Perde Kapandı, Neden Hâlâ Oynamaya Devam Ediyoruz?

Yazan: Elif Büşra Boysan

Bir süredir sosyal mecralarda popüler bir cümle hâline gelmiş olan ‘The curtains are closed, why are you still performing?’ cümlesinin basit çevirisi olan başlıklı bu yazıda, insanların neden kendi özel günlüklerinde bile yalan söyleyebildiklerini ele alacağız.

İnsanlar neden günlüklerinde yalan söyler? Neden o günü kötü geçirmelerine rağmen sadece iyi yanlarını yazıp günü iyi geçirdiklerini söylerler? Veya belki de daha büyük yalanlar söylerler? Oysaki perdeler kapalıdır, kimse izlemiyordur, sadece yazar ve defter vardır, neden hala gerçeği söylemekten kaçınırız ki? Özellikle de günlüğü zaten saklıyorsak, kimseyle paylaşmayı düşünmüyorsak...

Bazı insanların kimsenin göremeyeceğini, okuyamayacağını bildiği yerlerde bile gerçeği yazmaktan veya söylemekten kaçınmalarının çeşitli sebepleri olabilir. Yalan veya gerçeği saklama, sadece iki insan arasında gerçekleşen bir şey olmak zorunda değildir. İnsan kendine de yalan söyleyebilir. Hatta bazen masumane bahanelere sığınarak kendimizi iyi hissettirmek adına ‘beyaz’ yalanlara başvurabiliriz. Örneğin, bir sınavdan düşük not alan bir öğrenci “Zaten konular çok zordu, yeterince çalışsam da başarılı olamazdım.” diyerek kendini rahatlatabilir. Fakat günlükte yalan söylemek sadece kendimizi rahatlatmak için midir? Günlük yazarken yalan söylemek neye hizmet eder ki tam olarak? Bunun birçok sebebi olabilir. Birincisi, perdeler kapalıyken bile perde arkasından birilerinin sizi izlediğini düşünmek. Günlüğünüzü saklasanız bile belki birileri bir gün bulur ve okur inancı. Böyle bir şey yaşandığında günlüğümüzü bulan kişiye karşı mahcup olmak istemeyiz, hayatımız hakkında pek fazla detaylı bilgi sahibi olmasını hiç istemeyiz. Bu yüzden yer yer beyaz yalanlara başvurabiliriz. Diğer bir neden, aslında asıl olayın perde veya perdenin açık olup olmaması olabilir. Çünkü zaten seyirci ve oyuncunun ta kendisi zaten günlüğün yazarıdır. İyi bir gelecek inşa etme çabasında olduğu inancına sahip olup geçmişi belirli bir şekilde yazarak gelecekte nasıl hatırlanacağını da şekillendirdiğini düşünebilir. Günlüğünü ileride okuyacak kendisi için daha güçlü, başarılı veya mutlu biri gibi görünmek isteyebilir. Bu noktada, yazar kendisi için yazıp kendisi için süsler yazılarını. Biraz daha psikolojik detaylarından bahsedelim.


İnsanların anlık olarak iyi hissetmek istemeleri ve geleceğe de o an iyi olduklarını göstermek için kendilerini yazılarında olduğundan daha güçlü, mutlu veya başarılı göstermelerinin arkasında öz algıyı koruma hissiyatı yatar. Öz algıyı koruma, bireyin kendisi hakkında olumlu bir imaj oluşturma ve bu imajı sürdürebilme çabasıdır. İnsanlar, kendilerini güçlü, başarılı, ahlaklı veya sevilen biri olarak görmek isterler ve bu algıyı koruyabilmek için bazen gerçeği çarpıtabilirler. Öz algıyı korumak önemlidir çünkü bilişsel çelişkiyi önler, insanların kim oldukları ile nasıl davrandıkları arasındaki uyumsuzluğu hissettiklerindeki yaşanan rahatsızlığı engeller. Ayrıca toplumsal kabulü ve kendine saygıyı artırır.

İnsanlar, hayatlarının kendi ellerinde olduğunu hissetmek isterler. Belirsizlik, kontrolsüzlük veya kaderin insafına kalmışlık hissi, bireyde kaygı ve huzursuzluk yaratabilir. Bu yüzden, bilinçli ya da bilinçsiz olarak yaşanan olayları kendi lehlerine şekillendirmeye çalışabilirler. Günlük yazarken de bu kontrol dürtüsü devreye girer ve kişi, kendi hayatını daha düzenli, anlamlı veya güçlü bir şekilde yansıtabilir. Kendi hayatı üzerinde kontrol sahibi olduğunu hissetmek isteyen biri, bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde günlüğünde bu tarz bir yazım örüntüsünü benimseyebilir. Bu durum tamamen insani bir eğilimdir ve çoğu insan farkında olmadan bunu yapar.

İnsanlar, hayatlarını bir anlatı gibi görme eğilimindedir. Yaşanan olayları kendi belirledikleri bir çerçevede anlatmak, hayatın rastgeleliğini kabullenmekten daha kolaydır. Günlük yazarken de bir nevi kendi hikayeni yazıyormuşsun hissiyatı yarattığı için olaylar çarpıtılarak yazılabilir. Yaşanan bir olay olduğundan daha dramatik, daha kahramanca veya daha önemsiz şekilde yazılabilir.

Günlüğün Gerçek Amacı: İç Dökmek ve Kendini Keşfetmek

Günlük tutmanın genel amacı, kişinin kendisiyle samimi bir iletişim kurmasıdır. Günlük, dış dünyadan tamamen bağımsız, yargısız bir alan sunar. İnsan burada maskesiz olabilir, içinden gelen her şeyi olduğu gibi yazabilir, bu hem zihinsel hem de duygusal bir rahatlama sağlar. Ancak, eğer kişi günlüğüne bile dürüst olamazsa, o zaman gerçekten rahatlayabilir mi?

Kendine Yalan Söylemenin Uzun Vadeli Etkileri:

Kendini Tanıyamamak: Kendi duygu ve düşüncelerini sürekli çarpıtan biri, zamanla gerçek benliğini kaybetmeye başlayabilir. Yazdığı ve senaryosunu oluşturduğu kendi, gerçek kendiyle karışır ve kişi artık hayatının gerçekliğinden uzaklaşır. Uzun vadede zihinsel sağlık sorunlarına yol açabilir.

Duygularla Sağlıklı Bir Şekilde Yüzleşememek: Günlük, bir terapi gibi çalışabilir; ancak kişi burada bile kendinden kaçıyorsa, içinde büyüyen sorunlarla başa çıkamaz. Bastırılan duygular ileride daha büyük problemlere yol açabilir. Bastırılan her duygu, genellikle ileride bir şekilde patlayarak ortaya çıkar.

Gerçeklerden Kopma Riski: Zamanla kişi, yazdığı yalanlara kendisi de inanmaya başlayabilir. Hayatını olduğundan daha mutlu, daha başarılı veya daha acısız hatırlayabilir. Ancak, gerçeklerle yüzleşme anı geldiğinde, kişi büyük bir boşluk hissedebilir, kabullenmekte zorluk yaşayabilir.

Gerçekten samimi duygularla yazılan bir günlük, kişiye güçlü bir farkındalık kazandırır. Kendi hatalarını, gelişimini, zaaflarını görmek ve kabul etmek, uzun vadede psikolojik olarak daha sağlıklı bir birey olmayı sağlar. Günlük, bir sahne değil, bir aynaya dönüşmelidir. Başkalarına anlatılan bir hikâye veya kendini kandırdığın bir senaryo değil, kendine itiraf ettiğin bir gerçek olmalıdır.