Beden, Travmadan Etkilenir mi?
Yazan: Sude Bektaş
Travma kavramı; psikolojide kişi üzerinde yoğun korku, stres, tehdit oluşturan olaylara uğraması sonucunda meydana gelen durumdur. Sanılanın aksine nadir ve uçlarda yaşanan olaylar olmadan da bireylerin yaşamış olabileceği süreçlerdir. Bireylerde etkisi değişebilmekle beraber bu beklenmedik ve gerek fiziksel gerek ruhsal yaralanmaya yol açabilen bu durumlarla çoğunlukla hayatın ilerisinde tekrar karşılaşılır. Bu durum kaygı, vücutta ağrı, öfke, uyku problemleri, sindirim problemleri, odaklanma sorunları gibi semptomlarla karşımıza çıkabilir.
Bedenimiz travmaların izlerini taşır. Travmatik olaylar yalnızca zihnimiz tarafından algılanmaz, aynı zamanda vücudumuz da travmayı algılar ve tepki verir. Her yaşanılan travma bedende farklı izler bırakır ve bu izlerin doğru konumlandırılması çözüme gidilen yolda atılabilecek önemli bir adımdır. Travma anında bedenimiz savaş, kaç, don tepkisini verir. Bu vücudun hayatta kalmak için verdiği bir tepkidir. Bu tepki vücutta çeşitli kimyasal değişimler ortaya çıkarır ve kişinin savaşmasına, kaçmasına ya da donmasına neden olur. Travmatik olay sona erse de bu tepkiler var olmaya devam edebilir.
Beynin amigdala, hipokampus ve prefrontal korteks bölümlerini etkileyerek doğru çalışmasını engelleyebilir. Korku hissinden sorumlu ve beynimizin alarm merkezi olan amigdala sürekli tetikte olduğunda yaşanılan olay halihazırda var olan bir tehlike gibi algılanır. Örneğin çocukluğunda ailesi sürekli kavga eden kişi büyüdüğünde başka birileri tartıştığında dahi panik ve kaygı hissedebilir. Beynin hafıza merkezi olan hipokampus, travma sonrası sağlıklı şekilde çalışamadığından yaşanan olayları hatırlamak da güçleşir. Beyin bu anıları daha karmaşık ve parçalar halinde bedende kaydeder. Duygusal regülasyon ve karmaşık problemleri çözme gibi rolleri olan prefrontal korteks etkisiz hale geldiğinde kişi mantıklı kararlar almada güçlük çekebilir.
Travma sonrasında yaşanan olaylar tam olarak kayıt altına alınamayabilse de somatik hafıza bedenin bunu hatırlamasını sağlar. Travmaları tetikleyen ses, koku, görüntü gibi bir durumla karşılaşıldığında beden travmayı tekrar yaşıyormuş gibi hissedebilir. Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), travma sonrası yaygın bir durumdur. Bireylerde sürekli tetikte olma (hipervijilans), kâbus ve rahatsız edici anıların tekrarlanışı ve uykusuzluk gibi belirtilerle ortaya çıkabilir.
Bessel A. van der Kolk; kitabında travmaların bedende saklandığı için ses, koku, görüntü veya temasın travmayı tetikleyebileceğini anlatır. Bir doğal afet örneği olarak depremi yaşayan birey yıllar sonra bile ufak bir titreşim hissettiğinde yoğun bir korku hissedebilir. Bu tarz tetiklenmeler vücudun bilinçli olarak verdiği tepkilerden ziyade bağımsız olarak bedende kendini gösteren izlerdir.
“Ancak travma yaşayan insanlar bedenlerinin içinde de güvensiz hisseder. Geçmiş, acı verici içsel bir rahatsızlık biçiminde canlıdır. Bedenleri sürekli iç organlardan gelen sinyallerin yağmuruna tutulur, bu süreçleri kontrol etme çabası karşısında ise genellikle içsel duygularını göz ardı etme ve içerde olan bitene karşı hissizleşme konusunda uzmanlaşırlar. Kendilerinden saklanmayı öğrenirler.” (Bessel A. Van der Kolk, Beden Kayıt Tutar)
Travma, bedenimizin bir parçası haline gelir. Yalnızca zihinde hatırlanmaz aynı zamanda bedenin de verdiği tepkilerle tekrar hatırlanır bu sebeple travmayı unutmaya çalışmak, bastırmak yerine mevcut olan hatıraların tekrar düzenlenmesi değişim için önemlidir.
Travmayı tanımlama, var olan şemaların ve olumsuz inançların birey tarafından fark edilmesi iyileşme yönünde atılabilecek önemli adımlardır. Değişim için beden artık tehlikeden uzakta olduğunu ve şu anda olmayı anlamalıdır. Evet, beden travmayı saklar ancak iyileşmesi için doğru yöntemlerle yaklaşılırsa bu derin yaralar da dönüşebilir.
