Tüketim Çılgınlığı ve Pazarlama Psikolojisi
Neredeyse her birimiz sosyal medya kullanıcılarıyız. Karşımıza çıkan her video ve görselden etkileniyor muyuz? İzlediğimiz her tarifi canımız mı çekiyor ya da tüm popüler içerikleri evde deniyor muyuz? Tüketim çılgınlığı nedir, pazarlama psikolojisi nasıl olur ve biz tüketicilerin davranışlarına yansımalarını konuşacağız bu bölümde. Tüm bunları düşünmemi ve kafa yormamı sağlayan, ilham kaynağım olan “Dubai çikolatası” na teşekkür ederim. Nasıl oluyor da duymayanın ve denemeyenin kalmadığı bir içerik oldun, kendini nasıl pazarladın? Aklımda deli sorular…
Neyi talep ederiz, ihtiyaçlarımızı neye göre belirleriz? Gelin Abraham Maslow’ un ihtiyaçlar hiyerarşisine göz atalım.
1. Fizyolojik gereksinimler (nefes, besin, su, cinsellik, uyku, denge, boşaltım)
2. Güvenlik gereksinimi (vücut, iş, kaynak, etik, aile, sağlık, mülkiyet güvenliği)
3. Ait olma, sevgi, sevecenlik gereksinimi (arkadaşlık, aile, cinsel yakınlık)
4. Saygınlık gereksinimi (kendine saygı, güven, başarı, diğerlerinin saygısı, başkalarına saygı)
5. Kendini gerçekleştirme gereksinimi
Kim Bu Herkes ?
Bu durumların en temeldeki götürüsü hayat tatmini ve özgüvenimizde oluşturduğu tahribattır. Bir gruba dahil olmanın / olabilmenin yahut okul içinde popüler olmanın yolu kişisel meziyetlerimizden ziyade giydiğimiz marka, kullandığımız elektronik aletler ve “takıldığımız” mekanlar olmaya başlamışken, insanlar kendilerini tükettikleri eşyalardan ibaret hale getiriyorken; bireyin biricikliği ortadan kalkıyor! Herkeste var ve herkes gidiyor diye yapılan faaliyetler, tüketilen ürünler bizi biz olmaktan çıkartıp “herkes” haline getiriyor. “Herkes” olabilecek maddi durumu olanlar kendi biricikliğini yaşayamamanın eksikliğini yaşarken; bu madde merkezli toplumun içinde kalmış insanlar ise tüketemeyişlerini bir eksiklik kabul ederek özgüven eksikliğinin / ruhi çöküntünün içine düşüyorlar. Bu kadar ile kalmıyor; “herkesler” ; “herkes” kalabilmek yani tüketebilmek için daha çok çalışmanın derdine düşüyor, daha çok kazanmanın derdine, peki ne oluyor? Kendi biricikliklerini yaşayamadıkları gibi bugünlerini de yaşayamıyorlar, bu da onları ihtiyaçlar pramidinin en tepesine yani kendini gerçekleştirmeye yani kendini yaşamaya, biricikliğine biraz daha uzaklaştırıyor. Hayat tatmini zaten olmayan bu herkesler bir de dönüp arkalarına bakıyorlar ki; ömür tarlasının yarısı yürünmüş ve bir avuç ekin dahi ekilememiş, işte bu ölüm anksiyetesini doğuruyor ve psikolojik problemler dökülmeye başlıyor…
İnsanlar artık birbirleri ile muhatap olmak yerine tükettikleri ile muhatap olduklarından birbirlerini daha az tanır ve daha çok korkar oldular. Diğer taraftan konuşmamak, iletişim kurmamak şiddeti beraberinde getiriyor. Çocuklar ve gençler arasında akran zorbalığı, aile içi şiddet ve iş yerlerinde mobbing (baskı), içinde yaşadığımız durumun doğal neticesi. He tabi bir de insanlar iletişim kurmadıkları için daha rahat “herkes” olabiliyor. Eğer konuşulsa, diyalog kurulsa bireyler birbirleri arasındaki farklılıkları fark edecek yani biricik ve özel olduklarını görebilecekler! Günümüzde diyalog dahi tüketim üzerine kurulu; “ falanca telefonun kamerası süper” ,“bir araba yapmışlar 7 ileri vites “…

Pazarlama Psikolojisi
Günümüzde pazarlama, tüketici ile başlamakta ve piyasaya arz edilen malların tüketimi ile devam etmektedir. Dolayısıyla tüketici toplum, fiziksel ve sosyal çevre giderek işletmelerin pazarlama faaliyetlerinin odak noktası haline gelmektedir.
