My Favorite Cake

Yazan: Melike Müdebbire Erdem

2024 yapımı bir İran filmi ve 74. Berlin Film Festivali’nde iki ödüle (FIPRESCI Ödülü ve Ekümenik Jüri Ödülü) layık görülen My Favorite Cake, sade bir hikâye üzerinden derin bir insani ve kültürel sorgulama sunuyor. Yönetmen Moghaddam ve Sanaeeha, yaşlanma, yalnızlık ve insanın bağlantı kurma ihtiyacını, modern İran’ın zorlukları ve çelişkileri bağlamında işliyor. Filmin baş karakteri ve 70 yaşında olan Mahin, yalnız geçen yılların ardından bir günlüğüne hayatında kıvılcım yaratmayı seçerken, hikâye bizi bu kararın insani ve psikolojik sonuçlarına tanık olmaya davet ediyor. Film, toplumsal baskılar ve bireysel arzular arasında sıkışmış bireylerin hikâyesini, İran’ın ahlak polisliği ve toplumsal normlarıyla çerçeveleyen bir alt metinle destekliyor. Ancak film, politik bir eleştiriden ziyade bireysel yaşamın içsel karmaşıklıklarına odaklanmayı tercih ediyor.

Film, yaşlılık döneminde insan psikolojisinin geçirdiği süreçleri ve bunların nasıl şekillendiğine dair önemli ipuçları sunuyor. Filmde, Mahin’in bu süreçte kendine yeni bir anlam ararken, geçmişte yaşanan kayıpların, toplumsal normların ve yalnızlığın getirdiği izolasyonla yüzleştiğini görüyoruz. Mahin’in hikâyesi, Erik Erikson’un psiko-sosyal gelişim teorisindeki “ego integrity vs. despair” aşamasını anımsatıyor. Bu bağlamda, Mahin’in fiziksel görünüşüne ve yaşına olan dikkati, yaşlanma sürecinde beden algısının insan ruh sağlığı üzerindeki etkisini hatırlatıyor. Ayrıca, filmde yalnızlık ve toplumsal yabancılaşma gibi psikolojik fenomenler, hem Mahin’in hem de çevresindeki karakterlerin yaşamında belirgin şekilde yer buluyor.

Filmde yalnızlık teması yalnızca bireysel bir sorun olarak değil, aynı zamanda modernleşen bir toplumun giderek daha parçalanmış ve bireyselleşmiş yapısının bir sonucu olarak ele alınıyor. Mahin’in arkadaş grubunun yıllar içinde seyrekleşen buluşmaları ve çocuklarının önceliklerini annelerinden uzaklaştıran yaşam mücadeleleri, yalnızlığın sosyo-kültürel bir boyut kazandığını gösteriyor. Bu durum, İran gibi topluluk odaklı bir kültürde bireylerin modern dünyaya uyum sağlama çabasıyla geleneksel değerlerin çatışması olarak da yorumlanabilir.

Mahin’in hikâyesinde, yaşlılıkta romantik bir bağlantı arayışının toplumsal ve cinsiyet rollerine dair algıları sorgulandığı görülüyor. Özellikle yaşlıların veya kadınların cinselliği ve romantizmi, toplum tarafından genellikle göz ardı edilir veya hoş karşılanmaz. Ancak Mahin, toplumsal beklentilere karşı koyarak kendi arzularını ifade etmeye cesaret ediyor ve sonunda aradığını buluyor. “Her duygunun bir geceye sığabildiği bir aşk hikâyesi” başlar: Faramerz ve Mahin’in ilişkisi… Mahin’in bu cesareti, yalnızca bireysel bir özgürlük eylemi değil, aynı zamanda toplumsal normlara karşı bir meydan okuma olarak da okunabilir.

Tüm engellere rağmen arzularını canlı tutmaya ve hayata tutunmaya çalışan iki karakterin samimiyeti, izleyiciyi empatiye sürüklüyor. Bazı diyalogların klişe olması ve olayların hızlı gelişmesi, karakterlerin psikolojik yolculuğunu daha derinlemesine keşfetme fırsatını kısıtlıyor. Filmin dramatik yapısındaki bazı tercihler nedeniyle olay örgüsünü tahmin edebilmem, etkileyiciliğini bir ölçüde azalttı. Ancak buna rağmen filmi izlerken gözyaşlarıma hâkim olmakta zorlandığımı belirtmeliyim. Yazının sonlarına doğru, filmin adının neden My Favorite Cake (En Sevdiğim Pastam) olduğu sorusu da akıllarda bir soru işareti oluşturuyor. “Her duygunun bir geceye sığabildiği bir aşk hikâyesinden geriye ise flu bir fotoğraf ve yenmemiş bir pasta kalır” diyerek noktalanıyor.