Duygusal Açlığın Psikolojimize Etkisi

Yazan: Şevval Atalay

Günümüzde hayatın koşuşturmacası ve stres faktörüyle birlikte bireylerin fiziksel açlığını doyurması kadar duygusal açlığını da doyurması hayli zorlaşıyor. Duygusal açlık, bireyin hissettiği duygusal boşluğun yemek yemek ve benzeri davranışlara yönelerek doldurmayı amaçlamasıyla ortaya çıkar. Fiziksel açlık, biyolojik bir ihtiyaç gidermeye odaklanırken duygusal açlığın giderilmesi ise psikolojik açıdan yaşam kalitesini arttırmayı hedefler. Duygusal açlık toplumda olumsuz duygulardan kaçınmak için besinlerin kullanılması olarak da bilinir. Bu hissiyat yalnızca besinler üzerinden karşılanmayabilir. Bu açlığı doyurmanın başka yolları da olabilir ve bu kişiden kişiye değişebilen kişisel bir süreçtir. Duygusal açlığın temelinde çocukluk travmaları, sevgi yoksunluğu, değersizlik hissi ve düşük özsaygı gibi etmenler olabilir. Çocukluk döneminde karşılanmayan duygusal ihtiyaçlar yetişkinlikte daha yoğun bir açlığa dönüşebilir. Psikolog John Bowlby’nin bağlanma kuramına göre güvenli bir bağlanma geliştiremeyen bireyler ilerleyen hayatlarında ilişkilerinde tatmin olma konusunda daha fazla açlık hissedebilir. Bu tatmin duygusunu yerine koymak için daha fazla yemek veya alışveriş gibi bağımlılıklara yönelebilirler. Psikolojimize etkilerinden birisi de stres ve kaygı düzeyimizin artışı olabilir. Yoğun stres deneyimi bireyin hayatını kontrol altına alma seviyesini azaltabilir ve kişi kendini daha kaygılı ve yetersiz hissedebilir. Duygusal ihtiyaçlarını yemek ile doldurmaya çalışan bireylerde duygusal yeme davranışını yoğun görebiliriz. Bu durum obezite ve yeme bozukluklarına yol açabilir. Duygusal açlık hissedildiğinde acıkılmadığı ya da ihtiyaç olmadığı halde yemek yenmesi durumu, duyguları bastırmak ve yatıştırmak için ortaya çıkabilmektedir. Duygusal açlık bireyin ilişkilerini sarsabilir ve olumsuz etkileşime yol açabilir. Sürekli onaylanma beklentisi ve sevgi arayışı görülebilir. Bu durum diğer insanların tükenmiş hissetmesine yol açabilir. Duygusal ihtiyaçlar gerekli şekilde karşılanmadığında kişi kendini boşlukta ve mutsuz hissedebilir. Böylece depresyon riski artabilir. Duygusal açlıkla başa çıkılabilmesi için en önemli etmen farkındalık. Birey kendisinin farkında olursa işler kolaylaşabilir. Mindfulness (Bilinçli Farkındalık) teknikleri, bireyin duygularıyla yüzleşmesi ve anlamlandırmasına katkı sağlayabilir.
 
Psikoterapi desteğiyle zorlantılar en aza indirgenebilir. Özellikle BDT (Bilişsel Davranışçı Terapi) ve duygu odaklı terapi yöntemleri kişinin duygusal açlığını tetikleyen faktörleri keşfetmesine ve bunlarla nasıl başa çıkacağını öğrenmesine destek olacaktır. Güvenli ve sağlıklı ilişkiler kurmak bireyin duygusal ihtiyaçlarını karşılamasına destek olur. Kişinin kendi ile barışması ve anlamlı bir şekilde sosyal hayata karışması için ilgili olduğu aktivitelere yönelmesi ve hobiler geliştirmesi de duygusal açlığın doyurulmasında oldukça etkilidir.

Sonuç olarak, duygusal açlık hemen hemen her bireyin günümüz dünyasında karşılaşabileceği tablolardan biri olabilir. Durumun farkında olmak ve başa çıkma yollarına başvurmak bireyin fiziksel ve psikolojik sağlığını korumasına yardımcı olabilir. Unutulmamalıdır ki duygusal açlık, bireyin kendindeki derin yaraların ve boşlukların yansımasıdır. Her psikolojik sorun gibi bunun da üstesinden profesyonel destekle gelinebilir ve bu yaralar zamanla iyileştirilebilir.

Öneri: Konuya ilginiz varsa “Duygusal Açlık” ( Doreen VIRTUE) kitabını okuyabilirsiniz.

Kaynakça
Bowlby, J. (1969). Attachment and Loss. Basic Books.

Bruch, H. (1973). Eating Disorders: Obesity, Anorexia Nervosa, and the Person Within. Routledge. Kristeller, J. L., & Wolever, R. Q. (2010). Mindfulness-based eating awareness training for treating binge eating disorder. Journal of Clinical Psychology, 66(4), 357-365.

Fosha, D. (2000). The Transforming Power of Affect: A Model for Accelerated Change. Basic Books.