Bir pazarın varlığı öncelikle; duyulan ihtiyaç birimleri ile onları tatmin edecek karşılıklarının mevcudiyetine bağlıdır. Bunlar; Pazar, tüketici ve çeşitleri, mallar, pazarlama organları ve araçlarıdır. Bir ürünün veya mamulün değerlenebilmesi yani bir mal olabilmesi onu satın alacak tüketicinin var olmasına bağlı olduğu için tüketici ve onun zorunlulukları ile arzuları bütün pazarlamaya hâkimdir. Tüketicinin bu isteklerine boyun eğmek, ona uymak, onu tatmin etmek kısaca arzu ve isteklerine tabii olmak şarttır. Her imalatçı, üretici ve satıcı bu mutlak hâkimin arzularını kollamak, tanımak, onlara uyum göstermek zorundadır. Ancak bu aşamadan sonra tüketicilere göre düzenleme, tanıtma ve en sonunda da mal ya da hizmetini satma olanağına ulaşabilirler.
Tüketicide Merak Sağlayan Etmenler
Tüketicinin “niçin” satın aldığı onun meraklarını oluşturur. Bu meraklar, motivasyonlar bizzat veya ailesinin ya da işletmesinin ihtiyaçlarıdır. Bunlar çok yönlü olan insanın; yine çok yönlü olan psikolojik yapısını; çok çeşitli arzu, içgüdü, alışkanlık veya bir takım kompleksler olarak yaşarlar. Tüketicin mal ve hizmet uyarıcıları ile karşılaşması sonucu etki ve tepki gösterme potansiyelinin aşağıdaki bileşik etmenlerin bir fonksiyonu olduğu söylenebilir:
Kişisel Etmenler: Kavrama, algılama, öğrenme, kişilik ve güdülenme ile ‘tutumlar’ gibi temel psikolojik ve sosyo-psikolojik değişkenler.
Toplumsal Etmenler: Grup üyeliği ye da toplumsal etkileme gibi temel toplumsal ve psiko-sosyal değişkenler.
Sosyo-kültürel Etmenler: Sosyal sınıf, kültürler ve alt kültürleri gibi temel toplumsal ve kültürel antropolojik değişkenler.
Tüketicilerin ne, nerede, ne zaman, ne kadar, niçin satın aldıkları sürekli araştırma konusudur. Ancak, tüketici satın alma davranışları hakkında bilgi edinmek o kadar kolay değildir- cevaplar genellikle tüketicinin zihninin derinliklerine kilitlenir ve çoğu zaman tüketiciler de satın alma kararlarını neyin etkilediği konusunda fikir sahibi değildirler. Tüketici davranışları konusunda birçok çalışmalar yapılmış, modeller geliştirilmiş, davranışları etkileyen farklı sosyolojik ve psikolojik faktörler üzerinde durulmuştur. Tüketici satın alma modelinde pazarlama uyaranları ile çevresel uyaranlar (Ekonomik, Teknolojik, Toplumsal ve Kültürel) tüketicinin kara kutusu olarak adlandırılan zihnine ulaşır. Bu uyaranlar zihinde belli psikolojik süreçler (motivasyon, algı, öğrenme, inanç ve tutumlar) ile harmanlanır ve kişisel özelliklere göre farklı tepkiler ortaya çıkar. Pazarlamacılar, dış uyaranlar ile nihai satın alma kararı arasında tüketicinin zihninde neler olduğunu anlamaya çalışırlar. Çünkü aynı zamanda tüketicilerin satın alma tercihleri, motivasyon, algı, öğrenme, inanç ve tutum olan bu dört temel psikolojik faktörden etkilenmektedir.
