Succession

Yazan: Ömer Koyun

Bir televizyon dizisi ne kadar prestijli ödül alabilirse, hepsini sildi süpürdü Succession. Çekim açıları, mekan seçimleri, müzik, oyunculuklar, yönetmenlik ve senaryo için kesinlikle her birinin A kalite olduğunu söylemek mümkün. Aslında dört evladın bir holdingin yönetimine geçmek için babalarıyla mücadelesi, çok klişe bir konu gibi dursa da dizi, iyi olduğu konuları hemen yüzünüze çarparak bunun yanlışlığını ortaya koyuyor. O zaman bakalım, neymiş ortalığı kasıp kavuran Succession.

Benim için dizideki en önemli performans Jeremy Strong, ya da dizideki ismiyle “Eldest Boy” Kendall Roy’du. Kendall’ın sezonlar içerisinde yaşadığı kırılmalar, onu babasının koltuğu için en güçlü aday yapmasına rağmen, sürekli onu geriye çeken en temel olay oldu. Kendall aslında kendini geliştirmiş ve bu koltuk için en ideal aday konumunda. Ancak Kendall, kendini keşfedememiş biri ve bu, onda bir kimlik çatışması yaratıyor. Ruh haline ya da o an benimsediği doğrulara göre, bu durum onun giyimini dahi etkiliyor. Ve aslında her kardeşte olan ‘babadan onay alma’ arzusu, onların ve özellikle Kendall’ın özsaygısını fazlasıyla etkiliyor.


Sırada ise Sarah Snook tarafından canlandırılan Shiv, namıdiğer ‘Pinky’, var. Shiv, azlasıyla hırslı ve bu ‘Taht Oyunu’nu hakkını vererek oynuyor. Kendi hayatında ise sağlıklı olarak ele alınamayacak bir evliliğe sahip. Bunu bağlanma sorunları ile açıklamak Shiv adına çok doğru olmayacaktır. Shiv’in durumunu, babasından gelen tutarsız ve manipülatif tutumlar sebebiyle sağlıklı ilişkiler kuramaması olarak düşünebiliriz. Şimdi ise Romulus, yani Roman, var. Roman özgüvenli, sarkastik davranışları benimsemiş ve bunu bir kalkan olarak değerlendirmek çok doğru olacaktır. Sıradaki isim ise hepimizin tanıdığı Pride & Prejudice’in Mr. Darcy’si Matthew Macfadyen. Dizide Shiv’in eşi Tom olarak karşımıza çıkan oyuncu, yaşadığı bir nevi iç güveysi olma durumunu bizlere sonuna kadar hissettirdi. Tom, genel olarak eşi tarafından yalnız bırakılan biri ve bunu hep bir yere kadar sineye çekmişti.
Ama dizideki en güçlü karakter şüphesiz ki baba Logan Roy. Usta oyuncu Brian Cox tarafından harika bir şekilde yansıtılan karakter, sıfırdan başlayarak Waystar Royco’yu kuruyor. Bütün medyayı kontrolünde tutuyor demek yanlış olmaz aslında. Dünya çapında medya ajanslarına sahip olan Logan, bu ajanslar yardımıyla dilediği propagandayı yaptırmak konusunda hiçbir şekilde ikilemde kalmayan biri. Hatta gerektiğinde kendi çocuklarına karşı bile itibar suikastı düzenliyor ve bunu, kendisini ve sıfırdan bugünlere getirdiği medya imparatorluğunu korumak için hak görüyor. Logan, geçmişte çok sıkıntı yaşamış biri ve bence o zor günleri yaşamamış olan kendi çocuklarına karşı bir kin ve kıskançlık duygusuna sahip. Logan’ın en güçlü karakter olduğunu söylemiştim.

Şöyle bir örnek vereyim: Bir otel odasında, bir sonraki ABD başkanına kendi karar verebiliyor. Cidden inanılmaz ve bir insanın kontrolünde olmaması gereken bir güç.

Kesit
Bu dizi hakkında çok sayıda iyi ve kötü yorum duyma şansınız var ve bu çok doğal. Bir diziyi insanlara bağlayan en önemli unsur, insanların bu diziyi seyrederken kendilerinden bir parça bulması belki de. Ama Succession size bu imkanı sunan bir dizi değil. Kaçımız milyarder bir medya imparatorluğunun
varisiyiz ki sanki? İşte tam olarak burada devreye muazzam şekilde yazılmış karakterler ve sezonlar boyunca tutarlı şekilde devam eden bir karakter gelişimini bizlere sunan senaryo ekibi giriyor. Her sezon farklı duyguları ve şokları bizlere yaşatan Succession, şimdiden televizyon tarihinin en kült işlerinden biri olmayı başardı. Bunu da karakterleri şirin yansıtarak, bir nevi kolay yolla yapmak yerine, her karakterin karanlık, saklamaya çalıştığı ve bastırdığı yönlerini bizlere göstererek saf bir seyir zevki sundu.