The Banshees of Inisherin

Yazan: Tuba Topal

The Banshees of Inisherin, 2022 yılında vizyona giren, Martin McDonagh’ın yazıp yönettiği bir kara komedi-drama filmidir. Film, İrlanda İç Savaşı’nın son dönemlerinde, Inisherin Adası’nda yaşayan iki eski dostun aniden biten dostluklarını ve bunun yarattığı gerilimleri konu alır. Başrollerde Colin Farrell, Brendan Gleeson, Kerry Condon ve Barry Keoghan yer alırken, film hem güçlü senaryosu hem de etkileyici oyunculuklarıyla büyük beğeni toplamıştır. Venedik Film Festivali’nde prömiyer yapan yapım, birçok ödüle aday gösterilmiş ve Altın Küre gibi prestijli ödüller kazanmıştır.

Bu filmi ilk olarak yüzeysel bir şekilde incelediğimizde, olay örgüsü gayet basit ve anlatılan hikâyede bir o kadar belirgin gibi görünüyor. Bir sabah uyandıklarında, yakın bir arkadaşın diğerine “Artık senden hoşlanmıyorum.” demesiyle biten bir arkadaşlık ve bunun iki taraf için de getirdiği farklı duygusal tepkileri izliyoruz. Filmin yan karakterleri de oldukça renkli ve farklı çizilmiş olsa da günümüz hayatında da sıkça karşılaştığımız kalıplara tam uyuyorlar. Bu da filmin aslında kurmaca bir adada değil de gerçek hayattanmış gibi hissedilmesine yardımcı oluyor.

Karakterlere de ilk bakışımızda, biten bir ilişkiyle nasıl başa çıktıklarını görüyoruz. Pádraic karakterinin yoğun bir inkâr süreci yaşadığını ve arkadaşının yaptığı bu seçimde mantık arayışını izliyoruz. Zaman zaman hatayı kendinde araması, sonrasında ise sorun her ne ise bunu ortadan kaldırmaya çaresizce çabalayışını görüyoruz. Ancak zamanla karakterin bu arayışları ve kendi benliğini değiştirme çabasının onda yoğun bir öfke yarattığını ve değişime engel olamadığını üzülerek söyleyebiliriz. Colm karakterini ise bu seçimi yapan ve inatçı bir şekilde bunun arkasında duran bir karakter olarak izliyoruz. Yaptığı bu tercihin ilk başta sorumluluğunu alıp biz izleyicilere ve Pádraic karakterine bir açıklama yapmasa da filmin devamında bu kararının nedenlerini görüyoruz ve onu anlayabiliyoruz.
 

Karakterleri anlamak bu filmde izleyiciler için başlarda zor gözükse de yüzeyin altına geçtiğimiz zaman bu iş oldukça basitleşiyor. Çünkü karakterlerimizin seçtikleri veya doğal akışta kalan, seçemedikleri nice sorunlarla başa çıkış yöntemleri hepimizin bir noktada yaşadığı veya yaşayacağı şeyler. Savaş gibi bir meselenin insandan neler aldığını veya ona neler kattığını bu filmde derinlerinde görüyoruz. Kötü zamanlar olur ve bunlarla nasıl başa çıktığımız ise bizi oluşturur. Colm, nihai sona yaklaştıkça bu dünyada hatırlanacak bir şey bırakmak isteyen ve yaratıcılığına sığınarak kendine anlamlı bir son hazırlayan bir karakter. Pádraic karakterinin ise bu dünyada amacı, iyi birisi olarak yaşayıp sona da bununla birlikte gitmek. Sınırlı bir bakış açısı sunmak istememekle birlikte, bu iki zıt karakterin aslında zorlu dönemlerde ortaya çıkan iki tip insanı yansıttığını söyleyebiliriz. Film boyunca adadan karadaki savaşı duymak ve izlemek, karakterleri kendilerini nihai sona hazırlayıp değiştirirken, bir arkadaşlığın sonunun bununla belki de paralel bir şekilde aynı izleri bırakmasını izliyoruz. Hayatımızda da yitip biten şeylerin, olayların, duyguların, ilişkilerin sonuna yaklaşırken de kendimizle yaptığımız bu küçük pazarlıklar aslında bizim başa çıkma mekanizmalarımızı oluşturuyor. Günün sonunda ise ne ile nasıl başa çıkmayı seçtiğimiz ise bizi tanımlar.

Ben bu filmi her şeyiyle severek izledim. Bize sunduğu hafif karamsar ama tipik İrlanda görüntülerini, adanın tuhaf sakinlerini ve hayvanlarını, her ilişkinin bir ömrü olduğunu hatırlatmasını ve her şeyden önce hayatın bir sonunun olduğunu, insanın bunu bir kez fark etmesiyle bu gerçeğin yükünün onda bıraktığı değişimin ise kaçınılmaz olduğunu göstermesini çok sevdim. Sizin de mutlaka bir şans verip izlemeniz gerektiğini düşünüyorum.