Reklamcılıkta Davranışçı Yaklaşım
Psikoloji farklı akademik disiplinlerle beraber tüketici davranış ve pazarlama araştırmalarında da etkili bir disiplindir. 20. yüzyılın başlarında psikolojide bir akım olarak ortaya çıkan davranışsal yaklaşım ile pazarlama alanında davranışları etkileyen çevresel faktörlere odaklanılmaya başlanmıştır. Bu yaklaşımda insanların ne düşündüğü ve nasıl karar verdiğinden ziyade gözlenebilen ve ölçülebilen davranışları dikkate alınmıştır. Davranışsal psikolojinin reklamcılık üzerinde büyük etkisi olmuştur. Yaklaşımın önde gelen temsilcilerinden Amerikalı psikolog Watson’ın, teoriye yaptığı önemli akademik katkıların yanı sıra reklamcılık konusundaki çalışmaları da oldukça dikkat çekicidir. Watson 1920’lerde akademik hayattan ayrılarak kariyerini reklamcılık alanında geliştirmeye başlamış böylelikle davranışsal teoride yapmış olduğu çalışmalarını pazarlama alanında uygulayabileceği bir alan yaratmıştır.
Watson, davranışçılığı bir bilim olarak nitelendirmiş, üretim ve pazarlama sürecindeki tek değişkenin insan olduğunu söylemiştir. Pazar araştırma tekniklerinin geliştirilmesine önemli katkılarda bulunmuştur. Marka çekiciliği ve sigaranın alışkanlık yapan niteliklerini belirlemeye yönelik çeşitli deneyler yapmış, reklam kampanyaları geliştirmiştir. Reklamcılıkta Amerika’da çok büyük etkiler yaratmıştır. İnsanları makinaya benzeten Watson’a göre tüketicilerin satın alma davranışları kontrol ve tahmin edilebilirdi. Temel insani duyguların harekete geçirilmesiyle birlikte reklamın çekiciliğinin arttığına inanmıştı. Bireysel, organizasyonel ve sistemsel perspektife kadar birçok davranış değişikliği modeli bulunmaktadır. Darton 2008 yılında birçoğu literatürde yer almayan 60 model tespit etmiştir. Bu yaklaşımların bir kısmı pazarlama ve tüketici davranışlarında kullanılmıştır. Watson'la birlikte diğer önemli davranışsal akademisyenler arasında yaptıkları çalışmalarla ‘Klasik koşullanma’ teorisini ortaya koyan Ivan Petroviç Pavlov ve ‘Edimsel koşullanma’ kuramını ortaya çıkaran psikolog Burrhus Frederic Skinner yer almaktadır. En çok bilinen ve sıklıkla kullanılan bu davranışçı kuramlar, pazarlama ve tüketici davranışları çalışmalarında da sistematik olarak uygulanmaktadır.
Birçok makale ve bilimsel kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre reklam ve pazarlamanın tahminler ve varsayımlara dayanmadığını, çeşitli psikolojik temellere yaslandığını ayrıca tüketmenin sadece ihtiyaç gibi tek bir nedeni olmadığını öğrenmiş olduk. Gelin benim de araştırmamın ilham kaynağı olan “Dubai çikolatası”nın aklımı kurcaladığı tarafı olan sürü psikolojisine bir göz atalım.
Sürü Psikolojisi
Günlük dilde küçültücü bir anlam taşıyan “sürü psikolojisi” kavramı ilk olarak 1848′de Amerika’da kullanılmıştır. Dan Rice adında bir palyaço yerel bir seçimde bindiği bando arabasında çıkardığı gürültüyle çevresinde topladığı insanları, eğlenceli müziğe katılmaya ve desteklediği siyasetçiye oy vermeye davet etmiştir. Elde ettiği başarı daha sonra İngilizceye “Bandwagon Effect” (Bando Arabası Etkisi) kavramı olarak girmiş ve sürü psikolojisi anlamında kullanılmaya başlanmıştır. Psikoloji disiplinine göre sürü psikolojisi; belirli kurallar ve koşullarla şekillenen bir topluluğun, sorgulamadan birbirine benzer düşünce, inanç ve davranışlar geliştirmesidir. Konuya giriş yaptığım “Dubai çikolatası” ile örneğimi tamamlamak isterim.
Çoğunluktan yana olmak: Herkes yapıyorsa ben de yapmalıyım, ben de tadına bakmalıyım, ben de videosunu çekmeliyim… “Kim Bu Herkes” başlığında yer verdiğim herkesten olma isteği, çoğunluktan yana olma davranışı.
Dışlanma korkusu: Yiyen ve beğenenlerin arasında tepkisiz kalmak istemiyorum, ben de yorum yapanların arasında olmalıyım, muhabbetine dâhil olduğum ortamda yalnız hissetmemeliyim.
