Geceleri Neden Daha Melankolik Hissederiz?
Yazan: Sude Bektaş
Bazen bazı düşünceler aklımıza günün erken saatlerinde değil de gece saatlerinde düşer ve sanki içinden çıkılamayacak bir durumdaymışız gibi hissettirir. Halbuki aynı düşünceleri sabah arkadaşlarımızla tartıştığımızda problemin o kadar büyük olmadığını, olsa bile çözümünün daha ulaşılabilir olduğunu fark edebiliriz. Literatürde gece depresyonu diye ayrı bir başlık bulunmasa da depresyonun gece daha yoğunlaşmasıyla ilgili bu durum “nocturnal depression” olarak adlandırılır.
Gece saatlerinde daha melankolik hissetmenin birkaç nedeni bulunur. Bunlardan birisi beynin gün boyunca çevreden gelen uyaranlarla meşgul olup gece sessizlik ve yalnızlığın daha baskın olmasıdır. Dikkat gerektirmeyen pasif görevlerin daha fazla aktif olduğu, beynin daha otomatik çalıştığı durumlarda beyin bunlarla meşgul olur. Gece sessizlik ve yalnızlık “default mode network” yani “varsayılan mod ağı”nı aktifleştirir. FMRI ile beyin taraması yapan nörolog Marcus Raichle tarafından keşfedilen beynin bu kısmı dışsal dünyayla ilgilenmediğimizde aktif hale gelir ve iç dünyamıza dönerek kendi zihinsel süreçlerimize yönlendirir. Dış uyaranların daha az olduğu gece vakti bu ağ aktif hale geldiğinden gün boyunca işlenmemiş, bastırılmış duygular yüzeye çıkarak özellikle zaten depresyon, kaygı bozukluğu, bipolar teşhisi olan bireylerde bu durum daha belirgin hale gelebilir.
Geceleri genellikle dikkat dağıtıcı etkenler azaldığından sürekli tekrar eden olumsuz düşünceler kişilerin zihninde daha kolay oluşabilir. Bu nedenle ruminasyon yani yaşanmış stresli ve olumsuz düşüncelerin zihinde tekrarlanması durumuna gece saatlerinde daha sık karşılaşılabilir. Yapılan hatalar, gelecekle ilgili belirsizlik ve kaygılar sürekli sorgulanır hale gelir ve bu düşünceler başka bir neden olan uyku sorunlarına da yol açabilir.
4 ana biyolojik ritimden biri olan sirkadiyen ritim, yaklaşık 24 saatlik uyku ritmini ifade eder. Bu uyku- uyanıklık döngüsünün devamlılığı için pineal bezden salgılanan melatonin, vücut sıcaklığındaki ayarlanması ve plazma kortizol seviyelerindeki değişimler bu ritmi oluşturur. Işık gibi çevresel uyaranlar (zeitgeber), ritmin sıfırlanmasını ve döngünün başlamasını sağlar. Zeitgeberler içsel biyolojik saati, dış dünyadaki çevresel etkenlere (ışık, sıcaklık, jet lag gibi) göre hizalar. Işık, bu düzendeki en güçlü kaynaklardan birisidir. Kortizol, vücut sıcaklığı ve tiroid hormonları gibi değişkenlerin düzenlenmesini sağlar. Uykudan yaklaşık 2 saat önce salgılanmaya başlayan melatonin, vücudun biyoloji saati ve ışık seviyelerine göre düzenlenir. Burada yaşanan bir bozukluk, hormonların salgılanma düzenini etkiler. Depresyon hastalarında da bu düzendeki bozukluk sıkça görülür. Sirkadiyen ritim ve uyku bozuklukları gece daha depresif olunmasına yol açabilir.
Kronotip, biyolojik saatimize bağlı olarak günün hangi saatlerinde daha verimli olduğumuzu tanımlar. Kronotipimize göre genellikle gece ya da gündüz ya da nötr tip insan gruplandırmaları yaparız. Biyolojik saat, kronotiple uyumlu olur ve gece tipi insanlarda böyle bir eğilimin daha fazla olması olasıdır. Hem sağlıklı bireylerde hem de depresif hastalarda yapılan araştırmalar; gece (akşamlılık) tipinde olan bireylerin, depresyon açısından daha yüksek risk altında olduğunu öngörür. Bu tipte olan depresif hastalarda daha yüksek depresyon skoru ve özellikle gece ilerleyen saatlerde artan intihar düşünceleri olduğu gözlenmiştir.