Kaynakça:
Travma kavramı; psikolojide kişi üzerinde yoğun korku, stres, tehdit oluşturan olaylara uğraması sonucunda meydana gelen durumdur. Sanılanın aksine nadir ve uçlarda yaşanan olaylar olmadan da bireylerin yaşamış olabileceği süreçlerdir. Bireylerde etkisi değişebilmekle beraber bu beklenmedik ve gerek fiziksel gerek ruhsal yaralanmaya yol açabilen bu durumlarla çoğunlukla hayatın ilerisinde tekrar karşılaşılır. Bu durum kaygı, vücutta ağrı, öfke, uyku problemleri, sindirim problemleri, odaklanma sorunları gibi semptomlarla karşımıza çıkabilir.
Bedenimiz travmaların izlerini taşır. Travmatik olaylar yalnızca zihnimiz tarafından algılanmaz, aynı zamanda vücudumuz da travmayı algılar ve tepki verir. Her yaşanılan travma bedende farklı izler bırakır ve bu izlerin doğru konumlandırılması çözüme gidilen yolda atılabilecek önemli bir adımdır. Travma anında bedenimiz savaş, kaç, don tepkisini verir. Bu vücudun hayatta kalmak için verdiği bir tepkidir. Bu tepki vücutta çeşitli kimyasal değişimler ortaya çıkarır ve kişinin savaşmasına, kaçmasına ya da donmasına neden olur. Travmatik olay sona erse de bu tepkiler var olmaya devam edebilir.
Beynin amigdala, hipokampus ve prefrontal korteks bölümlerini etkileyerek doğru çalışmasını engelleyebilir. Korku hissinden sorumlu ve beynimizin alarm merkezi olan amigdala sürekli tetikte olduğunda yaşanılan olay halihazırda var olan bir tehlike gibi algılanır. Örneğin çocukluğunda ailesi sürekli kavga eden kişi büyüdüğünde başka birileri tartıştığında dahi panik ve kaygı hissedebilir. Beynin hafıza merkezi olan hipokampus, travma sonrası sağlıklı şekilde çalışamadığından yaşanan olayları hatırlamak da güçleşir. Beyin bu anıları daha karmaşık ve parçalar halinde bedende kaydeder. Duygusal regülasyon ve karmaşık problemleri çözme gibi rolleri olan prefrontal korteks etkisiz hale geldiğinde kişi mantıklı kararlar almada güçlük çekebilir.
Travma sonrasında yaşanan olaylar tam olarak kayıt altına alınamayabilse de somatik hafıza bedenin bunu hatırlamasını sağlar. Travmaları tetikleyen ses, koku, görüntü gibi bir durumla karşılaşıldığında beden travmayı tekrar yaşıyormuş gibi hissedebilir. Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), travma sonrası yaygın bir durumdur. Bireylerde sürekli tetikte olma (hipervijilans), kâbus ve rahatsız edici anıların tekrarlanışı ve uykusuzluk gibi belirtilerle ortaya çıkabilir.
Bessel A. van der Kolk; kitabında travmaların bedende saklandığı için ses, koku, görüntü veya temasın travmayı tetikleyebileceğini anlatır. Bir doğal afet örneği olarak depremi yaşayan birey yıllar sonra bile ufak bir titreşim hissettiğinde yoğun bir korku hissedebilir. Bu tarz tetiklenmeler vücudun bilinçli olarak verdiği tepkilerden ziyade bağımsız olarak bedende kendini gösteren izlerdir.
“Ancak travma yaşayan insanlar bedenlerinin içinde de güvensiz hisseder. Geçmiş, acı verici içsel bir rahatsızlık biçiminde canlıdır. Bedenleri sürekli iç organlardan gelen sinyallerin yağmuruna tutulur, bu süreçleri kontrol etme çabası karşısında ise genellikle içsel duygularını göz ardı etme ve içerde olan bitene karşı hissizleşme konusunda uzmanlaşırlar. Kendilerinden saklanmayı öğrenirler.” (Bessel A. Van der Kolk, Beden Kayıt Tutar)
Travma, bedenimizin bir parçası haline gelir. Yalnızca zihinde hatırlanmaz aynı zamanda bedenin de verdiği tepkilerle tekrar hatırlanır bu sebeple travmayı unutmaya çalışmak, bastırmak yerine mevcut olan hatıraların tekrar düzenlenmesi değişim için önemlidir.
Travmayı tanımlama, var olan şemaların ve olumsuz inançların birey tarafından fark edilmesi iyileşme yönünde atılabilecek önemli adımlardır. Değişim için beden artık tehlikeden uzakta olduğunu ve şu anda olmayı anlamalıdır. Evet, beden travmayı saklar ancak iyileşmesi için doğru yöntemlerle yaklaşılırsa bu derin yaralar da dönüşebilir.
Kaynakça:
Beden Kayıt Tutar, Bessel A. van der Kolk
Tuğba Özyanık, Sultan Tarlacı, 2022, Gelişim ve Psikoloji Dergisi, 3(6), 126
Tuğba Özyanık, Sultan Tarlacı, 2022, Gelişim ve Psikoloji Dergisi, 3(6), 126