KAYNAKÇA
doktortakvimi.com, Tüketim Çılgınlığı ve Ruh Sağlığımız, Psikolog Abdurrahman Atalay
Tüketim Psikolojisi ve Pazarlama: Güncel Trendler, Dr. Fatih Bilici
https://www.academia.edu/ Tüketici Davranışlarına Giriş, Ayşe Aydın
dergipark.org.tr, Pazarlamanın Psikolojik Temellerine Bakış, Asuman Bihter Civelek
acarbaltas.com, Sürüye Uymak, Prof. Dr. Acar Baltaş
Neyi talep ederiz, ihtiyaçlarımızı neye göre belirleriz? Gelin Abraham Maslow’ un ihtiyaçlar hiyerarşisine göz atalım.
1. Fizyolojik gereksinimler (nefes, besin, su, cinsellik, uyku, denge, boşaltım)
2. Güvenlik gereksinimi (vücut, iş, kaynak, etik, aile, sağlık, mülkiyet güvenliği)
3. Ait olma, sevgi, sevecenlik gereksinimi (arkadaşlık, aile, cinsel yakınlık)
4. Saygınlık gereksinimi (kendine saygı, güven, başarı, diğerlerinin saygısı, başkalarına saygı)
5. Kendini gerçekleştirme gereksinimi
Kim Bu Herkes ?
Bu durumların en temeldeki götürüsü hayat tatmini ve özgüvenimizde oluşturduğu tahribattır. Bir gruba dahil olmanın / olabilmenin yahut okul içinde popüler olmanın yolu kişisel meziyetlerimizden ziyade giydiğimiz marka, kullandığımız elektronik aletler ve “takıldığımız” mekanlar olmaya başlamışken, insanlar kendilerini tükettikleri eşyalardan ibaret hale getiriyorken; bireyin biricikliği ortadan kalkıyor! Herkeste var ve herkes gidiyor diye yapılan faaliyetler, tüketilen ürünler bizi biz olmaktan çıkartıp “herkes” haline getiriyor. “Herkes” olabilecek maddi durumu olanlar kendi biricikliğini yaşayamamanın eksikliğini yaşarken; bu madde merkezli toplumun içinde kalmış insanlar ise tüketemeyişlerini bir eksiklik kabul ederek özgüven eksikliğinin / ruhi çöküntünün içine düşüyorlar. Bu kadar ile kalmıyor; “herkesler” ; “herkes” kalabilmek yani tüketebilmek için daha çok çalışmanın derdine düşüyor, daha çok kazanmanın derdine, peki ne oluyor? Kendi biricikliklerini yaşayamadıkları gibi bugünlerini de yaşayamıyorlar, bu da onları ihtiyaçlar pramidinin en tepesine yani kendini gerçekleştirmeye yani kendini yaşamaya, biricikliğine biraz daha uzaklaştırıyor. Hayat tatmini zaten olmayan bu herkesler bir de dönüp arkalarına bakıyorlar ki; ömür tarlasının yarısı yürünmüş ve bir avuç ekin dahi ekilememiş, işte bu ölüm anksiyetesini doğuruyor ve psikolojik problemler dökülmeye başlıyor…
İnsanlar artık birbirleri ile muhatap olmak yerine tükettikleri ile muhatap olduklarından birbirlerini daha az tanır ve daha çok korkar oldular. Diğer taraftan konuşmamak, iletişim kurmamak şiddeti beraberinde getiriyor. Çocuklar ve gençler arasında akran zorbalığı, aile içi şiddet ve iş yerlerinde mobbing (baskı), içinde yaşadığımız durumun doğal neticesi. He tabi bir de insanlar iletişim kurmadıkları için daha rahat “herkes” olabiliyor. Eğer konuşulsa, diyalog kurulsa bireyler birbirleri arasındaki farklılıkları fark edecek yani biricik ve özel olduklarını görebilecekler! Günümüzde diyalog dahi tüketim üzerine kurulu; “ falanca telefonun kamerası süper” ,“bir araba yapmışlar 7 ileri vites “…
Pazarlama Psikolojisi
Günümüzde pazarlama, tüketici ile başlamakta ve piyasaya arz edilen malların tüketimi ile devam etmektedir. Dolayısıyla tüketici toplum, fiziksel ve sosyal çevre giderek işletmelerin pazarlama faaliyetlerinin odak noktası haline gelmektedir.