“The Mind After Midnight” hipotezi, gece yarısından sonra beynin işleyişinde önemli değişikliler olduğunu ve bunun negatif duyguları arttırıp dürtüsel, riskli davranışların görülmesinin daha olası olduğunu söyler. Beynin ödül sisteminin bozulduğunu ve mantıklı düşünme kapasitesinin azaldığını öne sürer. Sirkadiyen ritim bozukluğu ve uyku yoksunluğu negatif düşüncelerin artmasına, riskli, dürtüsel eğilimin yükselmesine ve intihar gibi düşüncelerin artmasına neden olabileceğini belirtir. Uyku yoksunluğu, amigdala gibi duygusal işlemeden sorumlu bölgeleri etkileyerek kişinin melankoliye olan eğilimini arttırabilir. Gece saatlerinde olan seratonin seviyesindeki düşüş de bu hislerin artmasına neden olabilir.
Geceleri olumsuz düşüncelerde artışın yalnızlık, uykusuzluk, ışık faktörü, sirkadiyen ritimdeki bozulmalar, hormonlardaki değişimler gibi birçok nedeni bulunur. Bu bulgular, gece saatlerindeki olumsuz düşünce ve hislerin nedenini açıklayarak psikolojik sağlık açısından risk faktörü olabileceğini ve bu konu hakkında daha dikkatli olmamız gerektiğini gösteriyor.
Kaynakça:
Selvi, Y. Beşiroğlu, L. Aydın, A. (2011), Kronobiyoloj ve Duygudurum Bozuklukları. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 3(3) 368-386
Tubbs, A. (2022),The Mind After Midnight: Nocturnal Wakefulness, Behavioral Dysregulation and Psychopathology. Front Netw Pshysiol
Ballard, E. D. (2016), Nocturnal Wakefulness is Associated With Next Day Suicidal Ideation in Major Depressive Disorder and Bipolar Disorder. J Clin Psychiatry
Bazen bazı düşünceler aklımıza günün erken saatlerinde değil de gece saatlerinde düşer ve sanki içinden çıkılamayacak bir durumdaymışız gibi hissettirir. Halbuki aynı düşünceleri sabah arkadaşlarımızla tartıştığımızda problemin o kadar büyük olmadığını, olsa bile çözümünün daha ulaşılabilir olduğunu fark edebiliriz. Literatürde gece depresyonu diye ayrı bir başlık bulunmasa da depresyonun gece daha yoğunlaşmasıyla ilgili bu durum “nocturnal depression” olarak adlandırılır.
Gece saatlerinde daha melankolik hissetmenin birkaç nedeni bulunur. Bunlardan birisi beynin gün boyunca çevreden gelen uyaranlarla meşgul olup gece sessizlik ve yalnızlığın daha baskın olmasıdır. Dikkat gerektirmeyen pasif görevlerin daha fazla aktif olduğu, beynin daha otomatik çalıştığı durumlarda beyin bunlarla meşgul olur. Gece sessizlik ve yalnızlık “default mode network” yani “varsayılan mod ağı”nı aktifleştirir. FMRI ile beyin taraması yapan nörolog Marcus Raichle tarafından keşfedilen beynin bu kısmı dışsal dünyayla ilgilenmediğimizde aktif hale gelir ve iç dünyamıza dönerek kendi zihinsel süreçlerimize yönlendirir. Dış uyaranların daha az olduğu gece vakti bu ağ aktif hale geldiğinden gün boyunca işlenmemiş, bastırılmış duygular yüzeye çıkarak özellikle zaten depresyon, kaygı bozukluğu, bipolar teşhisi olan bireylerde bu durum daha belirgin hale gelebilir.
Geceleri genellikle dikkat dağıtıcı etkenler azaldığından sürekli tekrar eden olumsuz düşünceler kişilerin zihninde daha kolay oluşabilir. Bu nedenle ruminasyon yani yaşanmış stresli ve olumsuz düşüncelerin zihinde tekrarlanması durumuna gece saatlerinde daha sık karşılaşılabilir. Yapılan hatalar, gelecekle ilgili belirsizlik ve kaygılar sürekli sorgulanır hale gelir ve bu düşünceler başka bir neden olan uyku sorunlarına da yol açabilir.
