Nietzsche Ağladığında

Yazan: Alanur Bilir

Irvin D. Yalom’ un “Nietzsche Ağladığında” isimli ölümsüz eseri, 19. Yüzyılın sonlarında Viyana’ da geçen, felsefe ve psikolojiyi ustaca harmanlayan kurgusal bir romandır. Romanın ana konusu, ünlü filozof Friedrich Nietzsche ile psikanalizin kurucularından olan Dr. Josef Breuer arasındaki hayali terapi sürecidir.

Roman 1882 yılında Nietzsche’nin arkadaşı Lou Salome’nin Dr. Breuer’i Nietzsche’ ye yardımcı olması umuduyla ziyaret etmesiyle başlar. Salome, Nietzsche’nin derin bir depresyon içerisinde olduğundan ve intihar edebileceğinden endişe etmektedir. Bu nedenle Breuer’den yardım ister. Ancak Nietzsche, böyle bir tedaviye sıcak bakmamaktadır bu nedenle Breuer’ un farklı bir yol izlemesi gerekmektedir. O dönemde Nietzsche aynı zamanda kronik migren atakları ve mide rahatsızlıkları yaşamaktadır, bu nedenle Salome Nietzsche’ nin bu şekilde doktora getirilebileceğini planlamaktadır.

Nihayetinde Nietzsche, Lou Salome’nin önerisi ile Bruer’in kliniğine gelir. Ancak Bruer’i bazı zorluklar beklemektedir. Çünkü Nietzsche fiziksel rahatsızlıklarına çözüm bulunması koşuluyla kliniğe gelmeyi kabul etmiştir ve Bruer ona zihinsel sıkıntılarını anlamaya yönelik sorular sormaya başladığı zaman Nietzsche kuşkulanmaya başlar ve Bruer’in işini zorlaştırır. Bu noktada Bruer yeni bir çözüm önerisinde bulunur ve Nietzsche’den Bruer’ in kendi zihinsel sıkıntılarını çözmesi için yardım ister. Ve bu noktada terapi süreci başlamış olur. Aslında kitabın bu kısmı oldukça ilginçtir, çünkü burada klasik terapist-danışan ilişkisi sürekli yer değiştirir. Belli bir noktadan sonra Bruer’ in kendi hayatındaki krizler belirginleşmeye başlar. Bruer evli olmasına rağmen, hastalarından biri olan Bertha’ya takıntılı bir aşk duymaktadır. Nietzsche ile yaşadığı bu “tedavi” süreci onun bu konu ile alakalı farkındalıklar yaşamasını sağlar. Nietzsche felsefeyi kullanarak Bruer’e tavsiyelerde bulunur. Ona hayatının anlamını dışarıda aramamasını, kendi içinde bulmaya çalışmasını öğütler.

Kitapta, psikolojik ögelerin en belirgin olduğu bir diğer kısım, Freud’un konuya dahil olmasıdır. Freud, Bruer’ in arkadaşı olarak olaylara dahil olur ve Bruer’in Nietzsche ile olan görüşmelerini yakından gözlemler. Kitapta, bu deneyimlerin onun ileride öne süreceği psikanalitik teorilerin temelini oluşturacağı ima edilir.

Kitapta klasik bir terapist-danışan ilişkisi olmamasından kaynaklı olarak, Bruer’ in iç çatışmalarına ve yaşadığı dönüşümlere oldukça ayrıntılı bir şekilde yer verilmiştir. Yani terapi sadece danışanın değil aynı zamanda terapistin geçirdiği bir dönüşüm süreci olarak işlenir. Bruer, Nietzsche ile yaptığı seanslar sonrasında, kendi iç dünyasında oldukça büyük değişimler yaşamaya başlar. Bilinçaltında bastırdığı korkular ve arzular rüyalar aracılığı ile ortaya çıkmaya başlar. Bartha’ ya duyduğu takıntıyı sorgular, evliliğini ve kariyerini gözden geçirmeye başlar. Nietzsche sürekli olarak Bruer’e acıdan kaçmak yerine acıyla yüzleşmesi gerektiğini anlatır. Büyümek için acının gerekli olduğunu savunur.

Aslında bu süreçte zor da olsa Bruer’ de Nietzsche ile alakalı çıkarımlar yapmayı başarır. Bruer, Nietzsche’ nin yaşadığı migren atakları ve mide rahatsızlıklarının temel sebebinin, onun Lou Salome’ ye karşı bastırdığı aşk olduğunu anlar. Bu noktadan sonra Bruer Nietzsche’nin bastırdığı duyguların yüzeye çıkmasına yardım eder. Ve sonunda Nietzsche’nin katı duruşunu kırmayı başarır ve acısını kabul etmeye başlamasını sağlar. Ve bu Nietzsche’nin hayatında bir kırılma noktası olur. Nihayetinde, Nietzsche tanınmış bir filozof olarak hayatına devam etmeyi başarır. Breur ve ise psikanalitik teorileri geliştirme yolunda ilerler.

Nietzsche Ağladığında isimli bu eser, okuyucularına psikoterapi sürecinin yalnızca danışanın değil aynı zamanda terapistin de dönüşüme uğradığı bir süreç olduğunu gösterir. Bruer, kitabın başında hayatındaki boşluğu fark etmeyen bir karakterdir. Başarılı bir doktor ve bir aile babası olmasına rağmen, içinde derin bir tatminsizlik vardır. Nietzsche ile yaptığı görüşmeler, onun kendi varoluşsal krizini fark etmesini sağlar. Aslında kitabın en öne çıkan kısmı, bir terapist olan Bruer’ in yaşadığı bu içsel değişimdir. Yazar, bu detaylar ile beraber kitap boyunca okuyucuya kimin gerçekten “hasta” olduğunu sorgulatır. Aslında bu eser, yalnızca bir terapi hikayesi değildir. İnsanın kendi içsel yolculuğunu sorgulamasına katkıda bulunan felsefi bir eserdir ve okuyuculara gerçek iyileşmenin bir başkasının bizi kurtarması ile değil kendi dönüşümümüz ile mümkün olduğunu ustaca öğretir.