Bir pazarın varlığı öncelikle; duyulan ihtiyaç birimleri ile onları tatmin edecek karşılıklarının mevcudiyetine bağlıdır. Bunlar; Pazar, tüketici ve çeşitleri, mallar, pazarlama organları ve araçlarıdır. Bir ürünün veya mamulün değerlenebilmesi yani bir mal olabilmesi onu satın alacak tüketicinin var olmasına bağlı olduğu için tüketici ve onun zorunlulukları ile arzuları bütün pazarlamaya hâkimdir. Tüketicinin bu isteklerine boyun eğmek, ona uymak, onu tatmin etmek kısaca arzu ve isteklerine tabii olmak şarttır. Her imalatçı, üretici ve satıcı bu mutlak hâkimin arzularını kollamak, tanımak, onlara uyum göstermek zorundadır. Ancak bu aşamadan sonra tüketicilere göre düzenleme, tanıtma ve en sonunda da mal ya da hizmetini satma olanağına ulaşabilirler.
Tüketicide Merak Sağlayan Etmenler
Tüketicinin “niçin” satın aldığı onun meraklarını oluşturur. Bu meraklar, motivasyonlar bizzat veya ailesinin ya da işletmesinin ihtiyaçlarıdır. Bunlar çok yönlü olan insanın; yine çok yönlü olan psikolojik yapısını; çok çeşitli arzu, içgüdü, alışkanlık veya bir takım kompleksler olarak yaşarlar. Tüketicin mal ve hizmet uyarıcıları ile karşılaşması sonucu etki ve tepki gösterme potansiyelinin aşağıdaki bileşik etmenlerin bir fonksiyonu olduğu söylenebilir:
Kişisel Etmenler: Kavrama, algılama, öğrenme, kişilik ve güdülenme ile ‘tutumlar’ gibi temel psikolojik ve sosyo-psikolojik değişkenler.
Toplumsal Etmenler: Grup üyeliği ye da toplumsal etkileme gibi temel toplumsal ve psiko-sosyal değişkenler.
Sosyo-kültürel Etmenler: Sosyal sınıf, kültürler ve alt kültürleri gibi temel toplumsal ve kültürel antropolojik değişkenler.
Tüketicilerin ne, nerede, ne zaman, ne kadar, niçin satın aldıkları sürekli araştırma konusudur. Ancak, tüketici satın alma davranışları hakkında bilgi edinmek o kadar kolay değildir- cevaplar genellikle tüketicinin zihninin derinliklerine kilitlenir ve çoğu zaman tüketiciler de satın alma kararlarını neyin etkilediği konusunda fikir sahibi değildirler. Tüketici davranışları konusunda birçok çalışmalar yapılmış, modeller geliştirilmiş, davranışları etkileyen farklı sosyolojik ve psikolojik faktörler üzerinde durulmuştur. Tüketici satın alma modelinde pazarlama uyaranları ile çevresel uyaranlar (Ekonomik, Teknolojik, Toplumsal ve Kültürel) tüketicinin kara kutusu olarak adlandırılan zihnine ulaşır. Bu uyaranlar zihinde belli psikolojik süreçler (motivasyon, algı, öğrenme, inanç ve tutumlar) ile harmanlanır ve kişisel özelliklere göre farklı tepkiler ortaya çıkar. Pazarlamacılar, dış uyaranlar ile nihai satın alma kararı arasında tüketicinin zihninde neler olduğunu anlamaya çalışırlar. Çünkü aynı zamanda tüketicilerin satın alma tercihleri, motivasyon, algı, öğrenme, inanç ve tutum olan bu dört temel psikolojik faktörden etkilenmektedir.
Reklamcılıkta Davranışçı Yaklaşım
Psikoloji farklı akademik disiplinlerle beraber tüketici davranış ve pazarlama araştırmalarında da etkili bir disiplindir. 20. yüzyılın başlarında psikolojide bir akım olarak ortaya çıkan davranışsal yaklaşım ile pazarlama alanında davranışları etkileyen çevresel faktörlere odaklanılmaya başlanmıştır. Bu yaklaşımda insanların ne düşündüğü ve nasıl karar verdiğinden ziyade gözlenebilen ve ölçülebilen davranışları dikkate alınmıştır. Davranışsal psikolojinin reklamcılık üzerinde büyük etkisi olmuştur. Yaklaşımın önde gelen temsilcilerinden Amerikalı psikolog Watson’ın, teoriye yaptığı önemli akademik katkıların yanı sıra reklamcılık konusundaki çalışmaları da oldukça dikkat çekicidir. Watson 1920’lerde akademik hayattan ayrılarak kariyerini reklamcılık alanında geliştirmeye başlamış böylelikle davranışsal teoride yapmış olduğu çalışmalarını pazarlama alanında uygulayabileceği bir alan yaratmıştır.