4 ana biyolojik ritimden biri olan sirkadiyen ritim, yaklaşık 24 saatlik uyku ritmini ifade eder. Bu uyku- uyanıklık döngüsünün devamlılığı için pineal bezden salgılanan melatonin, vücut sıcaklığındaki ayarlanması ve plazma kortizol seviyelerindeki değişimler bu ritmi oluşturur. Işık gibi çevresel uyaranlar (zeitgeber), ritmin sıfırlanmasını ve döngünün başlamasını sağlar. Zeitgeberler içsel biyolojik saati, dış dünyadaki çevresel etkenlere (ışık, sıcaklık, jet lag gibi) göre hizalar. Işık, bu düzendeki en güçlü kaynaklardan birisidir. Kortizol, vücut sıcaklığı ve tiroid hormonları gibi değişkenlerin düzenlenmesini sağlar. Uykudan yaklaşık 2 saat önce salgılanmaya başlayan melatonin, vücudun biyoloji saati ve ışık seviyelerine göre düzenlenir. Burada yaşanan bir bozukluk, hormonların salgılanma düzenini etkiler. Depresyon hastalarında da bu düzendeki bozukluk sıkça görülür. Sirkadiyen ritim ve uyku bozuklukları gece daha depresif olunmasına yol açabilir.
Kronotip, biyolojik saatimize bağlı olarak günün hangi saatlerinde daha verimli olduğumuzu tanımlar. Kronotipimize göre genellikle gece ya da gündüz ya da nötr tip insan gruplandırmaları yaparız. Biyolojik saat, kronotiple uyumlu olur ve gece tipi insanlarda böyle bir eğilimin daha fazla olması olasıdır. Hem sağlıklı bireylerde hem de depresif hastalarda yapılan araştırmalar; gece (akşamlılık) tipinde olan bireylerin, depresyon açısından daha yüksek risk altında olduğunu öngörür. Bu tipte olan depresif hastalarda daha yüksek depresyon skoru ve özellikle gece ilerleyen saatlerde artan intihar düşünceleri olduğu gözlenmiştir.
“The Mind After Midnight” hipotezi, gece yarısından sonra beynin işleyişinde önemli değişikliler olduğunu ve bunun negatif duyguları arttırıp dürtüsel, riskli davranışların görülmesinin daha olası olduğunu söyler. Beynin ödül sisteminin bozulduğunu ve mantıklı düşünme kapasitesinin azaldığını öne sürer. Sirkadiyen ritim bozukluğu ve uyku yoksunluğu negatif düşüncelerin artmasına, riskli, dürtüsel eğilimin yükselmesine ve intihar gibi düşüncelerin artmasına neden olabileceğini belirtir. Uyku yoksunluğu, amigdala gibi duygusal işlemeden sorumlu bölgeleri etkileyerek kişinin melankoliye olan eğilimini arttırabilir. Gece saatlerinde olan seratonin seviyesindeki düşüş de bu hislerin artmasına neden olabilir.
Geceleri olumsuz düşüncelerde artışın yalnızlık, uykusuzluk, ışık faktörü, sirkadiyen ritimdeki bozulmalar, hormonlardaki değişimler gibi birçok nedeni bulunur. Bu bulgular, gece saatlerindeki olumsuz düşünce ve hislerin nedenini açıklayarak psikolojik sağlık açısından risk faktörü olabileceğini ve bu konu hakkında daha dikkatli olmamız gerektiğini gösteriyor.
Kaynakça:
Selvi, Y. Beşiroğlu, L. Aydın, A. (2011), Kronobiyoloj ve Duygudurum Bozuklukları. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 3(3) 368-386
Tubbs, A. (2022),The Mind After Midnight: Nocturnal Wakefulness, Behavioral Dysregulation and Psychopathology. Front Netw Pshysiol
Ballard, E. D. (2016), Nocturnal Wakefulness is Associated With Next Day Suicidal Ideation in Major Depressive Disorder and Bipolar Disorder. J Clin Psychiatry