insan olup olmadığı tartışılmış, cinsel kimliği kapatılmaya çalışılmıştır. Daha sonra buna tepki olarak kadın özgürlüğü hareketleri ortaya çıkmıştır. Bu hareket içinde kadın kendini modernizm ile ifade etmiştir. Modernizim sonucu, kadının toplumsal rolü ciddi bir savaş alanı haline gelmiştir. Modernizm dış görünüş, -bilhassa kıyafet- üzerinden uygulamaya konulmuştur.
SONUÇ
Günümüzde kadının kendini ifade edebilmek için erkek egemenliğe ihtiyaç duymaması, bilginin üstün olmasına bağlıdır. Yaşadığımız çağda, kaba gücün ve kol kuvvetinin yerini alan zihinsel güç, kadının bilgisi, zekâsı ve aklıyla kendisini göstermesine imkân tanımış, bu konudaki engelleri ortadan kaldırmıştır. Önümüzdeki yıllarda bilgi ile birlikte duygunun önemi daha iyi anlaşılacak ve bu da kadına sosyal statüsünde farklı başarılar sağlayacaktır. Duygusal zekâ kavramından sonra, insanın duygularını yönetip, isteklerine dur diyebilmesi için beynin his ile ilgili becerilerini geliştirmesi gerektiği öğrenildi. Böylece, kadınların sosyal hayatta daha fazla söz sahibi olacakları ve topluma hareketlilik sağlayacakları zamanlar giderek yaklaşmakta olduğu söylenebilir.
KAYNAKÇA
Dergipark.org.tr
Nevzat Tarhan- Kadın Psikolojisi kitabı
Psikolojipark.com
RESİMLER