Watson, davranışçılığı bir bilim olarak nitelendirmiş, üretim ve pazarlama sürecindeki tek değişkenin insan olduğunu söylemiştir. Pazar araştırma tekniklerinin geliştirilmesine önemli katkılarda bulunmuştur. Marka çekiciliği ve sigaranın alışkanlık yapan niteliklerini belirlemeye yönelik çeşitli deneyler yapmış, reklam kampanyaları geliştirmiştir. Reklamcılıkta Amerika’da çok büyük etkiler yaratmıştır. İnsanları makinaya benzeten Watson’a göre tüketicilerin satın alma davranışları kontrol ve tahmin edilebilirdi. Temel insani duyguların harekete geçirilmesiyle birlikte reklamın çekiciliğinin arttığına inanmıştı. Bireysel, organizasyonel ve sistemsel perspektife kadar birçok davranış değişikliği modeli bulunmaktadır. Darton 2008 yılında birçoğu literatürde yer almayan 60 model tespit etmiştir. Bu yaklaşımların bir kısmı pazarlama ve tüketici davranışlarında kullanılmıştır. Watson'la birlikte diğer önemli davranışsal akademisyenler arasında yaptıkları çalışmalarla ‘Klasik koşullanma’ teorisini ortaya koyan Ivan Petroviç Pavlov ve ‘Edimsel koşullanma’ kuramını ortaya çıkaran psikolog Burrhus Frederic Skinner yer almaktadır. En çok bilinen ve sıklıkla kullanılan bu davranışçı kuramlar, pazarlama ve tüketici davranışları çalışmalarında da sistematik olarak uygulanmaktadır.
Birçok makale ve bilimsel kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre reklam ve pazarlamanın tahminler ve varsayımlara dayanmadığını, çeşitli psikolojik temellere yaslandığını ayrıca tüketmenin sadece ihtiyaç gibi tek bir nedeni olmadığını öğrenmiş olduk. Gelin benim de araştırmamın ilham kaynağı olan “Dubai çikolatası”nın aklımı kurcaladığı tarafı olan sürü psikolojisine bir göz atalım.
Sürü Psikolojisi
Günlük dilde küçültücü bir anlam taşıyan “sürü psikolojisi” kavramı ilk olarak 1848′de Amerika’da kullanılmıştır. Dan Rice adında bir palyaço yerel bir seçimde bindiği bando arabasında çıkardığı gürültüyle çevresinde topladığı insanları, eğlenceli müziğe katılmaya ve desteklediği siyasetçiye oy vermeye davet etmiştir. Elde ettiği başarı daha sonra İngilizceye “Bandwagon Effect” (Bando Arabası Etkisi) kavramı olarak girmiş ve sürü psikolojisi anlamında kullanılmaya başlanmıştır. Psikoloji disiplinine göre sürü psikolojisi; belirli kurallar ve koşullarla şekillenen bir topluluğun, sorgulamadan birbirine benzer düşünce, inanç ve davranışlar geliştirmesidir. Konuya giriş yaptığım “Dubai çikolatası” ile örneğimi tamamlamak isterim.
Çoğunluktan yana olmak: Herkes yapıyorsa ben de yapmalıyım, ben de tadına bakmalıyım, ben de videosunu çekmeliyim… “Kim Bu Herkes” başlığında yer verdiğim herkesten olma isteği, çoğunluktan yana olma davranışı.
Dışlanma korkusu: Yiyen ve beğenenlerin arasında tepkisiz kalmak istemiyorum, ben de yorum yapanların arasında olmalıyım, muhabbetine dâhil olduğum ortamda yalnız hissetmemeliyim.
KAYNAKÇA
doktortakvimi.com, Tüketim Çılgınlığı ve Ruh Sağlığımız, Psikolog Abdurrahman Atalay
Tüketim Psikolojisi ve Pazarlama: Güncel Trendler, Dr. Fatih Bilici
https://www.academia.edu/ Tüketici Davranışlarına Giriş, Ayşe Aydın
dergipark.org.tr, Pazarlamanın Psikolojik Temellerine Bakış, Asuman Bihter Civelek
acarbaltas.com, Sürüye Uymak, Prof. Dr. Acar Baltaş